Üveysilik ile ilgili acizane bir-iki laf etmek istiyorum, Mevla izin verirse. İslam tasavvufunda Üveysilik diye bir mesele vardır. İçinizde bunu duyanlar vardır, bilenler vardır, ilk defa duyanlar da vardır.
Üveysilik nedir? Veysel Karani Hazretleri hepimizin duyduğu bir veli kişidir. Veysel Karani hiç Türkiye’ye gelmemiştir. Büyük ihtimalle Sıffin harbinde Hz. Ali’nin safında şehit düşmüştür. Hz Ali’nin ordusunun içinde bulunmasının hesabıyla Aleviler ve Sünniler tarafından da çok benimsenmiştir. Veysel Karani Hazretleri ile ilgili Alevi ve Bektaşi nefeslerinde pek çok şiir vardır. Veysel Karani Hazretleri Efendimizi(sav) hiç görmemiştir malum.
“Allah Resulünü (sav) görmek için Medine’ye gitmiş, Allah Resulü (sav) evde yokmuş görememiş, annesi müsaade etmediği için geri dönmüş” gibi bir rivayet var. Bu aslında insanın mantığına sığmıyor. Biraz işi bilen, biraz tasavvufu bilen, biraz gönlünde Peygamber sevgisi taşıyan insanın zaten mantığına da sığmıyor. Böyle şey olmaz kardeşlerim. Bu rivayetin aslı yoktur.
Allah Resulü (sav) “Beni ananızdan, babanızdan, evladınızdan, nefsinizden fazla sevmezseniz kâmil bir mümin olamazsınız” demiştir. Veysel Karani Hazretleri böyle Peygamber sevgisiyle yanacak, kavrulacak ondan sonra yürüyerek kilometrelerce yol alacak, Allah Resulünü (sav) evde bulamadığı için “annem bana bu kadar izin verdi” deyip geri dönecek. Bu insanın mantığı ile bağdaşmıyor. Peygamber sevgisiyle yanmış, kavrulmuş bir evliya için orada ananın babanın bir hükmü olur mu arkadaşlar?
Yeri gelmişken söyleyeyim. Siz de Peygamber Aleyhissalatu vesselam Efendimizi anamızdan, babanızdan, evladımızdan, nefsimizden de çok sevmiyor, “Ya Resulullah!” deyip de gözünüzden iki damla yaş dökemiyorsanız daha iman zevkine varamadmız demektir. İstediğin kadar âlim ol, fazıl ol, kürsüye çık, istediğin kadar nutuklar çek. Kur’an’ı ezberlemiş ol. “Ya Resulullah ben seni nefsimden de fazla seviyorum” deyip de gözünden iki damla yaş dökemiyorsan, bu zevke ulaşamamışsan sen daha iman zevkine ulaşamamışsın.
Sen ne olursan ol. Bu kırattaki bir insan gidecek Medine’de Allah Resulünü göremeden geri dönecek. Ben Allah Resulünün (sav) sevgisini elhamdülillah Cenab-ı Allah ihsan etti, yüreğimde taşıdım uzun yıllar. Cenab-ı Hakk’a namütenahi şükürler olsun, uzun yıllar taşıdım. Elbette ki bizim sevgimizle Veysel Karani Hazretlerinin sevgisi ölçülemez. Biz çok basit, değersiz bir insanız. Ama kendi adıma da şunu söylemek isterim, samimi bir dille, sıcak bir gönülle: Ben o Medine’nin topraklarını öpmek isterim, şimdi yani şu dönemde. Herhangi bir yerini Allah Resulünün (sav) buraya 1400 küsur sene evvel bu kayalara, bu topraklara belki ayağı değmiştir deyip, ben o Medine’nin topraklarını öpme özlemini çok yüreğimde taşıdım ve bu şevkle çok ağladım.
Peki, bir an için öyle kabul edelim Müslümanlar. Anasının hatırı için döndüğünü kabul edelim. Benim şahsen kanaatim kesin olarak bu yönde değildir, kesinkes kabul etmiyorum ve inanmıyorum. Veysel Karani’nin anasına itaat için Peygambere görünmeden geri gittiğini kabul ettik diyelim. Gitti ne oldu yani? Sahabe-i kiram olma şerefine erecekti, tabiin olma durumuna düştü. Birinci sınıf olacaktı, ikinci sınıfa düştü.
