Biz uzun zamandır sohbetler yapıyoruz. Önce misafirlere güler yüzlü davranmak gerekiyor değil mi? Allah (cc) hepinizden razı olsun. Allah (cc) hepinizi umduğunuz şeylere nail eylesin efendi kardeşlerim.
Herkesin beklentisi hep ayrı ayrı. Manevi dereceleriniz ayrı, konumumuz ayrı, beklentilerimizde ayrı, herkes tabi içinde bulunduğu haline göre beklenti durumunda oluyor. Tasavvufun gerçek yüzünden bahsetsem, mübarek bayram günü keyfinizi kaçırırım. Tabi zorluklardan da bahsetmem gerekiyor. Biz o konulara değinmeyelim. Ama burayı bir vahdet okulu gibi kabul ediniz. Yani bir tarikatın da ötesinde, üstünde bir vahdet okulu. Kişilere burada vahdeti telkin etmek, yaşatmak, öğretmek. Bu iş tabi teorik bilgilerle olmuyor. Manen, halen, zevken o işi yaşamakla elde ediliyor.
Burada, on beş yıl önce vahdete ait sözler söyledim elimde olmadan ve peşinden de şöyle bir cümle kullandım -ki o sözü kullanan insanlar canından, başından olmuştur. Biz de olurduk öyle-. Bu sözüme dedim, şu Tokat halkı karşı çıksa tek adım geri atmam. Bu, bunu yaşayarak, yakinen bilmenin neticesidir bu söz. Burayı bir vahdet okulu kabul edin. Tabi bu vahdete ulaşmak için de çok ciddi ve samimi olmak gerekir.
Sizlere, kardeşlerimize namazını kıl, tespihini çek, şunu şöyle, bunu böyle yap demek durumunda kalıyorsam sizin de işiniz zordur, benim de işim zordur. Biz bunun ötesinde konuşmalıyız, konuşabilmeliyiz. Çünkü onlar artık, tabirim hoş görülsün, tabi elbette Allah’ın (cc) zikriyle, fikriyle, namazla, niyazla meşgul olmak baş tacıdır, ama bizim ulaşmak istediğimiz vahdet meselelerinin yanında bunları konuşmak, artık incik-boncuk gibidir. Vahdete ulaşmak; yani tevhidin hakikatine ulaşmak. Tevhit dersini almaktır. La ilahe illallah diyoruz ya. İşte bunu çeşitli mertebelerde yaşamak. Tevhide şeriat mertebesinde verilen mana başkadır, hakikat mertebesinde verilen başkadır, tarikat mertebesinde verilen başkadır. Ve marifet makamında da bütün bunları cem etmiştir. Bunu halen, zevken yaşayabilmek.
Mürşide de bunun için ihtiyaç vardır. Yoksa sadece şeriat mertebesini yaşayacaksak, Allah’tan (cc) başka ilah yoktur, devamlı bunu zaten söylüyorlar. İnandığımız Allah’ı (cc) burada tanımak; nasıl bir Allah’a (cc) inanıyoruz. Anlaşılıyor mu kardeşlerim? Olay bu. Yani Tevhidi halen, zevken yaşayabilmek. Tevhit deyince La ilahe illallah demekle iş bitmiyor.
Bir de cehri zikirle hafi zikir konusunda size birkaç cümle arz edeyim. Ben rahat kırk sene zarfında cehri zikir yaptım. Çok coşkulu, feyizli, çok bereketli zikirlerimiz oldu elhamdülillah. Allah (cc) lütfetti oldu. Rahat kırk sene yaşadık yani. Ondan sonra da hafi zikir gündeme geldi biliyorsunuz. Hafi zikir yapılalı da epey bir zaman oldu, alıştık yani. Şimdi şu karşımızda bir Gıjgıj dağı var, Tokatlılar biliyor. Yüksekçe bir dağ. Senin o dağın tepesinde bir sevgilin olsa, uzaklarda biliyorsun. Bu sevgiliye ulaşmak için, tabi oralar meşakkatli yollar, ulaşmak için bağırabilirsin, çığırabilirsin, ne bileyim düşersin, kalkarsın, yuvarlanırsın, tepeye ulaşmak kolay değil. Ama tepeye ulaştığın zaman bakarsın ki sevgilin çok yakınında, sevgiliye tam, teşbihte hata olmasın, elini uzatsan dokunacak gibisin. Orada bağırma çığırma olur mu kardeşlerim? Orada bağırmaya, çığırmaya kalksan atın şunu dışarıya derler. Orada sükuta, sessizliğe bürünürsün. Kıpırdayacak halin kalmaz. Yani cehri zikir, başlangıçtaki insan için çok etkilidir, çok çekicidir, çok cezbelidir. Ama sona gelenler için durum ayrıdır. Merhum Necip Fazıl Kısakürek’in bu konuda şöyle bir teşbihi vardır. O kıymetli şairimiz bu iki zikir tarzını şöyle izah eder: “Kadiriler; cehri zikir yapan insanlar, şarap içen adama benzer” der. “Bunlar kafayı çekti mi, bağırır, çığırır, naralar atar” der. “Bunlar dışa dönük olur” der. “Nakşiler de; afyon içenlere benzer” der. “Onlar da afyonu çektim mi, böyle sızar kalırlar”der. Bu her ikisi de güzeldir. Allah (cc) kime nereden nasip ettiyse oradan feyizlenir, çalışırsın. Yani bu nasip meselesidir ve meşrep meselesidir.
