Sevgili kardeşlerim;

Namazı çok önemsemeliyiz. Namazda tezellül vardır. Allah’ın (cc) huzurunda hiçliğini hissetme, yok olma vardır. Bizlerin tüm benliğimizle bu hiçliği yaşamamız gerekir. Namazda büyük bir vecd ile huzurla Allah’a (cc) tam dönerek secdeye kapandığımızda bu manevi hazzı hepimizin duyması gerekir.

İslam sevgi dinidir. Cenneti ve Cehennem i Cenab-ı Peygamber (sav) Efendimiz miraçta müşahede etmiştir. Bizim bu kavramlara yakinimiz yoktur. Ancak Cennet ve Cehennem ayetle sabittir. Buna inanmak imanın bir gereğidir ve zorunluluktur.

Bizlere yüzyıllardır anlatılan klasik din anlayışının temelinde cennetle umutlandırma cehennemle korkutma vardır. İslam’ın aslı sevgidir. Gönlümüze Allah (cc) sevgisinden bir tek kıvılcım düştüğü zaman gözümüze ne Cennet ne de Cehennem görünür. Yunus’un bu duygusunu anlattığı şu beyti ne güzeldir;

Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen onu
Bana seni gerek seni.

Gönlümüze o ilahi sevgiden, o ilahi ateşten bir tek kıvılcım düşerse bizde o duyguyla anlımızı Allah’a (cc) secdeden kaldırmak istemeyiz. Büyük bir vecd ve huzur hissederiz. Ruhen dinleniriz. Allah’a (cc) sığınmanın, O’na dönmenin, O’na dayanmanın hazzını yaşarız. Darda kaldığımızda, zorda kaldığımızda yalnız olmadığımızı biliriz. “Allah (cc) bana yeter, dost olarak, yardımcı olarak, arkadaş olarak, rab olarak yeter.” İşte bu vecde, bu coşkuya ulaştığımız zaman bizi Hz. İbrahim (as) gibi ateşe bile atsalar asla tereddüt etmeyiz, korkuya kapılmayız.

Bütün bu yapılan gönül sohbetleri bu aşka vecde ulaşmak, imanımızı güçlendirmek bu şuura ermek içindir. “Namaz mü’minlerin miracıdır.” Bu miracı yaşamak bu huzura ulaşabilmek için gönül sohbetlerine, bu meclislere ihtiyaç vardır. Buralarda bütün insanları kucaklamayı öğreniriz, Çünkü tüm insanlar onun var etmesi ile var olmuştur. Tüm insanlar, mevcudat onun eseridir. “Renkten renge bürünür her yerden o görünür.” İnancı davranışları hal ve hareketleri nasıl olursa olsun hepimiz Hakk’ın var etmesi ile var olduk.

Hz. Allah (cc) bu mahlûkatı var etmeden önce onların ne yapıp ne yapmayacağını ilm-i ezelisi ile bilir. Biz de bunu bilelim ve insanlara karşı daha sevecen, daha tevazulu, daha hoşgörülü olalım. Bizim gibi düşünmeyen davranmayan insanlara düşman olmayalım. “Allah’ın (cc) ipine sımsıkı bağlanırsak” bu duyguları ruhumuzda yaşarız. Darda ve zorda kaldığımızda bizleri terk etmeyecek tek dostumuz Hz. Allah’tır (cc) .

Mürşitlerin en önemli vazifesi Hz. Allah’ı (cc) insanlara tanıtmak ve sevdirmektir. Elbette mü’minler Allah’ı (cc) severler, bu sevgi kalplerinde vardır ama bu sevginin dereceleri vardır. Zaman zaman Hz. Allah (cc) bizleri zorluklar, sıkıntılar, belalarla dener. Zorluklar sıkıntılar belalarla karşılaştığımız zaman geri adım mı atıyoruz yoksa istikametimizi bozmayıp istikamet üzere mi gidiyoruz. Allah (cc) bizi sevgisine ulaştırsın.

Sevgiler sevgiliye giden yolu kesmesin
Gönlünde her mevsim bir başka rüzgar esmesin.

İşte mürşitler, gönül dostları gönlümüzü dolduran pek çok sevgiyi alırlar, o gönüle Allah (cc) ve Peygamber (sav) sevgisinin tohumlarını atarlar.

