Hoş geldiniz gönüldaşlar, sevgili arkadaşlar. Allah (cc) bize uzun yıllar insanlarla sohbet etmek fırsat ve imkânını bahşetti. Elhamdülillah bu sohbet işinde oldukça talimliyiz, ama söz Resulullah Efendimiz (sav)’e gelince, ondan bahsetmeye, ondan söz etmeye gelince kendimi bir dağın altında ufacık bir karınca kadar güçsüz hissediyorum arkadaşlar. Bunu da samimi olarak sizlere söylemek isterim. Hele hele kardeşimizin, arkadaşımızın Resulullah Efendimiz (sav)’i çok seven, çok tanıyan gibi cümleleri beni daha da ezdi, daha da etkiledi. Ben O’nu çok tanımak, çok sevmek gibi bir iddianın içerisinde değilim. Bunu samimi olarak söyleyeyim; Resulullah Efendimiz (sav)’i tanıyacak, tanıtacak, Resulullah Efendimiz (sav)’i anlatacak bir ilim, irfana sahip değilim. Ama sizin karşınıza gerçekten Resulullah (sav) sevgisiyle yıllarca yanmış bir gönül, gözyaşı dökmüş gözlerimle, sözlerimle çıktım. Karşınızda yine söyleyeceğim budur, yanmış bir gönlümüz var.
Resulullah (sav) sevgisiyle yanmış bir gönlüm, ağlamış bir gözlerim var. Ama O’nu tanıtacak ilim ve irfana üzgünüm sahip değilim. Gerçekten Resulullah Efendimiz (sav)’i anlatmak deyince samimi olarak bir dağın altında eziliyor gibi hissediyorum kendimi. Bu çok zor, çok ağır bir şey arkadaşlar. Resulullah Efendimiz (sav)… Söze duygularımıza karıştırmasak belki ilmi olarak da birkaç cümle konuşabiliriz. Bir şeyler söyleyebilirim ama Resulullah Efendimiz (sav)’i anlatmak, Resulullah Efendimiz (sav)’den bahsetmek için elbette daha çok yanmış bir gönüle ihtiyaç var. Yoksa Resulullah Efendimiz (sav)’i sadece teorik bilgilerle anlatmak, bu salonu ısıtmak mümkün değil arkadaşlar.
Resulullah Efendimiz (sav) hepimizin baş tacıdır. Allah (cc) bu mübarek gecede, bu güzel gecede bizleri buraya lütfetti, topladı. Hz. Allah’a (cc) hamd ü senalar olsun. Hz. Allah’ı (cc) bize tanıtan, varlığından, birliğinden haberdar eden, Allah’ı (cc) tanıma şerefini bizlere ulaştıran Resulü Kibriya Efendimiz (sav)’e sonsuz salat ve selamlar olsun. Yüce Allah (cc) bizi o büyük Peygamber’in (sav), o büyük insanın ahlakıyla ahlaklandırsın. O’nun yolundan ve izinden bizleri ayırmasın. Biz elbette Resulullah Efendimiz’i (sav) sevmek, tanımak, anlatmak gibi bir iddianın içinde değiliz. Ama büyük sevgi selinin coştuğu bu gecede, bu mütevazı meclisimizle bizim de bu sevgi seline, bu coşku seline ufacık bir katkımız olsun, ufacık bir hizmetimiz olsun şevki ve heyecanıyla kalktık Ankara’dan buraya geldik.
Bu kandil bir program yapmayalım şeklinde bir düşünce hâkimdi içimde. Bu ne zamana kadar? Bu sabaha kadar hâkimdi. Sabah kalktığımda kendimi çok ezik, çok suçlu hissettim. Bu geceye ilgisiz, duygusuz kalamazdım. Bir şeyler yapmamız gerekiyordu. Elimde olmadı. Çok duygulandım. O heyecanla kalktım buraya geldim. Sizleri de belki Ankara’ya davet ederdim. Bir yer bulurduk. Oraya geleceğinizden emindim. Ama buraya gelmeyi daha uygun buldum. Buradaki arkadaşlarımıza bir moral olsun istedim. Bu binayı bu şevk ve heyecanla yapmıştık. Burada garip kaldı demiştik. Burayı bir şenlendirelim, arkadaşları bir şenlendirelim, bu duyguyla geldim.
