Peygamber’imizin (sav)kutlu doğumunu kutlamak üzere bugün bir araya geldik. Kutlamanın üç gün evvel, beş gün sonra yapılmasında bir mahsur yoktur. Önemli olan Peygamber’imize (sav) muhabbeti, sevgiyi yüreğimizde duyabilmek, hissedebilmektir arkadaşlar.
Hz. Peygamber’in (sav) diliyle İslam; güzel ahlaktan ibarettir. Peygamber’imiz (sav), Kur-an’ın ifade ettiğine göre, güzel ahlaki en ideal şekilde yaşayan, davranışlarıyla, yaşama biçimi ile güzel ahlaki bize öğreten bir mürşit, önderdir. Biz Peygamber’imizin (sav) bu güzel ahlakından ne kadar kendi hayatımıza geçirebilirsek o kadar mutlu ve huzurlu oluruz arkadaşlar.
Güzel ahlak deyince anladığım temel ilkeler, dürüstlük, doğruluktur. Dürüst olmayan insanların diğer sıfatları alabileceği kanaatini taşımıyorum. Güzel ahlakın temeli dürüstlük, doğru olmak, özü sözü bir olmak, mert olmak, güvenilir olmaktır.
Bir tarla, bir bahçe düşünün, tarıma elverişli bir tarla. Bu dürüstlük, doğruluktur. Bunun üzerine atacağınız tohumlar, elde edeceğiniz bitkiler, nebatat, bu tarlanın yan ürünleridir. Ahde vefalı olmak, sözünde durmak, sabırlı olmak, hayatın koyduğu sıkıntı ve meşakkatler karşısında sabırlı olmak, kararlı olmak, Allah’ın (cc) yasak kıldıklarından sakınırken biraz sabırlı olmak, kararlı olmak da gerekir.
Güzel ahlakta dürüstlük, doğruluktan sonra sabrı anlıyorum. Çünkü hayat zorluklar, sıkıntılar, gözyaşları getiriyor. Öyleyse bunlar karşısında itidali elden bırakmamak lazım. Sabırlı olmak, tevekkül etmek, Allah’a (cc) dayanmak, güvenmek, Allah’ın (cc) verdiği nimetlere karşı şükredici olmak da güzel ahlaktandır.
Allah’ın (cc) verdiği nimetlere nasıl şükür sahibi olacağız? “Yarabbi verdiğin nimetlere şükürler olsun” demekle bu yerine gelir mi? Gelmez kardeşim. Allah (cc) sana bir takım nimetler bahşetmiş ise, bu dünyalık nimetler maddiyata taalluk ediyorsa, bu nimetleri, elindeki imkânları diğer insanların da istifadesine sunmak, insanlarla nimeti paylaşabilmektir şükür. Yani değişik bir ifadeyle cömertliktir. Allah’ın (cc) sana verdiklerini başkalarına tasadduk edebilmektir.
Peki, cömertliğin karşıtı israf… Şöyle bir sözümüz var, okumuşsunuzdur: “İsraf; başkasının hakkını kendi namına kullanmaktır.” Kendi imkânların var, bol bol yiyor, içiyor, giyiniyor, geziyor ama bu imkânları fakirlerin yoksulların istifadesine sunmuyor, tasadduka yanaşmıyorsun. Kendi adına, nefsin adına tasadduka yanaşmıyorsun.
Allah’a (cc) kulluk: Güzel ahlak sosyal reaksiyondur. Daha düzgün bir ifade ile bunlar sosyal davranışlardır. Bunların yanında güzel ahlakın içerisinde Allah’a (cc) ibadet, taat, kulluk var. Bunu da unutmayacağız. Çünkü Kur’an’da Hz. Allah (cc) bize haber veriyor. “Ben cinleri ve insanları bana ibadet etsinler diye halk ettim”. Sosyal münasebetlerin iyi; açı doyuruyor, giydiriyorsun, hoşgörülüsün, tevazulusun, ama ibadet yönünden zayıfsan; yine eksik oluyorsun. Yani kulluğa taalluk eden meseleleri de yerine getirmeye çalışacağız. Bunlar güzel ahlaktır. Sen hiç alnını secdeye koymuyorsan, ibadetin tadını tatmamış, bu ruhani hallerden bihaber yaşıyorsan ve kendini kâmil görüyorsan; kendi kendini kandırma.