Kardeşlerim sohbetimizin konusu bu değildi ama hakikaten bu sevgiyi bulmaya gayret edelim. Bunu tatmayan, yaşamayan bilmez arkadaşlar. Bu sevgiyi yüreğinde taşımayan, bunun insana kazandırdığı nimeti bilemez gerçekten. Bu bilgilerle anlatılmaz, bunu yaşayan ve tadan bilir. Büyük bir nimettir gerçekten. Bu aşk ile olur, kuru bir şekilcilikle olmaz.
Sohbetimizin konusuna gelelim. Veysel Karani Hazretlerinin mürşidi yoktur. Peygamber aleyhissalatu vesselam Efendimizin ruhaniyetinden feyz alarak kemale ermiştir. Veysel Karani Hazretlerinin veli olduğunu içinizde kabul etmeyen, itiraz eden var mı? Yok. Peki, içinizde Veysel Karani Hazretlerinin şeyhi şudur diyebilecek var mı? Yok.
Veysel Karani Hazretlerinin mürşidi bizzat Cenabı Peygamber Efendimizin ruhaniyetidir. Ruhaniyetten feyz almıştır ve kemale ermiştir. Bu mümkün mü? Mümkündür. Veysel Karani Hazretleri bunun en açık ve en belirgin örneğidir. Yani burada ruhaniyetten feyz alma söz konusudur. Bugünkü sohbetimizde bunu anlatmak istiyoruz âcizane.
Üveysililkte;
- Doğrudan Cenabı Peygamber Efendimizin(sav) ruhaniyetinden feyz alma vardır.
- Hızır (as) ruhaniyetinden feyz alma vardır ki bazı büyük velilerin Hızır (as) ile görüştüklerini tasavvuf eserlerinde okuyanlarınız vardır.
- Veysel Karani Hazretlerinin ruhaniyetinden faydalanma vardır. Çünkü meşrebi, metodu budur.
- Daha evvel yaşamış büyük velilerin ruhaniyetinden feyz alma bahis mevzudur.
İşte burada demek ki Üveysilikte bir mürşidin veya bir peygamberin, Allah Resulünün (sav) veyahut diğer evliyaullahın ruhaniyetlerinden feyz alma bahis mevzudur.
Üveysi meşrep veliler ruhaniyetten istifade eder. Önemli olan budur. Bunların mürşidi hayatta değildir. “Mürşidi hayatta değildir” ile “Mürşidi yoktur” u yanlış algılamayalım. Bunların mürşitleri vardır ama hayatta değildir. Burada ruhaniyetten feyz alma vardır.
Tabi Üveysiliğe karşı çıkan da var. Bu yanlıştır. Hayatta olan bir şeyh efendiden, mürşitten istifade etmek feyz almanın en kolay yoludur. Büyük çoğunluğun da istifade ettiği budur.
Bir de doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk’ın kendisini cezbettiği veli kullar vardır kardeşlerim. Bir anda bunlar vasıl-ı Hak olmuştur. Mürşitlerin uzun yıllar seyri sülükün çilesine, acısına katlanarak geçtiği yolu bir anda geçmiştir. Hz. Allah (cc) kendine çekmiştir, cezbetrniştir. Ama bazı kaynaklara göre bunların içinde mürşit yoktur. Bunlardan mürşit olmaz diyor. Cenabı Hak kendisine çekmiştir, cezbetmiştir, vasıl-ı Hak olmuştur bunlar, ama seyri sülük yapmadıkları, o çileyi çekmedikleri, yolu yolculuğu görmedikleri için, yolculuğu bilemedikleri için bunlardan mürşit olmaz diyor. Evliyaullahtır ama mürşit değildir.
Mürşitler seyri sülük yapacak, çile çekmiş olacak, acı çekmiş olacak, senelerce ter dökmüş olacak. Yolu yöntemi çok iyi öğrenmiş olacak. Bilecek ki peşine düştüğü insanları Allah’a (cc) götürebilsin.