Hepimizin bildiği gibi sevgili Peygamberimiz (sav), o yüce insan, o kutlu yetim miladi takvim 571’de, Kameri aylardan Rebiyülevvel ayının on ikinci gecesi dünyayı şereflendirdi, aydınlattı, onurlandırdı. O’nun ışığında Hz. Allah (cc) bizleri nasiplendirsin, O’nun ışığında bizleri feyizlendirsin Yüce Allah (C.C). Bu büyük insan, hayatı çilelerle dolmuş yirmi üç yıllık risalet hayatını büyük bir acı ve ıstırap içinde yaşamış, insanlığı aydınlatmak pahasına çok büyük eziyet ve büyük sıkıntılara katlanmış bu büyük insanı elbette anlatmak zor. Hissiyatım şu; Allah Resulü’nü (sav) bir denize benzetiyorum arkadaşlar. Allah Resulü (sav) büyük bir umman, büyük bir deniz. Bizim bu gece burada size anlatacağımız, size söyleyeceğimiz şeylerin tamamı ne kadar ilmi, ne kadar coşkulu olursa olsun o denizden alınan bir bardak sudur. Bunu özellikle beyan etmek isterim. Allah Resulü (sav) bir büyük deniz, biz de o denizden bir bardak su alıp sizlerin üzerine serpeceğiz. Yapabileceğimiz şey bu; Allah (cc) lütfederse.
Yüce kitabımızda Hz. Allah (cc): “Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik” diyordu. Sevgili Resulü’ün (sav) bize rahmet olması için engin rahmet denizinden bizim istifade etmemiz için ne yapmamız gerekiyor? O’nun getirdiği sisteme bağlanmamız gerekiyor kardeşlerim. Allah Resulü (sav) bizim için rahmet nasıl olur? Biz O’nun getirdiği sisteme, O’nun getirdiği Kur’an’a sırtımızı dönmezsek Allah Resulü (sav) bizim için o zaman rahmet vesilesi olur. Hz. Allah (cc) bu mübarek gecede füyüzatından bizleri nasiplendirsin.
Peki, bu rahmet Peygamberine, bu şefaat Peygamberine nasıl uyacağız, O’nun getirdiği sistemi nasıl benimseyeceğiz. Sevgili Peygamberimiz’i (sav) Kur’an şöyle haber veriyor bize: “Ey Resulüm! De ki; Allah’ı (cc) seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin, günahlarınızı bağışlasın.” Yani bizim Hz. Allah (cc) tarafından sevilmemiz, affı ilahiye uğramamız Hz. Peygamberimiz (sav)’e uymamıza bağlıdır. Hz. Resulü’in (sav) ahlakıyla ahlaklanmamıza bağlı, O’nun getirdiği sisteme sahip çıkmamıza bağlı. Nasıl olacak bu? Bu gariban Ahmed’in şöyle bir ikiliği var Öze Dönüş kitabında;
“Mümin olan Muhammed Mustafa’ya (sav) uymalı
Resulün sevgisini yüreğinde duymalı.”
Biz, Peygamberimiz’in(sav) sevgisini nasıl talep edeceğiz? Bu sevgi elbette kolay ele geçecek bir nimet değildir. Biz Resulü Zişan Peygamberimiz’in (sav) sevgisini nasıl talep edeceğiz? O’nu sevdiğimizi nasıl izhar edeceğiz. Biz Peygamberimiz’in(sav) bize getirdiği inanç sistemine tereddütsüz bağlanacağız, inanacağız arkadaşlar. O, ne getirmişse doğrudur, haktır, gerçektir. O konuda en ufak bir zafiyetimiz, vesvesemiz olmayacak. Biliyorsunuz Miraç gecesi döndüğünde -miraç önemli bir olay- Peygamber Efendimiz (sav) için de, ümmeti için de önemli bir olay. Miraç gecesinden döndüğünde olayı anlattığında Mekkeliler hayret içinde kaldılar. Ebu Bekir Sıddık efendimize dediler ki; “Muhammed böyle söylüyor, sen ne diyorsun?” “O, ne söylüyorsa doğrudur” dedi, tasdik etti. Biz de öyle bir gönülle O ne söylüyorsa haktır, gerçektir. Bu konuda en ufak bir zafiyet göstermeyeceğiz. O’na inanacağız, bütün benliğimizle inanacağız.