İnsanın bedenen ihtiyacı yemek içmek değil mi arkadaşlar? Yemek yemediğimiz zaman nasıl sıkıntıya girer, rahatsız olursak; insanın birde manevi, ruhani ihtiyaçları, hazları vardır. Bunları Hz. Allah’a (cc) secdelerden alacağız. Allah’a (cc) karşı küçülmekten, “Ya Rabbi sen büyüksün senin azametin önünde ben bir hiçim, sana muhtacım, senin verdiğin lütufla ben bu secdeyi yapıyorum. Ya Rabbi beni tasdikten sonra inkâra düşürme, nefsime uydurma, ayağı mı kaydırma” deyip Allah’ın (cc) kapısında küçülmek, Allah’ı (cc) anmak, O’nu sevenleri sevmek… Bu arada sevgililer sultam Peygamber’i (sav) sevmek…
Peygamberi (sav) sevmek kolay değildir. Bunun için Peygamber’in (sav) hayatını okuyacağız, buna zaman ayıracağız. Bir kandil gecesi benim gibi gariban Ahmet’in O’nu anlatmaya, gücü yeterli gelmez. Evimizin başköşesine Hz. Peygamber’in (sav) hayatını, hadislerini anlatan kitapları alacağız. Bunları daraldıkça, vakitli-vakitsiz okuyacağız.
Mümin ve Müslüman olan biri Hz. Muhammed deyince gözlerinden yaş gelmiyorsa, gözleri buğulanmıyorsa, bu insan Peygamber (sav) sevgisini yaşamamıştır. Elinde ne kadar bilgi olursa olsun, isterse hadisleri yutsun, “Peygamber, Hz. Muhammed (sav)” dendiğinde gözlerinden yaşlar dökülmüyorsa, bu adam Peygamber sevgisinden nasipsizdir. Peygamber’imiz (sav) buyuruyor. “Beni ananızdan, babanızdan, çocuklarınızdan, nefsinizden çok fazla sevmedikçe kâmil Müslüman olamazsınız.” Bu hadis sabittir. Peki, biz anamız, babamız, daha çok çocuklarımız için, onların geleceği için heyecanlanıyoruz, üzülüyoruz, acılar çekiyoruz, sıkıntılar yaşıyoruz, yarınları için birçok çaba harcıyoruz. Bir gün olsun Peygamber (sav) sevgisiyle, “Ben onun emrettiği gibi, ben onun istediği gibi insan olamadım, Hz. Allah’ın (cc) emrettiği gibi hayatımı yaşayamıyorum” deyip gözümüzden yaş geliyor mu? Köşelere çekilip ağlayabiliyor muyuz arkadaşlar? Bunları günahkâr kardeşiniz olarak tavsiye ediyorum.
Bu kandiller iç hesaplaşmaya vesile olmalı. Kendimizi hep iyi görmeyelim. Kendimizi tartacağımız, bizim için ideal insan Allah’ın Resul’üdür (sav). O’nun hayatıdır, ahlakıdır. O’nun ashabının hayatıdır, onların ahlaki davranışlarıdır. Onlar kâmil, mükemmel insanlardır. Biz davranışlarımızı onları ölçü alarak dizayn edeceğiz. Kendini Kur’an ve sünnet terazisinde tart bakalım. Oğlun, kızın için uyumadığın, heyecanlandığın, telaşlandığın geceler var. Hacca ve umreye giden kardeşlerimiz, hacda, umrede, Medine sokaklarında bir gece uykusuz kaldınız mı, içinizde bir yangın, bir acı oldu mu? Yoksa “memlekete gideceğim, çocukların yanına” deyip sevindiniz mi? Bunları düşünün.