Burada Samsun’dan kardeşlerimiz var, gelmişler. Allah (cc) hepinizden razı olsun. Şöyle kaba bir teşbih yapayım ki iyi anlaşılsın. Bu Samsun’dan gelen kardeşlerimizi ilk gelen kabul edin. Buraya ne ile geldiler? Araba, minibüs ile geldiler, yolu öğrendiler. Peki, yürüyerek gelseydiniz yolu daha iyi öğrenir miydiniz? Daha güzel öğrenirdiniz. Öyle olmaz mıydı? Nerede köy var, nerede akarsu var, nerede çeşme var, nerede viraj var, nerede iniş, nerede çıkış var; yürüyerek gelseydiniz çok iyi öğrenirdiniz. Tokat’ta havaalanı var mı? Var. Samsun’da da havaalanı var. Bir kardeşimiz Samsun’dan uçağa bindi Tokat’ta indi. Samsun’dan uçağa binip Tokat’ta inen yolu öğrenmiş olabilir mi? Olamaz. Peki, bu uçakla gelmiş olan insan buraya gelmek isteyenleri yürüyerek Tokat’a getireceği zaman veyahut vasıtayla buraya getireceği zaman bir takım sıkıntılara düçar olur mu? Olacaktır. Nerede mola verileceğini bilemeyecek, nerede namaz kılınacak, nerede su var bilemeyecek. İşte cezbe ile Allah’a (cc) vasıl olanlar uçak ile gidenler gibidir. Uçak ile gitmiştir, bir anda vasıl-ı Hak olmuştur ama yoldan ve yolculuktan haberi yoktur. Meşakkatten sıkıntıdan haberi yoktur. Herkesin de böyle vasılı Hak olması mümkün değildir. Bunlar az insanlardır.
Mürşit yolu bilen insandır. Yürüye yürüye, ezile bozula, ter döke döke gelmiştir. Yolu bildiği için şurada duraklayacağız, şurada yemek yiyeceğiz, şurada namaz kılacağız, şurada bekleyeceğiz, şurada hava soğuk olabilir, burada yağışlı olabilir. Şurada güneş olabilir. Bütün bunları bilen insandır mürşit.
Yani feyizlenme için mürşitten istifade vardır. Ruhaniyetten istifade vardır ki bu çok azın azıdır. Bir de doğrudan doğruya Cenabı Hakkın kendilerini cezbettiği kulları vardır ki bu da çok daha azın azıdır.
Şimdi bazıları bizim ifadelerimize ve sohbetlerimize karşı çıkacaktır. Olabilir biz onların düşüncelerine de saygılıyız. Karşı çıksınlar ama hadiseler ortadadır. Bugün Bayezid-ı Bistami -Hz.Allah (cc) onların himmet ve şefaatlerine bizi nail eylesin- gerçekten büyük insandır. Üveysi meşrep evliyaullahtandır. İmam Cafer-i Sadık Hazretlerinin ruhaniyetinden faydalanmıştır. Onun ruhaniyetinden feyz alarak kemale erişmiştir.
Ebul Hasan Harakani Hazretleri Nakşibendi yolundandır. Ünlü âlimlerdendir. O hazret de Bayezid-ı Bistami Hazretlerinin ruhaniyetinden feyz alarak kemale ermiştir. Bana yine bir tarihte bir delikanlı Sivas’ta Üveysi meşrep bir veli söyler misin demişti. “Bahattin Nakşibend Hazretleri Üveysi” demiştim, başka misal vermedim. Bahattin Nakşibend Hazretleri Üveysi meşrep bir velidir. Zahiren Emir Külal Hazretlerine bağlıdır. Emir Külal Hazretleri cehri zikir yaptırmaktadır. Biliyorsunuz Bahattin Nakşibend Hazretlerinin teşkilatlandırdığı bu Nakşibendiye dediğimiz zikir yolu hafi zikirdir. Kendisi Emir Külal’dan zahiren ders almıştır ama manen Abdülhalık Gucdevani Hazretlerinin ruhaniyetinden feyz almış, onun ruhaniyetinin bereketiyle kemale ermiştir. Üveysi velilerdendir.