Resulullah Efendimiz (sav)’e daha sonra O’na uymaktan söz ediyoruz ya; Peygamberimiz’in(sav) getirdiği inanç sistemine uyacağız. O inanç sisteminin başında ne geliyor? Lailahe illallah Muhammedün Resulullah (sav). Allah’tan (cc) başka ilah yoktur, Muhammed O’nun Elçisidir, Resulü (sav)’dür. Buna tereddütsüz inanacağız. Bu Elçi, bu Resul bize neyi tebliğ ediyorsa o haktır ve gerçektir, o doğrudur. Biz O’na inanmadığımız, vesveseye düştüğümüz, şüpheye düştüğümüz zaman Resulullah Efendimiz (sav)’i haşa yalancı gibi bir duruma düşürmek olur ki, bu korkunç felakettir. Arkadaşlar O doğru söyleyenlerin en doğrusudur. Mükemmellerin en mükemmelidir. O ne dediyse doğrudur, O’na inandık ve O’nun getirdiği akaid sistemine inandık. Meleklere inanacağız, ahirete inanacağız.
O’ndan ne alacağız? Resulullah Efendimiz (sav) bize Kur’an’ı getirmiş. Kur’an bize birtakım vazife ve yükümlülük getiriyor. İbadet diye bir yükümlülük getiriyor. Allah Resulü (sav) nasıl ibadet etmiş ise biz O’nu taklit edeceğiz. Yani ibadet ilmini O’ndan öğreneceğiz. Resulullah Efendimiz (sav) nasıl ibadet ediyorsa biz de O’nu taklit edip aynı o şekilde ibadet edeceğiz. Burada -tabirim mazur görülsün- akıl işletmeciliği, bilecenlik, ukalalık yapmayacağız. Allah Resulü (sav) ne yapmışsa bizim baş tacımızdır. O’nun yaptığı en güzeldir, en doğrudur. İbadet sistemini getirdiği gibi alacağız. Allah’ın (cc) yasak kıldırdıklarını yasak bileceğiz. Emrettiklerine uyacağız. Peygamberimiz (sav) bize neyi yasak kılmışsa ondan sakınacağız. Neyi emretmişse ona uyacağız.
İbadet şeklini benimsedik, inanç dedik, ibadet dedik; bir de ahlak kalıyor. Ahlak işin zor olanı, çetin olanı… Ahlak, ibadet sevdirildi mi ibadet öyle çok zor değildir. Ahlak… Peygamberimiz (sav), “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyuruyor. O’nun ahlaki en mükemmel ahlak… Hz. Aişe Validemize soruyorlar O’nun ahlakını. “Siz Kur’an okumadınız mı? İşte O’nun ahlakı Kur’an’dır buyuruyor.” Yani tabir uygunsa Cenab-ı Peygamber Efendimiz (sav) yürüyen Kur’an’dır, konuşan Kur’an’dır.
Peygamber Efendimiz (sav) Bedir harbinden dönüşünde ne buyuruyor arkadaşlar; “Küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz.” Yani ahlak denen, kemal denen olgunluğa ulaşmak, demek ki Bedir harbinde savaşmaktan, Peygamberimiz’in(sav) ifadesiyle daha zordur. Küçük cihattan büyük cihada döndük. Nefisle mücadele, nefisle mücahede…
Burada şunu söylemek gerekiyor arkadaşlar; evet inanırız, Allah Resulü’nün (sav) getirdiğine inanırız, güzel. Bu kolay diyelim bir bakıma. Ama O’nun getirdiği ahlaka ulaşmak için arkadaşlar mutlaka ve mutlaka mücahede yapmak gerekir, riyazet yapmaya ihtiyaç vardır. Nefsi ezmek, nefsin dizginlerini toparlayabilmek, onu hizaya getirebilmek Peygamberimiz’in (sav) ahlakıyla ahlaklanabilmek için mücahadeye ihtiyaç vardır. İşte bu durumu onun için işaret ediyor. “Küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz.” Mücahadesiz güzel ahlaka ulaşmak mümkün değil arkadaşlar. Mücahede yapacağız.
