Dün misafirlerimiz vardı yine burada. Biraz tabi iki gün üst üste misafir kolay olmuyor. Çok yoğun bir duygu atmosferi içerisinden geçtik iki üç gündür. Biraz fazlaca duygu yoğunluğu oldu üstümde iki üç gündür. Şehitleri anma günü Çanakkale savaşı beni çok etkiledi ve bu konuya girmek istemiyorum. Demek ki o havadan çıkamadık ki dünkü sohbetimizde de biraz fazla duygu yoğunluğu vardı üzerimde. Dünkü sohbetimiz tamamen tasavvuf ağırlıklıydı, tamamen tasavvuftu. Tasavvuf ağırlıklı bir sohbet yapma imkânı oldu dün. Ama yine de demek ki üstümdeki o duygu yoğunluğunu atamadık ki fazlaca duyguluydum inşallah bugün öyle olmayız.

 Tasavvufi bir konuya girmek isterim, böyle konuşmak isterim ama kardeşler birkaç cümle de olsa bir iki böyle sosyal meselelere değinmek ihtiyacı şiddetle içime geliyor. Yani bu Çanakkale’yi anma şehitlerimizi anma olayı insanımızda çok diri tutulmalı bu olay. Bu ruh, bu şuur çok diri tutulmalı, çok canlı tutulmalı arkadaşlar. Toplumun buna çok şiddetli ihtiyacı var. Çok diri çok canlı tutulmalı bu olay. 

Milli birliğimiz milli bütünlüğümüz zedelenirse yara alırsa ayakta kalma şansımız olmaz. Bu ruh, bu şuur çok diri tutulmalı toplumda. Tabi konuya da girmek istemiyorum gerçekten, hala o işi atabilmiş değilim üstümden. İstemiyorum ama bu ruh bu şuur diri tutulmalı. Toplumumuzun milli birliğe milli beraberliğe çok ama çok ihtiyacı var. 

Çok çeşitli kumarlar oynanıyor, çok çeşitli tahrikler yapılıyor Türkiye’de. Milletin milli birliği bütünlüğü bozulmak isteniyor. İnsanımız gerçekten birbirine düşürmek isteniyor. Bu oyuna gelmemek lazım. Yani basit hesapları geçmek lazım. Türkiye’yi bir bütün olarak görmek lazım. Alevi’siyle, Sünni’siyle, Türküyle, Kürdü’yle, açığıyla, kapalısıyla, inananıyla, inanmayanıyla Türkiye’yi bir bütün olarak ele alıp öyle değerlendirip milli birliği, milli bütünlüğü korumak lazım arkadaşlar. Yani böyle dış güçlerin bizi bölmek parçalamak istemesi, bizi birbirimize düşürmesi, tarikat davalarını, mezhep davalarını, ırk davalarını tahrik etmesi… Bunlara itibar etmemek bunlara prim vermemek lazım. 

Bu topraklarda yaşayan her insanın yaşam hakkı vardır. Bu topraklarda doğmuştur. Yani hepimizin, kim olursak olalım bu topraklarda yaşamak hakkımız vardır. Yani milli bütünlüğü korumak lazım, buna çok ihtiyaç var arkadaşlar. Çünkü o gün düşmanlar sadece silahı ile saldırdılar ve o insanımızdaki milli şuur, o iman, o heyecan… Ne yaptı onlara? Orada geçit vermedi. Bu büyük bir olay… Ama bugün savaş çok daha farklı bir şekilde seyir ediyor. Çok farklı şekilde yükleniyorlar. Buna karşı uyanık olmak lazım, şuurlu olmak lazım, bilinçli olmak lazım. Yani bu çok politik oluyor, siyası oluyor, ekonomik oluyor, kültürel oluyor, çok yönlü oluyor. 

