Hepiniz hoş geldiniz kardeşlerim. Uzun yıllar Allah nasip etti konuştuk, konuşuyoruz. Bir takım şeyler yazdık, Allah lütfetti yazdık. Karınca kararınca hizmet yapmaya uğraşıyoruz. Buradan istifade etmeniz birinci derecede bizi tanımanıza, inanmanıza ve muhabbette yoğunlaşmanıza bağlı.
Bizim görevimiz, konumumuz, durumumuz Allah’a (cc) teslim olmayı gerektiriyor. Yani kendi irademizi dışarı atıp, kendi irademizden geçip, Allah’ın (cc) iradesine teslim olmamızı gerektiriyor. Şartlarımız, konumumuz bu. Şimdi şöyle bir misalle daha arz edeyim bunu: Diyelim ki Hz Allah (cc) bana bildirdi ki bir hafta sonra yahut bir ay sonra şöyle bir sıkıntı gelecek. Yani halkın nazarında taşlanacağım, itileceğim bir hal zuhur edecek benden. Hz. Allah (cc) belli ki bunu bana bildirdi, gönlüme geldi. Benim kulluk şuurum, kulluk anlayışım şunu gerektiriyor; ‘Ya Rabbi benden bu hali tebdil et’ demek hakkına sahip değiliz. Yani teslim olmak, o gelecek olanı beklemek durumundayız.
Kulluk bunu gerektiriyor kardeşlerim. Kafamıza göre değil de Allah’ın (cc) hakkımızdaki hükmüne teslim olmak, O’ndan razı olabilmek. Yani bunu başarabilmek, kulluk bu. Biz ne kadar kâmil ve mükemmel olursak olalım, Allah’ın (cc) kuluyuz. Allah’ın (cc) emir ve yasaklarına karşı manevi derecemiz arttıkça sorumluluğumuz da artar. Senden sorulmayan meseleler bizden sorulur. Bizim sorumluluğumuz sana göre çok daha büyüktür. Sizin için de, zaman içerisinde bu kulluk denen nimeti hazırlayabilmek, yani ihlaslı bir kul haline getirebilmek. Bunun için yoruluyoruz, terliyoruz.
Bizi yaratan Hz. Allah’tır (cc) . Bizim amellerimizi de yaratan Hz. Allah’tır (cc) . Biz yaptığımız ameller için Hz. Allah’tan aslında hiç bir hak iddia etme hakkına sahip değiliz. Çünkü o bizi var etmeseydi biz var olamazdık. O, bizim amelleri halk etmeseydi biz yapamazdık. Yani Allah (cc) ile bizim pazarlık yapma gücümüz yoktur kardeşlerim. Allah’a (cc) teslim olmak… Sen şu aklını düşün! Şu aklın olmasaydı ne kulluk şuuru olurdu, ne iman olurdu ne de hiçbir şey olmazdı. Ne dünya saadeti, ne ahiret saadeti olurdu. Öyle değil mi kardeşlerim. Bir aklı düşünün yani. İşte buralarda bu irfanı tahsil etmek, Allah’a (cc) kul olmak, O’nun istediği gibi bir kul olabilmek için bulunuyoruz. Resulullah Efendimizin (sav) tarif ettiği yoldan gidebilmek, O’nun ahlakıyla ahlaklanabilmek. Bunun için de kendi irademizi dışlamamız lazım. İlahi irade bizim bu görevi yapmamızı murad ediyorsa, yapılacak şey; “Yarabbi bize yardım et, yardımcı ol, biz bu görevi yerine getirelim” demektir. “Bizden bu görevi al” mantığı yoktur.
8 Nisanda bu görevi açıklamak durumunda kalmıştım kardeşlerim. Orada da bir açıklama durumunda kaldığımda ne demiştim; Tövbe, zikir, ihlas, muhabbet ve yokluk demiştim; Fena, kendinden fani olmak. Bu çalışmamızın esasını bunlar teşkil ediyor. Bu prensiplere kendimizi uyduracağız ve de üstüne basarak bugün söyleyeyim ki şartlar buna da beni zorluyor. Mecburum ki, senin bu yolda tüm sermayen bu gariban Ahmet’e bağlıdır. Tüm sermayen budur. Sen şunu yaptın, bunu yaptın. Sen hiçbir şey edemezsin. Sen buradan bağları kestiğin anda işin biter. Kırk beş senemi, hayatımı verdim bu yola ve manevi hali çok güzel olan insanlar gördüm. Çok şeyler yaşadım, tattım, çok şeyler duydum. Ama bütün bunları söylemekte zorlanıyordum, gene de zorlanıyorum. Rahat da konuşuyor değilim şu anda. Ama mecburum olay bu yani, tüm sermayen buraya muhabbet. Bunu başarırsan bu yolda bir yerlere gelirsin. Bunu başaramazsan içinde kem küm varsa, içinde vesvese varsa, içinde itiraz varsa, içinde şüphe varsa bir yere gidemezsin.