Ne demek mücahede? Peygamberimiz’in (sav) ahlakını kazanabilmek için nefsimizin her istediğini vermeyeceğiz. Ne yapacağız? Kendimizi Kur’an ve Sünnet’e uyduracağız ki Peygamberimiz’in (sav) hayatı, sünnet-i seniyesine uyar isek bu mücahedenin en güzel şeklidir. O’nun sünnetine uymak, O’nun yaşadığı gibi yaşamak bizim için mücahededir. O’nun yaptığından katiyetle bir fazlasını yapmaya ihtiyaç yoktur. Eksiğini yapmakla eksiklik olur. En güzel model bizim için Allah’ın Resulü (sav)’dür. O’nun yaptığını yapmak, sünnetine uygun yaşamak bizim için mücahededir. Ve bizi kâmil ahlaka ulaştırır. Peki, bunu yaşayabilmek için, bunu öğrenebilmek için ilme ihtiyaç var değil mi arkadaşlar?
Peygamberimiz’in (sav) davranışlarını, ilmini, ahlakını öğreneceğiz. Öğreneceğiz ki kendimizi O’na benzetmeye çalışalım. O’nun ahlak ilmini, ibadet ilmini, inanç ilmini öğrenmek durumundayız. Yani gönlümüzde Resulullah Efendimize (sav) bir yer açmak durumundayız. Yani sadece bu gönül bize bahçemizi, tarlamızı, oğlumuzu, kızımızı, aşımızı, işimizi dolduralım diye verilmedi. Bu gönülde Allah’a (cc) ve Resüle (sav) yer açmak durumundayız. Sevgili Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki sevgili arkadaşlarım; “Beni ananızdan, babanızdan, nefsinizden çok sevmedikçe kâmil mümin olamazsınız.” Demek ki mücahade yapacağız. Ama bu sevgiyi yüreğimizde taşıyacağız. Anamızdan, babamızdan, evlad-ı ıyalimizden Allah Resulü’nü (sav) çok seveceğiz.
Peki, bu mümkün mü? Bu bidatlerin içinde yaşadığımız bu âlemde, sünnet-i seniyenin kaybolduğu bu âlemde bu Resulullah (sav) sevgisini yüreğimizde, bu coşkuyu taşımak, bu sevgiyi bulmak mümkün mü? Bu elimdeki nedir? Çiçek. Bunu yakinen biliyorum, görüyorum değil mi? İşte bu kadar yakın konuşuyorum ki bu sevgiyi, bu anamızdan babamızdan, nefsimizden daha yoğun olan sevgiyi Peygamber sevgisini yüreğimizde taşımak mümkün. Bu sevgiyi bulmak mümkün.
Nasıl bulacağız. İşte bu sevgiyle yanmış, o ateşe yanmış insanları Hz. Allah (cc) karşımıza çıkarırsa, o sevgiyi oradan emeceğiz. O sevgiyi oradan tahsil edeceğiz, alacağız. Şunu da söylemek isterim sevgili arkadaşlarım; insanlar için ilim, bilgi öğrenmek vazgeçilmez değerlerdir. Bunların hepsine zaman ayıracağız. Ama insanlar, inanın bu bilgiye de zahiri bilgiye de sahip olmazsa bu seyr-ü sülük denen manevi-ruhani yolculuk var ya arkadaşlar, bu yolda belli bir aşamaya, belli bir menzil ve makama gelen insanlara bu sevgi açılır. Kamil manada açılır. Kendisine bu sevgi açılan insan için Allah Resulü (sav) kendi nefsinden de çok daha sevgilidir. Daha sevimlidir. Bunu yaşarsak biliriz. Bu kuru bir iddia ile kitap okumakla, tabi bilgilerle bu sevgi elde edilemez arkadaşlar. Bu seyr-ü sülük dediğimiz manevi-ruhani yolculukta belli aşmaya, belli bir makama gelirsek burayı da isim olarak da söyleyebilirim ama gerek yok, bilecenlik etmeyelim, bu sevgi kâmil manada açılır. Onun sevgisiyle içimiz yanar ve hiçbir şey gözümüze görünmez. Ne dünya gözümüze görünür ne ukba. Ne aşımızı gözümüz görür ne işimizi. Ne çocuğumuzu gözümüz görür, ne şunu ne bunu.
