Din adına çok yanlış şeyler biliyoruz. Dini atmosferden insanımız uzaklaştığı, uzaklaştırıldığı için din adına bizlere bazı telkinlerde bulunulmuş, din adına bir kültür oluşturulmuş, işte insanımızın sıkıntısı buradan kaynaklanıyor. Allah Resulü (sav)’nün getirdiği din ile bize verilen kültür dinini ayırt edememenin sıkıntısını yaşıyor insanımız. Dinin kültürü vardır ama kültür dini yoktur, bu sözümü iyi anlayın. Bizler verilen kültür dini ile vahiy kaynaklı, Kur’an ölçülerindeki dini birbirinden ayırt etmek durumundayız.
Tasavvuf da Dinin önemli şubelerinden biridir ve tasavvuf da unutturulmuştur. Toplumda tasavvufa yatkın bir alt yapı yoktur, ama insanımız bir arayış içerisindedir. Ancak meselelere bugün bize verilen batı kültürüyle, pragmatik ölçülerle, menfaat ölçüleriyle bakıyoruz.
Aslında bizler bir arayış içindeyiz. Bizim bir yitiğimiz var. İşte biz toplum olarak o yitiğimizi, kaybımızı arıyoruz. O kaybımız Muhammedi neşedir, peygamber sevgisi, Allah (cc) aşkıdır. Kur’an ahlakıdır. Toplum olarak Resulullah’ın (sav) yolunu ve izini kaybettik, onun sevgisini yitirdik, işte bunu arıyoruz toplum olarak. Ama her birimiz bir yerde arıyor. Bu yitiğimizin bizim gönüllerimizde meydana getirdiği manevi boşluk, manevi doyumsuzluk, bizi bu içine düştüğümüz keşmekeşe sürükledi. İçine düştüğümüz bunalımın sebebi budur. Bu kavganın, bu gürültünün, bu sevgisizliğin, bu hoşgörüsüzlüğün sebebi budur. Dayanışmayı kaybettik, sevgiyi kaybettik, iyilik adına, güzellik adına neyimiz varsa hepsini kaybettik. Çünkü Resulullah (sav) ahlakını, Kur’an ahlakını kaybettik. Allah’ın (cc) insanları hakikaten huzur ve sükûnete erdiren sistemini arıyoruz kardeşlerim.
Gelin elbirliği ile bu itişmeyi, bu kakışmayı, kavgayı, gürültüyü bırakalım. Hakikaten kurtuluşu Allah Resulü (sav)’nün getirdiği reçetede arayalım. Buna muhtacız, fert olarak muhtacız, toplum olarak muhtacız. Bu hastalığın ilacını yanlış adreslerde aramayalım. Zannetmeyin ki bizim ekonomik gücümüz artarsa huzuru yakalarız. İnsanların mutlu olabilmesi için madden ve manen doyuma ulaşması gerekir. Maddi doyuma ulaşınca mutlu olacağımızı sanıyoruz ama bu yanlıştır. Mutlu olmak için mutlaka madde lazımdır, ama maneviyatta lazımdır. İnsan bu ikisinin mürekkebidir. Maddemizi de manamızı da doyurmamız lazım. Maddi doyumun mutluluk getirmediğini bugün en güzel örnek olarak batıda görmek mümkündür. Batı ekonomik ve teknolojik yönden bizden daha güçlüdür, maddi doyuma bizden daha fazla ulaşmıştır ama batı toplumu bizden daha huzursuzdur.
Batı toplumlarında intihar vakaları, uyuşturucu ve alkol alışkanlığı, anarşi bizden daha fazladır. Neden? Gönüller boş, maneviyat yok, Allah (cc) inancı yok, Allah’a (cc) teslimiyet, tevekkül yok, bunun için huzursuzdur. İşte bizim toplumumuzda mustariptir. Ne yapacağız? Tek cümle, tek çare; Peygamberimiz’in(sav) yoluna sımsıkı sarılacağız arkadaşlar. Bizi gerçek kurtuluşa çıkaracak bir tek mürşit vardır, o da Allah Resulü (sav)’dür. Şu gök kubbenin altında ondan kâmil insan ne gelmiştir, ne de gelecektir. Malınız, evladınız, atınız, arabanız olmadığı için mustarip oluyorsunuz, asıl mustarip olacağımız şey gönlümüzü yokladığımızda orada Allah (cc) ve Resulü (sav)’nün sevgisinin tutuşmamış olmasıdır. Müslümanlar olarak bu sevgi, bu heyecan, bu vecd yok ise asıl mustarip olacağımız şey, uykularımızı kaçırtacak şey budur. Bunu hatırlatmak istedim.
Ne için muhtacız? Cennete gitmek için mi? Cehennemden kurtulmak için mi? Hayır. Bu âlemde mutlu olmak için muhtacız buna. Bırakalım Allah (cc) bizi nereye isterse oraya götürür. Cennet cehennem davası değil mesele. Bu dünya hayatında mutlu olmanın, huzuru, kurtuluşu bulmanın yolu Peygamberimiz’in(sav) yoluna sıkı sıkıya bağlanmaktan geçer. Resulullah (sav) düşman olan Arap kavimlerini birbirine dost yapmış, kardeş yapmış. Biz bugün din adına tasavvuf adına hizipçilik, grupçuluk yapıyorsak, Müslüman’ı Müslüman’a düşürüyorsak bu Kur’an ruhuna, Resulullah (sav) öğretisine terstir. Lütfen birbirimizi sevelim, birbirimizi bağışlayalım, birbirimizle dayanışma içinde olalım arkadaşlar.