Bazı insanlar dışa, bazı insanlar içe dönüktür. Bu hangisinden feyizlenebiliyorsan oradan gidersin yoluna. Gaye Allah’a (cc) ulaşmaktır. Gaye tevhidi halen, zevken yaşayabilmektir. Dediğim gibi şeriat mertebesindeki Allah (CC9 inancı, tevhit inancı, bir hakikat mertebesindeki Allah (cc) inancı farklıdır. Şeriat mertebesindeki tevhit inancında; sen varsın, öteki var, beriki var, dostun var, düşmanın var, ne bileyim birçok insanlar var. Eğriler var, doğrular var. Hakikat mertebesine ulaştığın zaman, sadece “O” var. O’ndan gayriyi göremezsin. Ama bu hal geçicidir tabi. Hakikat mertebesinde ondan gayriyi göremezsin. O zaman bu iki mertebede konuşulan sözler, birbirine ters gelir. Hakikat mertebesinde onun ilmine vakıftır. Ama o mertebede olan O’nun ilmine vakıf değildir. Olay böyle kardeşlerim. Yani vahdete ulaşmak.
Karşıda gördüğünüz şu tepede bir evliyaullah yatıyormuş. Ben bilmiyorum tabi. Bu anlatacağım mesele on beş yılı aşkın mesele. Oradan gelen bazı arkadaşlara, bir vatandaş burası için, ‘orada ne öğretiyorlar, ne konuşuluyor demiş.’ O gece soran vatandaş, orada yatan zatı görüyor. Mezarının ayakucundan ayağa kalkıyor, ‘orada marifetullah dersi veriyorlar’ demiş. Siz sabırlı, gayretli, samimi, muhabbetli olursanız, biz size marifetullahın kapısından bir şeyler Allah’ın (cc) inayetiyle aralarız. Ama sende bu mertebeleri aşacak güç, kuvvet, maneviyat olmazsa, ben yukarıdan konuşamam, mümkün değil.
Şimdi, ilkokula gönderdiğin bir öğretmen, üniversitede öğretmendir. Konuya iyice vakıftır. Çünkü ilkokuldan başlamış, ortaokulu, liseyi, üniversiteyi okumuş, daha sonra işte oraya gelmiştir. Gelmiştir ama sen onu ilkokula öğretmen olarak sokarsan adam sıkılır mı? Sıkılır. Kendi bilgisini o çoluk çocuğa anlatamaz. Çünkü o, onu sıkar. İşte bu da aynıdır. Bunu çalışarak, yaşayarak, gayret ederek öğrenmemiz lazım. Bu da ciddiyet ister yani. Sen bunları yaşadıkça, başındaki insanı daha iyi tanırsın, tanıdıkça muhabbetin artar. Anlaşılıyor mu kardeşlerim? Öyle yani. Sadece sözle olmaz.
Biz size otuz senedir konuşuyoruz. Çok da zikir yaptık. Allah nasip etti. Bu sohbetlerden, ehil bir arkadaş çıksa da, bunlardan şöyle bir ayıklama yapsa, birkaç tane kitap çıkar ortaya. Bunun dışında yazdığım şiirler… Bu şiirler büyük ölçüde hakikate, marifete ait şeyler. Artık bundan sonra bu reçeteyi uygulamak size düşüyor. En uzman doktora gittin. Bu adama, hastalığın var, arz ettin. Sana gerekli reçeteyi yazdı. Sen onu uygulamaz isen bir faydası olur mu? Olmaz. İşte durum aynı. Burada size reçeteyi uygulama zamanı gelmiştir. Yoksa toplanıp dağılmanın pek kıymeti yok. Çünkü lazım olan her şeyi anlattım. Her mertebeden konuştum. Ama yaşamadığın için onları anlamıyorsun. Sana hitap etmiyor. Anlatabildim mi kardeşlerim? Allah (cc) yardımcınız olsun.
Bu konuyla ilgili şunu da arz etmem lazım, mutlaka bunu yapabilmeliyiz: Bağışlayıcı olmalıyız, sabırlı olmalıyız. Burada bir zorlukla karşılaştığımız zaman hemen pes etmemeliyiz. Olaylar karşısında dirençli olmalıyız ve bizi bu yolda ilerletecek temellerin başında da nefse muhalefet gelir. Yani nefisten kurtulmanın yolu, nefse muhalefettir. Ve o tepeye çıktığında, o sevgiliye ulaştığında daha öteye gidersin bakarsın ki, o sevgili senin, bağıra çığıra gittin ama o senin etindedir, kemiğindedir, kanındadır, seninledir. Sen yoksun “O” vardır. Anlaşılıyor mu kardeşlerim? Bu hallere fena diyorlar değil mi? Biz bunlardan da konuştuk.
Bu mübarek bayram gününde lafı uzatmak istemem. Çok uzak yerlerden gelen arkadaşlarımız var. Sağ olun var olun. Allah (cc) şevkinizi, heyecanınızı artırsın. Nefse muhalefetten işe başlayın. Tamam, mı kardeşlerim? Tevhidin derinliklerine de ulaştıkça şirkten kurtulursun. Şirk adına bir şey kalmaz. Ne dedim, bir yere gittiğinde sen de kalmazsın, sen kalmadığın için şirk de kalmaz. Bu konuya da çok değindim zaman zaman. Celal ile Cemal’i birleştirirsek, bu bizi tevhide ulaştıracak yollardan birisidir. Mutlaka buna ihtiyaç var. Yoksa insan şeyhülislam da olsa şirkten kurtulamaz. Sözü noktaladım. Hayırlı bayramlarınız olsun.


Yorum bırakın