Bu sevgi insanı kapladığı zaman ki, bunu yaşayarak biliriz, sadece burada Resulullah (sav) sevgisi vardır. Resulullah Efendimiz (sav)’le bir bakıma, tabir uygunsa, aynileşmek gibi bir ifade kullanabiliriz. Ne demek bu aynileşmek? Sen Allah Resulü’nü (sav) o kadar çok seversin ki sanki sende var olan sen değilsin de Resulullah Efendimiz (sav)’dir. Resulullah Efendimiz (sav)’le gezersin, Resulullah Efendimiz (sav)’le görürsün, Resulullah Efendimizle (sav) işitirsin. Resulullah Efendimiz (sav) sende tecelli etmiştir sanki. Buna tasavvufta “Fena Firresul” diyoruz. Bu yaşanarak bilinir. Bunu anlatamam arkadaşlar.
Hz. Mevlana’ya, o aşıklar sultam Mevlana’ya aşkı soran birine “Benim gibi olursan anlarsın aşkı” diye cevap veriyor. Sen de Resulullah Efendimize (sav) bu nimet-i ilahiye, bu lütfu ilahiye layık olursan belli bir yerlere gelirsen bu sevgi sende açıldığı zaman, bunu o zaman anlarsın. Benim şu anda söylediklerim bir testinin dışına sızan su gibidir. Testinin içi değildir yani. Testinin dışına sızan sular gibidir. Benim burada söylediklerim, onu yaşarsan anlarsın.
Resulullah Efendimizin (sav) sevgisi; bu sevgi bizi gerçekte kurtuluşa götürür. Bu Peygamberimizin (sav) Allah’ın (cc) ahlakıyla ahlaklanmış, Allah’ın (cc) sıfatıyla sıfatlanmış biridir. Hadis-i Nebevi’de buyurulur ki; “Beni gören Hakk’ı görmüştür.” Kur’an’ın ifadesiyle “Resule itaat Allah’a (cc) itaattir.” Allah’ın (cc) boyası ile boyanmıştır. Yani Resulü Zişanın (sav) dili Allah’ın (cc) dilidir. O’nun eli Allah’ın (cc) elidir. Bu sözden ötürü boynumu da kesseler işin doğrusu budur, feda olsun. Bu boya ile boyanırsan bu sevgiyi yüreğinde bulursan Resulullah Efendimiz’den (sav) ufacık bir kapı sana aralanır. Bunun böyle olduğunu görürsün. Bunu Kur’an haber veriyor, ben söylemiyorum. “Resule biat Allah’a (cc) biattir.”
Bedir harbinde Allah Resulü (sav) müşriklerin üzerine toprağı saçtığında “Habibim attığında sen atmadın, ancak Allah (cc) attı” diyor. Demek ki orada Allah’ın (cc) eli Resulün (sav) elidir. Allah’ın (cc) dili Resulün (sav) dilidir. O’nun gönlünde hakikati görmektir. O’na itaat Hakk’a itaattir. Peki, sen böyle derken burada Resulullah Efendimiz (sav)’i Allah’ın (cc) yerine mi oturtuyorsun? Haşa! Böyle bir şey yok arkadaşlar. Efendimiz, o büyük ihtişamına rağmen, o büyük kemal, o büyük zenginliğine, olgunluğuna rağmen O da Allah’ın (cc) bir kuludur. Ama o kul Allah’a (cc) kâmil manada ayna olmuştur.
“Ayinedir bu âlem her şey Hak ile kaim,
Mir’at-ı Muhammed’den Allah (cc) görünür diam.”
Allah (cc) Muhammed (sav) aynasında görünmüştür bize, o kadar. O da bir kuldur. Allah’ın (cc) hidayet etmediğine Resulullah Efendimiz (sav) hidayet edemez. Resulu Zişan Efendimiz (sav)’i küçükken himayesine alan, koruyan Ebu Talip!.. O’nun Müslüman olmasını çok istemiştir. Peygamberimiz ki, öbür âlemde sana yardımcı olayım. Ayet-i Kerime inmiştir; “Habibim! Sen sevdiğine hidayet edemezsin.” Yani o büyük kemaline, olgunluğuna, Allah’ın (cc) ahlakıyla ahlaklanmış olmasına rağmen Peygamber Efendimiz de yine Allah’ın (cc) hidayet etmediğine hidayet edemez. Allah’ın (cc) cezalandırmadığına, zarar vermediğine Peygamber Efendimiz (sav) zarar verememiştir. Allahümme salli ala seyyidina Muhammeden abdike ve Resülike nebiyyül ümmiyyül… Önce ne geliyor burada? Abdike, kulluğu geliyor. Ondan sonra risaleti geliyor. Anlaşılıyor mu arkadaşlar, burada iyi anlayacağız meseleyi.