Peygamber’i sevmek böyle olmaz. Davranışlarla, söz ile dağarcığımızı kuru sözlerle doldurmakla olmaz. Yaşamakla olur. Peygamber’imiz (sav) anamızdan babamızdan daha sevgili olmalıdır. Elbette ki bu vecdi bu coşkuyu herkes yaşayamaz arkadaşlar. Bu nasip meselesidir. Ama hüznü yaşayabiliriz. “Biz O’nun getirdiği davaya sahip çıkamıyoruz, O’nun güzel ahlakını hayatımıza geçiremiyoruz” deyip biraz üzülebilmeli, biraz burukluk yaşamalı, biraz acı çekmeliyiz hiç olmazsa.
Peygamber (sav) bu kâinat ağacının en mükemmel, en olgun meyvesidir, en mükemmelidir. Ama Hz. Peygamber (sav) de tüm insanları memnun etme şansına sahip değildir. O yüce insan, bağışlamada, tevazuda, affedicilikte, cömertlikte, yiğitlikte, cesarette, her şeyde, aklınıza ne geliyorsa, en ideal insan, en üst insan herkesi memnun edememiştir. O’ndan memnun olmayan, hoşnut olmayan, o ışığı söndürmek isteyenler olmuştur. Bu günde vardır. Peygamber (sav), Allah (cc) , evliyaullah, Allah’ı sevenlerin düşmanları bu günde vardır. Bu hayatın nizamı böyle, buna katlanmak durumundayız. Belalara, sıkıntılara, meşakkatlere katlanmaya mecburuz. Hatta mahkûmuz.
Bizim şöyle bir sözümüz var: Uğrunda fedakârlık yapamadığın sevgiyi yüreğinde taşıma. Bunu ağlayarak yazmıştım. Herkesin gönlünde bir başka sevgi olur tabi. Bunu yazdığım zaman yüreğimde yoğun bir peygamber sevgisi taşıyordum. Dost ve arkadaş dediğin insanlardan çok büyük eziyetler sıkıntılar geliyor. Sen Peygamberi (sav) ve O’nun Rabbi olan Allah’ı (cc) seviyorsan bu eziyetlere sıkıntılara meşakkatlere katlanacaksın. Sana düşmanlık, buğz edenlere katlanacaksın. Peygamber ahlakının özü budur. Bağışlamayı, hoşgörüyü bileceksin.
Yeri ve zamanı gelince senin ibadetine, inancına, örfüne, âdetine, taatine hücum eden insanlar olduğunda “dur” diyeceksin. “Haksızlıklar ve zulümler karşısında tepkisiz kalan insan onuruyla birlikte hak ve hürriyetini yitirir.” Koyun sürüsü gibi olmayacaksın. Hakk’ın, inancın savunucusu, takipçisi olacaksın. Senin ibadetini, taatini, yaşama şansını sana vermeyen insanların karşısında ejderha gibi dikileceksin. Peygamber (sav) ahlakında bunlar vardır. O yetim, O Hz. Peygamber (sav) kendisini Mekke’den süren Mekke oligarşisine, Mekke kodamanlarına karşı çıkmayı bilmiştir. O’nu yurdundan yuvasından etmiş, evinden barkından sürmüşler, öldürmeye kalkmışlar ama davasına sahip çıkmıştır. O’nun yanındakiler de O’nun davasına sahip çıkmışlardır. Bir gün gelmiş Hz. Peygamber (sav) inandığı davayı, sürüldüğü memleketinde hâkim kılmıştır.
Müslüman kararlı, azimli, dayanıklı olmalıdır. Zorluklar ve sıkıntılar karşısında hemen bırakıp kaçmamalıdır. Allah (cc) yolu, Peygamber (sav) yolu biraz meşakkatlidir arkadaşlar. Biraz zorluklara ve sıkıntılara katlanın.
Dürüst olmak başlı başına zordur. Bunlara dayanıklı olacağız. İnsanlara faydalı olmak durumundayız. Allah (cc) yardımcımız olsun. Allah (cc) bizi, o sevdiğimiz Peygamber’in (sav) yolundan, izinden ayırmasın arkadaşlar. O’nun yüce ahlakı ile bizi ahlaklanırsın. Onun sevgisini Hz. Allah (cc) bize lütfetsin. Kendi sevgisini bize lütfetsin. Müslümanlık, insanlık âlemine hayırları, barışı, sükûnu nasip etsin. Sağ olun, var olun, Allah’a (cc) emanet olun.


Yorum bırakın