Allah’a (cc) şükürler olsun. Bizim imanla Kur’an’la tanışmamız, Allah’ın (cc) bize lütfu keremidir; bunu böyle benimseyelim. Mü’min ve Müslüman’ım demekten onur duymalı, güven duymalıyız. Bize bu şuuru veren Allah’a (cc) hamd ve senalar olsun. Onun yüce Peygamberi, Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav)’ya, onun âl-i ashabına ve onun yolunda gidenlere salat ve selam olsun. Allah (cc) bizi o büyük insanın nurlu yolundan ayırmasın.
Üniversiteli bir arkadaşa “özgürlük nedir?” diye sordum. “Özgürlük istediğin gibi yaşamaktır, kimsenin davranışlarımıza müdahale etmeden yaşamamızdır” cevabını verdi. Elbette o yaşta biri için normal bir cevaptır. Ancak hemen ardından Kur’an’dan, sünnetten, kalp temizliğinden bahsetti. Elbette kalp temizliği kolay bir şey değildir. Hele hele özgürlüğü “Dilediğin gibi yaşamaktır” diye tarif eden birinin kalp temizliğinden bahsetmesi hayaldir. Bu konuda bir şeyler söylemek isterim.
Aynı soruyu size sorsam belki çoğunuz aynı cevabı vereceksiniz. Benim özgürlükten anladığım, kalp temizliğinden bahseden birinin “Özgürlük Kur’an’ın, Allah (cc) ın, Peygamber’in emrettiği gibi bir yaşama şeklidir” diye bir tanım yapması gerekirdi. Kur’an’dan, ibadetten, namazdan, zekâttan, kalp temizliğinden bahseden birinin, “Ben yaşantımı Allah (cc) ve Peygamberin emrettiği gibi yaşamak isterim” demesi gerekir. Hem gönlümüzce istediğimiz gibi yaşayacağız, hem de kalp temizliğinden bahsedeceğiz. Bunlar çocuksu şeylerdir. Ben özgürlükten şunu anlıyorum; -bu bir yorumdur, anlayıştır, yanılabilirim ama- özgürlük, kişinin kendisini isteklerin baskısından kurtarabilmesidir. Kişinin kendisini kişisel isteklerinin baskısından, esaretinden, kıskacından kurtarabilmesidir. Yoksa özgürlüğü isteklerin peşinde koşmak, istekleri gerçekleştirmek şeklinde anlıyorsan, bu ömür boyu yaşanacak bir esarettir…
İnsan ne zaman özgür olur? İnsan kendi isteklerini, kendi enesini (egosunu, benliğini) tamamen boşaltıp, Hakk’ta eridiği zaman mutlak bir özgürlüğe kavuşur ki; o zaman onun isteği Allah’ın (cc) istediğidir. Kendisinde kendine ait bir şey kalmamıştır. Özgürdür o insan. İsteklerin peşinde koşmak, her şey benim dediğim gibi olsun demek, isteklerin baskısı, isteklerin kıskacı altında yaşamaktır. Özgürlük kişinin kendi isteklerinin baskısından kurtulmasıdır. Beyazıt-ı Bestami’nin şöyle bir duası vardır: “Ya Rabbi, senden isteklerden kurtulmayı istiyorum.” İsteklerin tahakkuku için değil, isteklerden kurtulmak için dua ediyor. İşte bu istek insanı mutlak özgürlüğe götürür.
Dünya hayatında olaylar bizim istediğimiz gibi gelişmez. Benim “Oluruna bırak işi bir karıştıran var, kimin gönlünce olmuş ki olanlar senin gönlünce olsun” şeklinde bir şiirim var. Burada kişiyi kendi enesinden kurtarmaya, olumsuz olaylar karşısında rahatlatmaya yönelik psikolojik bir terapi var. Burada insan, insan gerçeği ve hayat gerçeği ile yüz yüze getiriliyor. Hem gönlünce yaşayacaksın, hem de kalp temizliği. Bu saçmadır. Mü’minim, Müslüman’ım diyorsak, bunu bir yaşama biçimi, inanç sistemi olarak kabullenmiş isek yaşantımızı Allah’ın (cc) ve Peygamberin emirlerine göre düzenlemekle yükümlüyüz. Biz kişisel irademizi Allah’ın (cc) iradesine teslim etmek, O’nun yap dediğini yapmak, yapma dediğini yapmamakla yükümlüyüz.
“Ben istediğimi yapar, dilediğim zaman namaz kılarım” dersen bu kişisel görüşündür. Mü’min ve Müslüman’ım diyen birinin şöyle dua etmesi gerekir: “Ya Rabbi bize emrettiklerini yapmayı, yasaklarından sakınmayı kolaylaştır. Ya Rabbi bizi yüce Resulü’in (sav) ahlakı ile ahlaklandır.” Bu bizim için bir hayat nizamı olacaktır. Bunu böyle isteyeceğiz ama bizim gibi düşünmeyen insanları bizim gibi yaşamaya zorlamayacağız. Dinde zorlama yoktur. Hele politik, mezhepsel, tarikat düşüncelerimize dini hüviyet verip vatandaşı bu çerçevenin içine sokmaya çalışmayacağız. İnsanlar birlikte yaşamanın koşullarını yerine getiriyorlarsa bizim onları zorlama hakkımız yoktur. Bizim dinimiz bir baskı unsuru değil sevgi dinidir. İnsanlara İslam’ın güzelliğini, hoşgörüsünü, sevgisini anlatırsak yapıcı, toleranslı olursak daha faydalı olacağını düşünüyorum.
Özgürlük, kişinin kendini isteklerinin kıskacından kurtarmasıdır. Aksi halde isteklerin sonu gelmez. Tasavvufi açıdan kendi irademizin Allah’ın (cc) iradesine teslim edilmesi gerektiği söylenir. Onu Rab olarak tanımamız ancak böyle olur. Elimizden geldiğince kendimizi bu ölçülere uydurmalıyız. Allah’ın (cc) bizim davranışlarımıza müdahale ediyor olmasına rıza göstereceğiz. Allah (cc) bizim ahlaklı olmamızı emrediyor. “Emr olunduğun gibi dosdoğru ol” emri vardır ki bu ağır bir emirdir. Bunda insanların, ferdin ve toplumun yararı vardır…


Yorum bırakın