Allah’ı (cc) tanımanın yolu Resulullah (sav)’ı sevmekten geçiyor arkadaşlar Allah’ı (cc) tanımanın, sevmenin yolu ortada. “Allah’ı (cc) seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin. Günahlarınızı bağışlasın.” Bu bir emr-i ilahidir. Hz. Allah (cc) sadece bunları onun diliyle söylemiştir. Peygamber Efendimiz (sav) bize kâmil manada Allah’ı (cc) tanıtmasaydı biz tanıyamazdık arkadaşlar. Biz burada Allah’ı (cc) tanımakta, Allah’ın (cc) yoluna düşmekte Hz. Resul (sav)’e karşı büyük minnet borcumuz vardır. Bizi Allah (cc) ile buluşturan, Allah’a (cc) giden yolu bize gösteren, bize Allah’ı (cc) tanıtan, irfana ulaştıran kimdir? Allah’ın (cc) Resulü (sav)’dür. Allah’ın (cc) Resulü (sav) gibi biz Allah’ı (cc) tanımasaydık, tabir uygunsa kendi kafamızda, kendi vehmimizde oluşturacağımız ecüş-bücüş Tanrılara Allah (cc) deme gafletine düşerdik. Allah (cc) bu durumdan bizleri korusun, himaye etsin, hıfz etsin. Yüce Allah’ı (cc) da Peygamberin tanıdığı gibi tanımayı nasip etsin.
Peygamber aynasında demek ki Allah (cc) görünür. O, büyük ihtişama, çok büyük kemale sahip. Öyleyse arkadaşlar biz onun kemal ve olgunluğunu, sohbetin başında da dediğim gibi anlatacak ilme-irfana sahip değiliz. Ama onu sevebiliriz. Bu sevgiyi yüreğimizde bulabiliriz. Ne yağacağız? Yine sünnet-i seniyeye ittiba edeceğiz. O boya ile boyanmış, Allah Resulü (sav)’nün ahlakıyla ahlaklanmış insanlar da vardır bu toplumda. O içi yanmış, gözü yaşlı insanlar vardır. O aynadan da Resulullah Efendimiz (sav) görünür. Onların o kâmil insanların aynasından da görünen yine Resulullah Efendimiz (sav)’dir.
Şurada değişik değişlik çiçekler var. Değişik değişik çiçekler hep Peygamberimiz’in(sav) güzelliğini yansıtan şeylerdir. Ne kadar evliyalar var, seviyoruz değil mi? Nakşi, Kadiri, Mevlevi yolundan yetişmiş arifler, evliyalar var, hepsini seviyoruz. Allah’a (cc) hamdolsun, Allah (cc) bize sevdirdi. Bütün bu evliyaullahta görünen onun güzelliğidir. Resulü’in (sav) güzelliğidir. Bütün evliyalarda yansıyan, bizi cezbeden onların kemalatları, olgunlukları, aşkları, vecdleri, cezbeleri hep Resulullah Efendimiz (sav) (sav)’in oraya yansımasıdır. Orada onun bir kıvılcımıdır. Yani bütün bu güzelliğin kaynağı Allah’ın (cc) Resulü (sav)’dür. Biz nerde, kimi, hangi veliyi seviyorsak sevelim, hangi arifi seviyorsak sevelim onun şahsında yine Resulullah Efendimiz (sav)’i seviyoruz. Yani manevi başkomutan Resulullah Efendimiz (sav).
Resulu Zişan Efendimiz (sav)’in, bu büyük insanın manevi-ruhani tasarrufu bugün yine devam ediyor. Halkımız söyler, kitaplarda okuruz, bazı veliler sayarlar gayb ricalinden. Ben o konuda kafamı, gönlümü meşgul etmek istemem; ama şunu söylemek isterim size: Yaşadığımız devrin en kâmil ve en mükemmel evliyası kim ise en çok Allah Resulü (sav)’nün meşrebinden, ahlakındandır. Bu bir veriliştir. Yani çok namaz kılmakla, ibadet etmekle, çok uğraşmakla elde edilecek bir nimet değildir. O Muhammedi maya ona daha doğmadan verilmiştir.
