İmam Gazali devrinin büyük bilginlerindendir. Bu büyük ilim adamı hayatının belli bir döneminde tasavvuf yoluna girmiştir. Uzlet, mücahade yaparak kemale ermiş ve Allah’ın (cc) türlü lütuflarına nail olduktan sonra “Anladım ki en doğru yol sufilerin yoludur.” diyerek tasavvuf yoluna girmenin farz olduğunu söylemiştir. Daha yakın dönemde Anadolu’da yetişmiş olan Mehmet Zahit Kotku Efendi vardır. Tasavvufi Ahlak isimli dört ciltlik bir eserin de sahibidir. Bu muhterem kişi de tasavvuf yoluna girmenin farz olduğunu ifade etmiştir. Bu konuda daha başka sufiler de benzer görüşleri ileri sürmüşlerdir. Ancak ben bu konuda daha farklı düşünüyorum, bu konuya daha başka bir yorum getirmek istiyorum. Bu kıymetli âlimler tasavvuf yoluna girmenin farz olduğunu ileri sürmüşlerdir. Kur’an’daki “Allah’tan (cc) korkun ve sadıklarla beraber olun” ayetindeki “sadıklarla beraber olun” ifadesini bir mürşide bağlanmak olarak yorumlamışlardır.

Allah’ı (cc)  bilmenin üç mertebesi vardır. İlme’l-Yakin, Ayne’l-Yakin ve Hakke’l- Yakin. İlme’l-Yakin mertebesinde Allah’ı (cc)  ilim yoluyla, sebeplere bağlı olarak bilmek söz konusudur. Ancak bu iman mertebesi kâmil bir iman değildir, çünkü burada şuhut yoktur. Zamanın sufilerinden birisine diyorlar ki “Efendim, filan Allah’ın (cc) varlığı hakkında bin tane delilim var diyor. Siz ne dersiniz?” diye sorduklarında “Demek ki Allah (cc) hakkında bin tane şüphesi varmış” diye cevaplıyor. Burada belirtmek gerekir ki tasavvufun işi Allah’ın (cc) varlığını ispat değildir. Allah’ın (cc) varlığını hep delillerle anlatmaya çalışsak bu gönüllerde şüphelere de yol açar. İşte bu şekilde inanma kâmil bu iman değildir. Allah’ı (cc)  hep sebeplere bağlı olarak biliyorsun, ötesine aklın yok. İşte Allah’ı (cc)  ayne’l-yakin, hakke’l-yakin bilebilmek için bir tasavvufi eğitime ihtiyaç vardır. Bu sebeple Gazali ve onun gibi diğer bilginler tasavvufa girmek farzdır demişlerdir. Çünkü kitabi bilgilerle doymamışlar, tatmin olmamışlardır.

Allah (cc) Kur’an’da “Ben insanları ve cinleri beni bilsinler, bana ibadet etsinler diye yarattım” buyurmaktadır. Bu noktada Allah’ı (cc)  kâmil manada tanımak mecburiyeti vardır. Allah’ı (cc)  tanımayan, Allah’ı (cc)  bilmeyen bir insan sadece kitabi bilgilerle kâmil manada bir ibadet yapamaz. TV de bir programda merhum Selçuk Eraydın hocaya bir soru sormuşlardı; “Bir mürşide bağlanmaya gerek var mı?” diye. “Antrenörsüz olmuyor” dedi. Yani farz, vacip gibi konuya yaklaşmadı. Allah’ı (cc)  arayan için, manevi yükselişe ulaşmak isteyen için, ibadetlerde huzura kavuşmak için, Hakk’a ulaşmak isteyen için mutlaka tasavvufa ihtiyaç vardır.

Yorum bırakın