Davetimize icabet etme nezaketi gösterdiğiniz için hepinize teşekkür ederim. Üzülerek görüyoruz, müşahede ediyoruz memleketimizde insanlarımıza Budizm aşısı yapılıyor, siyonizm aşısı yapılıyor, misyoner faaliyetleriyle Hıristiyanlık aşısı yapılıyor… Bütün bunlar olurken Müslümanların elini kolunu bağlayıp kör bir kadercilikle köşelerine çekilip oturmaları uygun bir hareket tarzı değildir. Biz dini, yıllarca hiçbir zaman cenneti kazanmak gibi anlamadık, anlatmadık. Ama biz Peygamberimiz’in(sav) bize bıraktığı mirası, mesajı anlarsak dünya hayatını cennete çevirebiliriz. İnancımızın gereği gibi yaşamak dünya hayatımız için gereklidir, lüzumludur. Karınca kararanınca İnsanca dergisi olarak sizlerle paylaşabileceğimiz bir şeyler elbette var. Bu yolun çilesini çekmiş bir insanım, belki insan olmak nimetine erişemedim ama çilesini çektim; inanmanın çilesini çektim…

İslam tasavvufu niye böyle tanıtılmıyor veya yanlış dedikodularla, karalamalarla yıpratılıyor? Bugün insanımızın arasında yürüyen Mevlanalar, Yunuslar, Hacı Bayramlar gerçekten vardır. Ama bugün kültür karmaşası içerisindeyiz. Bugün ne yapılıyor, Hindistan’dan gelerek yogayı talim edenlere, Brahman kültürünü getirenlere, Uzak Doğu dinlerini ve kültürü getirenlere veya misyoner faaliyetlerine Türkiye açık kapı haline getirilirken bir gönül adamı, Allah (cc) yolunun çilesini çekmiş, Peygamber sevgisiyle gözyaşı dökmüş bir insana aynı tolerans tanınmıyor. İşte böyle bir kültür karmaşasının içerisindeyiz, böyle bir sıkıntının içerisindeyiz. İnsanlar zannediyor ki Mevlana, Yunus, Hacı Bayramı Veli gibi sufiler mazide kaldı. Mazide kalmadı, bu insanlar aramızda yine var, ama İslam Tasavvufu bu kadar yıpratılmak istenmesine rağmen yine canlıdır, yine görevini yapmak, görevini sürdürmek gayreti ve cehdi içerisindedir…

Büyük bir kentte, büyük bir salonda çıkıp orada Peygamberimiz’in(sav) hadisi şeriflerini, Buda’nın, Konfüçyüs’ün, Tao’nun, Sokrates’in, Bergson’un sözü diye takdim etsem orada dinleyen kitlenin kültür seviyesi ne olursa olsun diyecekleri şey şudur: “Bu adam çok kültürlü bir adam”!.. Aynı şeyleri “Bunlar Peygamberimiz’in(sav) hadisleridir, hayatımıza geçirirsek mutlu oluruz” dediğimiz zaman diyecekleri şey “Bu bir yobazdır” diyeceklerdir, “Bu bir gericidir” diyeceklerdir…

Türkiye’de bir kültür karmaşası var, körü körüne bir batı sempatizanlığı var, körü körüne bir batı hayranlığı var. Kendi değerlerimizden biz ne yapıyoruz: ‘uzaklaşıyoruz’. İslam tasavvufu yıpratılıyor. Televizyonlarda İslam tasavvufuna ait olumsuz bir şeyler ele geçirildiği zaman bunlar yayımlanıyor, gösteriliyor. Haftalarca, günlerce gösterimden aşağı inmiyor. Peki, bu memlekette hiç mi iyi insan yok, hiç mi güzel faaliyet yapan insan yok ki bunları tanıtmıyorlar, değil mi? Hintli kadının ayaklarını yıkayıp kirli suyunu içtiler, kimse bundan rahatsız oldu mu? Olmadı. Hiç yadırgadılar mı? Yadırgamadılar. Ama bir Müslüman bir yanlış yaptığı zaman ne yapılıyor, büyük bir karmaşa meydana getiriliyor.

İslam tasavvufu adına, din adına toplum baskı altında tutuluyor. Bu iş medya aracılığı ile yapılıyor. Medyatik bir baskının altında toplum, psikolojik bir baskı yapılıyor topluma. Hep oralarda olumsuz şeyler göstererek toplum bir baskı altına alınıyor, psikolojik baskı altına alınıyor. Buna rağmen tasavvufa, İslam’a, Kur’an’a, Allah (cc)  a, Peygambere düşkünlük gösterildiği zaman, bir yerde bir canlanma, bir hareket, bir sıcaklık, bir yeşillik oluştuğu zaman da ne yapılıyor, üzgünüm, oraya fiili baskı yapılıyor. Öyleyse Müslüman bu tür şeylere iltifat etmemeli, kendimize, yani Müslüman olarak varlığımızı, yaşantımızı sürdürmek istiyor isek kendimize bu sosyal yapıda bir yer açmak durumundayız. Bu görevin bilinci, şuuru, cesareti içinde olmak durumundayız. Yoksa kızımız elimizden gidiyor, oğlumuz elimizden gidiyor, kültürümüz elimizden gidiyor, eriyoruz. İslam kültürü eriyor. Bu gün yabancılara verilen tolerans Müslümana gösterilmiyor…

Biz sizi sevgiye, barışa, hoşgörüye, kardeşliğe çağırıyoruz. Bir siyasi davamız, hesabımız yok. Tarikat davamız da yok. Ama mademki Allah (cc) ve Resulullah’ne (sav)  inanıyoruz, inancımız istikametinde bizim de karınca kararınca bir hizmet heyecanı içerisinde olmamız görevimizdir. Memleketimizin evladı Hıristiyan yapılıyorken, Budist yapılıyorken, bilmem şuraya buraya özendiriliyorken Müslüman da, aydın bir Müslüman da köşesine çekilip “Benim kimseyle bir sorunum yok” deyip evinde oturmak durumu uygun bir hareket olmaz, değil mi? Öyleyse ben mü’min ve Müslümanım diyen hepimize bir görev düşüyor. Eğer bu sözümü yadırgamayacaksanız, yadırgasanız da hoş, ben hepinizi Allah (cc) ve Resulullah (sav) davasında daha aktif, daha gayretli, daha şuurlu olmaya davet ediyorum. Allah  (cc) hepinizin şevkini ve heyecanını artırsın…

Yorum bırakın