Peygamberler, Ulul Azam peygamberler var. Allah (cc) onların sevgisini bizlere lütfetsin. Hepsi başımızın tacıdır. İsa Aleyhisselam, Musa Aleyhisselam hepimiz ismini çok çok duyduğu Ulul Azam peygamberlerdir. Bu peygamberlerin kiminde Allah’ın (cc) celal kiminde Allah’ın (cc) cemal neşesi vardır. Peygamber Efendimiz (sav)’de hem celal hem de cemal neşesi vardır. Peygamberimiz’in(sav) getirdiği Kur’an’da Allah’ın (cc) isimleri vardır, sıfatları vardır, zatına ait ilim vardır. Diğer peygamberler de bu parça parça vardır. İncil’i elimize aldığımızda İncil’de Hz. Allah’ın (cc) zat ilmi vardır. Tevrat’ı elimize aldığımızda Tevrat’ta Allah’ın (cc) sıfat ilimleri vardır. Zebur’da Allah’ın (cc) fiil ilimleri vardır. İşte bütün bu ilimler Kur’an’da cem olmuştur.
Resulullah Efendimiz (sav) nübüvvet ağacının en olgun meyvesidir. Kemal ve olgunluğun en zirve noktasındadır. Şöyle bir teşbih yapalım: Peygamberlerin ilki Âdem Safiyullah’tır ki kemal ve olgunluğu bir çiçeğe benzetirsek, ağaçta açan bir çiçeğe benzetirsek o çiçeğin en olgun meyvesi Allah’ın (cc) Resulü (sav)’dür. O çiçek çağla olmuştur. Olgunlaşma devresini geçirmiştir ve neticede en mükemmel hale gelmiştir. Ve işte Allah Resulü (sav), teşbihte hata olmasın, O’dur. Diğer peygamberlerde parça parça olan kemal ve olgunluk Allah Resulünde tamamı toplanmıştır. Yani kâinat adına, peygamberlik ve risalet adına daha tahsil edilecek hiçbir şey kalmamıştır. En nihai noktasına Peygamber Efendimiz (sav)’de ulaştığı için nübüvvet defteri, risalet defteri onunla beraber kapanmıştır. Daha gidilecek bir nokta yoktur. Bütün ilmi kendinde toplamıştır. Allah’ın (cc) sıfat ilimleri, zat ilimleri, fiil ilimleri onda cem olmuştur. En büyük irfanın sahibidir. Ve diğer peygamberlerde kiminde celal, kiminde cemal neşesi vardır. Onda kemal halindedir. İkisi de vardır.
Burada bir parantez açarsak, bunu söylemekte fayda vardır. Bu ismini duyduğumuz, hayranlık duyduğumuz velilerde dediğimiz gibi peygamberin yansıması vardır ama kiminde celal neşesi vardır, kiminde cemal neşesi vardır. Bunu biraz daha açalım.
Celal neşesi olan veliler şiddetlidir. Musa Kelimullah kendisinde celal neşesi olan bir peygamberdir. Cemal neşesi olan çok sakin, yumuşak olur. Peygamberlerin en mülayimi, en sakini İbrahim Halilullah’tır. İbrahim Halilullah son derece sakin ve mülayimdir. O’nu celalli yapan ilahi irade onu da cemalli yapmıştır. Bakın bunlar Ulul Azam büyük peygamberlerdir. Onun celalli olması onun küçültmemiştir. İkisi de Ulul Azam peygamberdir. Öyleyse veli deyince, veli: Resulullah Efendimizin (sav) kâmil manada temsilcisi olan velidir. Kiminde şu neşe olur, kiminde bu neşe olur ki öyledir. En mükemmel neşe O’na en çok benzeyen, ahlaken O’na çok benzeyen insandır ki bu devrin, artık ne diyorsanız, ona ne deniyorsa İnsan-ı Kamil, Kutb’ul-Aktab, Gavs diyelim buna, bu tek kişidir. Diğer bütün evliyaullah onun emir ve komutası altındadır.