Peygamber efendimiz sahabeye “Siz beni ananızdan babanızdan evladınızdan, nefsinizden daha fazla sevmedikçe kamil bir mümin olamazsınız” buyurmuş mu? Ben de aynısını size söylüyorum. Bunun yolu bu, buradan geçer. Ben hacıyım, ben hocayım, ben umreye gittim, ben hafızım, ben şuyum… Sen hiçbir şey değilsin. Senin hiçbir şey olmadığını burada öğreteceğim sana. “Sen bir hiçsin”. İşte seni Allah’tan kesen şeylerden kurtarıp perdeyi kaldırıp, sendeki gerçek güzelliği tanıtmak istiyoruz. Onun için bize çok sıkı sıkıya bağlı olacaksın. Sıkı sıkıya reçeteye uyacaksın. “Şu sakalını kes” dediğimde “ya efendi bu sünnettir” deyip kem küm etmeyeceksin, keseceksin o kadar. Ne diyorsam senden iyi bilirim.
Yani teslimiyet kardeşlerim. Teslimiyet olacak. Otuz senedir geliyor vatandaş da Vahdete, Tevhide ait bir meseleyi konuşmakta zorlanıyorsam bu senin samimiyetsizliğindendir. İşin ustasıyım, ne konuştuğumu biliyorum. Vahdet ehliyim. Ustayım. Alın teriyle, gözyaşıyla, çile ile süzüle süzüle bir ömürden geldim buraya. İlahi irade istediği için bunları söylüyorum. Nefsi bir dava içinde değilim. Elimde olsaydı bu yükün altına girmezdim. Yani, “bunlar Allah dostları mazide kaldı, bunlar eskiden vardı, şimdi yok” bunlar boş laflar.
Biz bu günün insanı olduğumuz için elbette bize bir takım haset duyulacaktır. Bize bir takım hazımsızlık duyulacaktır. Elbette bir takım kimseler bizden rahatsızlık duyacaktır. Çünkü geçmişte de olmuştur. Anlaşılıyor mu kardeşlerim. Ne konuştuğum ortadadır. Yazdığım kitaplar ortadadır. Hep irfan yüklüdür. İrfan ilimden üstündür. Aklınızı başınıza alın. Senin gelip burada beni dinlemen orada nafile hac yapmandan üstündür. Senin inandığın Allah’ı (cc) tanıtmaya çalışıyorum burada sana. Ben irfan ehliyim. İşte yazdıklarım ortada. Manevi işaretler ortada. Kendinize gelin. Hesap içinde gelip gitmeyin. Muhabbetle gidip gelin. Samimi olun.
Beni bir Mürşid olarak, Pir olarak, Üstad olarak kabul ediyorsan, buranın şartları neyi gerektiriyorsa, onu yaparak gidip geleceksin. Yok, inanamıyorsan Allah yolunu açık etsin. Hiç eyvallahım yok, minnetim yok. Gidersen, dolanırsan ne olduğunu, buranın güzelliğini anlarsın. “Kapının önünden akan su acıdır” diyor İmam-ı Rabbani. Anlaşılıyor mu arkadaşlar. Bizde Kadiri neşesi vardır, Nakşibendi neşesi vardır. İki neşe birden verilmiştir bize bir lütfu ilahi olarak. Ve ikisinin yoğruluşudur, harcıdır buradaki şuandaki çalışma. Bazı tarikatlarda bu olmuştur. Ben Kadiri olarak başladım, Kadiri olarak da devam ederdim. Başım gözüm üstüne. Bu benin talebim değil, istediğim hiç değil. Ama ilahi irade böyle istiyor. Ben Allah’ın (cc) kuluyum. Görevden kaçamam. Olay böyle kardeşlerim. Her iki neşe bizde mevcuttur.
Buradan istifadenin yolu, samimi bir şekilde, iradesiz geleceksin buraya geleceksin. Sana şöyle telkin ediyorsam daha itiraz yok orada. Mürid iradesi olmayandır. Sen otuz senedir sırtını sıvazlattırma bana. Bu senin zayıflığındandır, samimiyetsizliğindendir. Hani hepimizin bildiği bir kıssa vardır: Aziz Mahmud Hüdai Hazretlerine Şeyh Üfdade hazretleri ciğer sattırmış, değil mi? Niye ciğer sattırmış ilim adamına, kastı, garezi ne? Demek ki o köprüden geçmesi gerekiyor. Ben de sana ciğer sattırmam gerekiyorsa satacaksın. Ben sana vahdet ile ilgili bir meseleyi açacağım zaman on tane besmele çekmek durumunda kalıyorsam, yüzüne bakıyorsam bu adam bunu kabul edebilir mi, bunu alabilir mi, işte bu senin samimiyetsizliğindendir.