İslam sevgi dinidir. İnsanlarımızı devamlı cennet ve cehennemle korkutmanın gereği yoktur. Elbette bizler Allah’ı (cc) seveceğiz ve Allah’tan (cc) korkacağız. Allah’ı (cc) seven insan elbette onun emirlerine muhalif hareketlerden ve davranışlardan ürküntü duyar. Allah (cc) sevgisi gerçekten gönlünde tutuşmuş bir insana Allah’ın (cc) emirleri sevimli gelir, Allah’ın (cc) yasak kıldığı şeylerde ürküntü verir. Bu sevgi bunun için gereklidir.

İnancım uğrunadır bunca çile çektiğim 
Sevgi tohumlarıdır gönüllere ektiğim.

Yıllardır bu ikilikte söylediğim sevgi tohumlarını gönüllere atmaya çalışıyorum. Bu sevgiye ulaşmak için Allah (cc) sevgisi dışındaki sevgilerden gönlümüzü arındırmamız gerekir.

Hz. Allah (cc) nebilerini, velilerini halka dövdürmüştür, böylece onları halktan keserek kendine yönlendirmiştir. Allah’a (cc) yönelenler istikamet sahibi olmuşlardır. Allah’ın (cc) yasak kıldıklarını terk etmek, emrettiği şeyleri de büyük bir muhabbetle sahiplenmek; işte bu istikamet üzere bulunduğumuzda, zamanla Allah’ın (cc) emirlerine uymak nefsimize her şeyden daha sevimli gelecektir. Zaman içinde bütün bu kazanımların sonucu ise; Allah’ın (cc) sevdiği ve razı olduğu bir kul olmaktır.

Bütün gayemiz Allah’ın (cc) sevdiği, razı olduğu, hoşnut olduğu bir kul olabilmektir. İsteğimiz Allah’a (cc) ihlas ve samimiyetle dönmek ve ihlasla ibadet edebilmek olmalıdır.

Devamlı olarak insanları memnun etmeye çabalamak Allah’ı (cc) unutmamıza sebep olur. Tasavvufta Allah’ı (cc) bilmek için manevi-ruhani bir yolculuk olan seyri suluk vardır. Allah’ı (cc) bilmek için bir arife bağlanarak bu manevi yolculuğu yapmak gerekir.

Gider ömrün baharı yazı 
Bitmez hakkın edası nazı 
Biz edelim Rahmanı razı
Gel hakka gidelim gönül hey

Sözümle bu yolculuğa işaret etmiştim. Bu manevi ve ruhani yolculuğun gayesi inandığımız Allah’a (cc) yakin elde etmektir. Bu yolculukta uzaklarda zannettiğimiz Allah’ın (cc) bize bizden daha yakın olduğunu bileceğiz. Tasavvufta bu bilince ulaşmak için yapılan yolculuğun bu kısmına Seyr-i İlllah denir. Diğer bir deyişle halktan Hakk’a hicrettir. Yolculuğa çıkılacağında yolculukta lazım olan kadar eşya alınır, işte bu yolculukta da gerekecek kadar eşya alınır, fazlalıklar terk edilir.

Allah’a (cc) yakini fark ettikten sonra ki -ancak manevi olarak yaşanırsa anlaşılabilen bu durum bir bilme olayıdır, bu konuya açıklık getirecek “Vuslat İrfandır” diye bir sözüm vardır- Seyr-i Fillah denilen ikinci aşama başlar. Bu namütenahi, sonsuz bir yolculuktur. Bu yolculuk Hakk’ta başlar Hakk ile devam eder, sonu yoktur. 

İşte bu anlattığımız yolculuk manevi-ruhani bir yolculuktur. Peygamber (sav) Efendimiz bu yolculuğu miraçta hem ruhu, hem de bedeni olarak yapmıştır. Hz. Allah (cc) Peygamber’imize (sav) Miraçta kısa bir zaman dilimi içinde bu merhaleleri seyr ettirmiştir. Evliya ise bu yolculuğu ruhen yapar. Miraç ve Seyr-i Süluk birbiri ile yakın ve irtibatlıdır. Seyr-i Sülukta da bir manevi, ruhani yolculuk söz konusudur. Bu yolculukla halktan Hakk’a gidilir. Mürşitlerin ana gayesi, hedefi; bağlılarına bu yolculuğu yaptırabilmektir, bunun için uğraşırlar, emek verirler. Tasavvuf meclislerine bu gaye ile gelinmelidir. Peygamber’imizin (sav) miraçta bir lahzada ulaşabildiğine; biz de kısmetimizde, nasibimizde varsa çalışır gayret edersek 30-40 yılda ulaşabiliriz.

Allah (cc) bize sevdiklerini sevdirsin, güzel ahlak, kâmil iman, sabır, sebat, istikamet versin. Dualarımızı kabul etsin.

Yorum bırakın