Bugün, yirmi sene öncesine göre ülkemizin ekonomik gücü artmıştır. Enflasyon ve işsizliğe rağmen toplum yirmi yıl öncesi ile mukayese edilemeyecek kadar imkân ve refaha sahiptir. Gelin önce birbirimizi sevmeyi öğrenelim. Bu da para ile değil ya. İnsanlara güler yüzlü olalım, insanlara güvenmeyi öğrenelim. Hepimiz bu sevgiye muhtacız. İnsanlar koca kentlerde yalnız yaşıyorlar, yalnızlıktan şikâyetçiler. Hoşgörünün sevginin olmadığı toplumda yaşarken ölüyor bu insanlar.
İslam’ı hiçbir zaman cennet ya da cehenneme giden yol olarak anlatmadım. Bu dünya hayatında mutlu olmak için İslam’a muhtacız. İslam kardeşlik dinidir, huzur dinidir, kimsenin tedirgin olmasına kaçmasına gerek yoktur. Rusya’da devrim oldu, devlet dini, ateist zihniyet hâkim oldu ama bakın bugün çöktü. Altmış-yetmiş yıl dayanamadı. Hz. Muhammed’in davası bin dört yüz senedir ayakta ve çökmüyor, her zaman taraftar buluyor. Sağlam dava, büyük dava, gönüllere huzur ve sükûn veriyor. İçimizdeki boşluğu, arayışı İslam’da Resulullah’ın (sav) yolunda bulabiliriz. İslam’ı öğrenmek için bol bol okumayı öneriyorum sizlere. Okuyun, kapasiteniz, gücünüz neye yeterse o kadar okuyun. Önce sağlam bir alt yapı oluşturacak eserleri okuyun.
Ne demiştik sohbetin başında. Kültür dini demiştik. Biz kültür dini ile tevhit dinini birbirine karıştırmışız. Bir takım bid’atları, birtakım adetleri din zannediyoruz. Din Kur’an ayetleriyle, Resulullah’ın (sav) hadisleriyle, sünnetiyle sabittir. Bunun dışında her şey tartışmaya açıktır, tartışılabilir. Bu konuda bağnaz olmayalım.
Zaman zaman okuyarak mutasavvıf olunmaz demiştim. Nakşibendiliğin büyüklerinden İmam-ı Rabbani Mektubat’ında; “Seyr-u sülûk ehlinin kitap okuması, kitapla meşgul olması, onu kendi seyrinden düşürür” buyurmaktadır. Biz bunu kendi tecrübemizle de biliyoruz. Kitap okumak hakikaten seyri sülük ehlinin gönlünü dağıtır, kafasına tereddütler oluşturur, manevi halinden düşürür. Ama buna rağmen okumanızı tavsiye ediyorum. Çünkü büyük çoğunluğumuzun seyr-u sülûk yapacak kapasitesi istidadı yok. O halde okuyarak kültürümüzü arttıralım, hoşgörümüz artsın, meselelere bakış ufkumuz değişsin. Şunu anti parantez belirteyim, seyr-u sülük yapacak seçkin insanların kitap mütalaası onlara zaman kaybettirir. Çünkü gönlünü dağıtır. Seyr-u sülük hal ile olur, menzil ve makamlarda ilerleme ile olur. Bu zikirle, rabıta ile sohbetle, riyazetle, mücahede ile olur. Zikir bize seyr-u sülük yaptıracak, manen terakki ettirecek araçlardan sadece bir tanesidir.
Toplumumuzda şöyle bir yanlış anlayış var. Tasavvufu yaşamak için toplum hayatından tecrit olmak gerek sanıyoruz. Emekli olmayı bekliyor o zaman toplumdan uzaklaşarak her şeyi iyi yapabileceğimizi düşünüyoruz. Biz her şeyin en iyisini yapamayız. Resulullah Efendimiz (sav), yüce insan “Ya Rabbi seni tenzih ederim, ben sana layık olduğun şekilde ibadet edemedim” buyuruyorlar. Biz kim oluyoruz ki her şeyin en iyisini yapalım. Seyr-u sülük için zamana ihtiyaç vardır. Bu yolun zaruretine inanıyorsak bu yola erken girmek gerekir.
Tasavvufu ben bir bütün olarak görüyorum. Kadiri, Nakşi, Rufai, Halveti, tasavvuf deyince hepsini kastediyorum. Ama bu yola girmeyenlerde kardeşimizdir. Biz insanların kurtuluşunu yalnız tasavvufta görmüyoruz, bunu burada söyleyeyim. Bu yola girmeyenler için de Allah’ın (cc) emir ve yasakları geçerlidir. La ilahe illallah Muhammed Resulullah (sav) dediğimizde bu inancımız bizi mesuliyet altına sokuyor, Allah’ı (cc) Rab olarak, Resulü’nü (sav) kulu ve elçisi olarak kabul ediyoruz. Meseleye böyle bakalım, böyle sahip çıkalım, bu şuurla çalışalım.


Yorum bırakın