Misaller daha uzatılabilir. Anadolu’da hepimizin ismini duyduğu Hacı Bayram Veli Hazretlerinin mürşidi Şeyh Hamid-i Veli Üveysi meşrep bir velidir. Yine bizim bu doğuda İbrahim Hakkı Hazretlerinin -bu hazretin meşhur Marifetname adlı eseri vardır, Kadiri şeyhlerindendir- şeyhi İsmail Fakirullah Hazretleri Üveysi meşrep bir evliyaullahtır. Anlatabildim mi kardeşlerim? Yine hepimizin ismini duyduğu Muhyiddin Arabi Hazretleri Üveysi meşrep bir velidir. Abdülkadir Geylani Hazretlerinin ruhaniyetinden feyz aldığı bazı kitaplarda yazar. Hz. Allah’tan (cc) da almış olabilir. Bunun hakkında da rivayetler vardır. Abdülkadir Geylani Hazretleri bir yakın bağlısına, ehli kemal birine kendinden sonra gelecek Muhyiddin Arabi Hazretlerini haber vermiş ve kendi hırkasının ona verilmesini vasiyet etmiştir ve aynı vasiyeti gerçekleşmiştir. Misaller çoğaltılır.
Bu karşı çıkan kardeşlerimiz diyeceklerdir ki belki peygamberlerin de mürşitleri var. Haklıdırlar da. Musa (as) Şuayip (as)’ın sekiz-on sene hizmetinde bulunmuşlardır. Onun kızını almıştır. Bunu Kur’an haber veriyor. Kızın mehri olarak ona on sene çobanlık yapmayı vaat etmiştir ama aslında on sene Musa (as) Şuayip (as)’ın yanında nebevi bir terbiye almıştır. Meselenin iç yüzü budur, manen O’nun yanında terbiye edilmiştir.
Olaya şöyle bakarak ben sözü noktalamak isterim. Kur’an’a baktığımızda bir Cenabı Hak’tan ilmi ilahiyi doğrudan doğruya alan peygamberler var. Bizim Peygamberimiz (sav) bunlardan biridir. İsa (as) bunlardan biridir. İbrahim (as) bunlardan biridir. Davut (as) bunlardan biridir. Nuh (as) bunlardan biridir. Daha uzatılabilir. Bunlar ne yapmıştır. İlmi ilahiyi doğruca Hz. Allah’tan (cc) almışlardır. Hz. Allah (cc) bunlara vermiştir. Bir de bunların terbiyesi altında yetişen peygamberler vardır. Süleyman (as) ilmi kimden almıştır, manevi terbiyeyi kimden almıştır? Babasından almıştır değil mi? Davut (as)’a zahiren ve batınen varis olmuştur. Babası Allah’tan (cc) almıştır ama ilmi ilahiyi Süleyman (as) babasından almıştır, babasına varis olmuştur. İbrahim (as) ilmi ilahiyi Hak’tan almıştır ama oğlu İsmail (as) Babasından almıştır. Yani bunun gibi de misaller vardır. Bunları göz ardı etmemek gerekir.
Bir de şunu söylemek yerinde olur. Peygamber efendimizde bütün bu peygamberlerin kemal ve olgunluğu cem olmuştur. Bunların getirdiği ilimler farklı ilimlerdir. İsa peygamber Cenabı Allah’ın (cc) zatına ait ilim getirmiştir. Musa peygamber Cenabi Allah’ın (cc) sıfatlarına ait ilim getirmiştir Tevrat’ta. Davut (as) Cenabı Hakk’ın fiillerine ait ilim getirmiştir Zebur’da. Cenabı Hakk’ın fiillerine, isimlerine, sıfatlarına, zatına ait bütün ilim Kur’an’da mevcuttur kardeşlerim. Allah’ın Resulünde (sav) de mevcuttur. İşte bizim şunu da iyice anlamamız gerek ki bu evliyaullah dediğimiz insanlar da her biri bu peygamberlerin meşrebinde, huyunda, tabiatındadır. Yani bu bahsini ettiğim ve etmediğim peygamberlerin huyunda, tabiatındadır. Hepsinin Aleyhissalatu vesselam Efendimizin meşrebinde olması mümkün değildir. Evet, O’nun nübüvveti O’nun Risalet’i hepsini kendinde toplamıştır ama bu veliler bahsettiğim veliler tam ve kâmil olan birine parça parça da varis olabilirler.
Sözü burada noktalayalım. Burada âcizane bu günahkâr bu küçücük kardeşinizi de bu Üveysilik çerçevesi içerisinde anlayacaksınız.


Yorum bırakın