Şöyle bir şey okumuştum; keşif ehli bir zattı. “Devrin Kutbu’l-Aktabı tayin edildiğinde biri ahirete göçüp de yeni gelen olduğunda bir anda gelip o evliyalar meclisine gelemeyebilir.” diyor. O gelemediği, o yeni olduğu dönemlerde Allah Resulü (sav) gelir o meclise riyaset eder, başkanlık yapar diyor. Ve devamlı da gelmez. Çünkü oradaki evliya O’nun nuruna, Allah Resulü (sav)’nün nuruna dayanamaz diyor.
Allah Resulü (sav) bizden hali değildir. Biz onun ahlakı ile ahlaklanırsak, onun boyası ile boyanırsak… Yani Resulullah Efendimiz (sav) mazide kalmış bir hatıra değildir. Onun ruhaniyeti bu meclislerde elhamdülillah vardır. Onun ruhaniyeti bu meclislerde vardır. Allah (cc) bizi O’nun şefaatine nail eylesin, ahlakıyla ahlaklandırsın kardeşlerim. Elbette ki bu sözüne ettiğim meseleler Resulullah Efendimiz (sav) tanımakta, anlatmakta çok yetersiz şeylerdir. Ama sohbetin başında ifade ettiğim gibi, biz deryadan bir bardak su alıp üstümüze serpeceğiz.
Bizim bütün bilgimiz bu. O bir deryadır. Biz de anlatamayız. Üzgünüm, kendi aczimizi, kendi bilgimizi örtmek için bunu söyleyici değilim. Bu konuda çok çok yetenekli olanlar da bu konuda çok çok acizdir ve güçsüzdür. Bir veliyi bile anlatmakta güçlük çeken insan elbette Allah Resulü’nü (sav) anlamakta, anlatmakta zorluklarla karşılaşır. Biz onu tanıdıkça severiz.
Bizim nedir tasavvufta yaşamamız gereken; bir de “Fena Fişşeyh” konağı vardır. İşte bu menzil, bu konakta yaşar isek bu konak ve bu menzil bizi Peygamberimiz’in(sav) kapısına götürür. Rüyalarla konuşmak elbette işimize gelmez ama daha otuzlu yaşlarımdayım. Kendisi çok yaşlı olan bir insan çıkmıştı karşımıza. O zaman şöyle bir rüyasını anlatmıştı bana. Peygamber Efendimiz (sav) buna bir şerit veriyordu. “Oğlum bunu götür ona ver. Ümmetlerimin boynuna taksın bana getirsin” diyor. Anlaşılıyor mu arkadaşlar?
Biz bu boya ile boyanırsak bizi temizlerler. Neyden temizlerler; kibirden, ucuptan, hasetten, baş olma sevdasından temizlerler ve biz o kapıya takdim edilecek hale geldiğimizde o kapıdan içeriye bizi oraya takdim ederler. Necip Fazıl’ın şiiri aklıma geldi:
“O kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez
Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez
İçeride bir has oda yeri samur döşeli
O odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez”
diyor ya merhum Necip Fazıl. Öyleyse biz ne yapacağız. Biz gönlümüzü sevgilerden, sevgililerden boşaltacağız ki gönlümüzde Peygamber sevgisi tecelli etsin. Bu da belli bir eğitim süzgecinden geçmekle elde edilir. Bir eğitim süzgecinden geçersek, geçebilirsek o sevgi elde edilir. Allah (cc) sevgisi elbette daha ötelerin ötesinde bir âlem.
Allah (cc) hepimizi bu mübarek gecede, sevdiği salih kulları vardır, Peygamberimiz’in(sav) boyası ile boyanmış, ahlakıyla ahlaklanmış, o ateşle yanmış salih insanlar vardır, bu halkın arasında, indi ilahide duası makbul olan insanlar vardır. Onların hürmetine Cenab-ı Allah (cc) bizim bu mütevazı âcizane sohbetimizi dergâhında kabul etsin. Bizi yaşarsak, yaşamak nasip olursa daha nice nice kandil geceleri kutlamayı da Allah (cc) bize lütfetsin, bağışlasın. Allah’a (cc) emanet olun. Allah (cc) sevginizi muhabbetinizi artırsın. Hoşçakalın…


Yorum bırakın