Senin bilmediğini biliyorum. Vahdet ehliyim. Sana açılmayan bilgiler bana açılmıştır. Ama senin kabiliyetin, istidadın, teslimiyetin nispetinde, yavaş yavaş, zaman zaman açıyorum bu bilgileri. Buraya baş olmak için değil önce ayak olmak için gelin. Önce kulluk denen nimeti öğrenmeye gelin. Sert konuşuyorum; bunun da bir gerekçesi var. Birikmiş bir yorgunluk var üzerimde. Çünkü bugün bu sistemde cehenneme gitmek serbesttir ama cennete gitmek kademelidir. Bu gün böyle bir fitne ortamı -tabiri uygunsa-. Bir şeyler anlatmaya uğraşıyoruz. Yırtınıyoruz, çırpınıyoruz.
Benim gönlüm vahdet neşesiyle doludur. Ama siz buraya geldiğiniz zaman ister istemez kesrete dönük konuşmak mecburiyetindeyim. Şartlar beni buna mahkûm ediyor, mecbur ediyor. Senin sırtındaki şu gömleği değişmen gerekiyor, şu elbise kirlenmiş, şunu değiştirmek gerekiyor. Mecburen kesrete dönük konuşuyorum. Yoksa ben vahdet ehli insanları bulsam, özel sohbetlerde konuşsam hiç de daralmam. Çok da güzel şeyler konuşurum. Ama senin gönül âlemin dağınık… Sana üç yüz, beş yüz tespih okutturmam için sırtını sıvazlıyoruz. Sana vahdete ait bir şeyin kapısını aralayabilmek için on tane besmele çekiyoruz, yani zorlanıyoruz. Bunun sebebi sende teslimiyet yok. Bana iradenizi teslim edin. Bunu yapamıyorsanız bana yük olmayın. Ben ustayım.
Sizin sermayeniz bu. Şirkten kurtarmaya uğraşıyorum sizi. Ama sen buradaki hizmete yanaşmıyorsun hiç. Süzülerek geliyorsun, süzülerek gidiyorsun. Olmaz bana yük oluyorsunuz. Yani kendinize çeki düzen verin. Ya içeri girin ya dışarı çıkın. Bu nedir beyazdır, tabirimi mazur görün veya görmeyin, ben buna siyah diyorsam sen de siyah diyorsan gel buraya. Yoksa bana zahmet verme, yük olma. Senin iraden olmaz benim karşımda. Yıllardır sabrediyorum sana. Hz peygamber (sav) işaret yapıyor sana, otuz senedir oradan işaret geliyor, ama sen hala işin şuurunda, farkında değilsin. Sen devamlı sırtını sıvazlamamı bekliyorsun benden. Ama benim sırtımı sıvazlamıyor kimse. Allah’ın (cc) terbiyesi kahır sıfatından oluyor. Celal sıfatından oluyor.
Hz. Peygamberden (sav) daha sevgili, sevimli olur mu Allah’ın (cc) indinde; olmaz. Biz O’nun ayağının tozuyuz, toprağıyız. Hz. Peygamber’in (sav) çektiği çileleri bir düşünün. O’nun yaşadığı sıkıntıları bir düşünün. Samimiysen bu sıkıntılara katlanacaksın. Bazı zaman söylerim. Ben Hz. Peygamber’in (sav) ayağının bastığı toprağı öperim. Aynı düşüncede, görüşteyim. Peygamber’in (sav) emri olduğu için ben sizin karşınızda konuşuyorum. O beni bu görevde kullandığı için buradayım. Anlaşılıyor mu?
Kırk beş senedir sevgiyi çok yoğun bir şekilde yaşayan biriyim. Ama sen devamlı ticari bir mantıkla gelip gidiyorsun. Küsmek için bahane arıyorsun, böyle dervişlik olmaz kardeşim. Kusuruma bakmayın. Bu işe çalışacaksanız ders alın. Ben kimsenin yakasına sarılmıyorum. Bana verilmiş bir görev var. Ders alıyorsan bunun şartlarını, icabını yerine getireceksin. Kusura bakmayın. Kendinize gelin. Benim yüküm ağır. Niyetim sizi olgunlaştırmak, daha kemale erdirmek. Zamanı israf etmeyin. Ben gidiciyim. yetmiş yaşına geldim. Bizden yeteri kadar istifade edemiyorsunuz yeteri kadar istifade edin. Bu celalin altında yatan bu. Gene bu merhamet yatıyor. Bende insanlara karşı yoğun bir merhamet vardır ki bu görev ondan vardır zaten.


Yorum bırakın