Bugün çok yönlü bir taarruzun altında Anadolu. Buna karşı uyanık olmak lazım arkadaşlar. Yani günahkâr bir kardeşiniz olarak bu konuya değinme ihtiyacını hissediyorum yoksa kafamda çok daha farklı meseleler var, tamamen tasavvufi atmosfer içerisinde burada sohbet oluyor. Birkaç saat böyle biz de ağladık, dinleyenler de hep ağladı, sıcak bir havaydı. Ama bunlara değinmek hep ihtiyaçtır. 

İnsanları itmeyelim, insanların içine Allah’a (cc) , Resulüne (sav), Kur’an’a insanı ısındırmak için biraz fedakârlıklara katlanalım, biraz sıkıntılara katlanalım arkadaşlar. Elimizden birçok değerler akıp gidiyor kayıp gidiyor, bunun farkında olalım. Bunun hiç olmazsa acısını yüreğimizde duyalım arkadaşlar. Birçok değerler elimizden akıp gidiyor. Şu caddelere baktığımızda bunu görmemek mümkün değil. Birçok değerler elimizden akıp gidiyor buna sahip çıkmak lazım. Milleti millet yapan bu kolektif değerlerdir bu milli değerlerdir arkadaşlar. Yoksa hiçbir millet ayakta kalamaz. 

O gün ne yaptılar? Osmanlı çökmüştü, Osmanlı parçalanmıştı. Bu enkazın altından bir Türkiye Cumhuriyeti devleti çıktı. Kurtuluş savaşı öyle basit bir olay değildir. Sen-ben davasını bir kenara bırakalım, bu tarikatçı yok şucu yok bucu davasını bir kenara bırakalım. İnsanımızı sevelim ve bizim insanımız bu sevginin yoksunluğunu yaşıyor toplumda. 

Kuraklık var toplumda. İnsanlar birbirine olan sevgiyi, güveni yitirdi. Bu güveni yeniden tazelemek lazım. Yeniden bir milli mücadele ruhu başlatmak lazım Türkiye’de. Buna ekmek gibi su gibi ihtiyaç var. Yani yeniden bir milli mücadele ruhu arkadaşlar. Bu uğurda ne gerekiyorsa yaparız. Malımızı da canımızı da neyimiz varsa ortaya koymak lazım. İnsanların içine Allah’a (cc) ve Resulüne (sav), Kur’an’a, İslam’a ısındırmak için meşakkatlere katlanmak lazım. Bu uğurda azimli, kararlı olmak lazım. 

Tarihin her döneminde halkı Hakk’a davet eden insanlar, peygamberler, veliler, alimler her devirde tarihin her devrinde kınanmışlardır bunlar. Aşağılanmıştır, itilmiştir toplumda bunlar. Ama bunlar bu davanın mücadelesini yapmış bu sıkıntılara katlanmışlardır. Bugün de değişen hiçbir şey yoktur. Allah (cc) dediğinde Peygamber (sav) dediğinde birçok çevrelerde, Allah (cc) ve Peygamber (sav) ismini ağzına alman bile itilip horlanman için yeterli bir sebeptir. 

İsmini zikredemeyeceğim bir yer de bir salonda konuşmak icap etti, konuşuyoruz. “Allah’a (cc) hamd Peygambere salat ve selam olsun” dediğim anda kaç kişi dışarı çıkmıştır. Allah (cc) denmesine, Peygamber (sav) denmesine dahi tahammül yoktur. Ama bu topraklar bizimdir bu insanlar bizimdir. Sabırlı, kararlı olmak lazım. İnsanlara bu aşıyı yapmak, bu sevgiyi tattırmak lazım. Yoksa bizi ayakta tutacak yoktur arkadaşlar. Gücümüzü imanımızdan almıyorsak biz ayakta kalamayız. 

Şöyle bir söz yazdım, ara sıra sözler yazıyorum biliyorsunuz. Allah (cc) lütfediyor yazıyoruz. Şöyle bir söz yazdım, geri yırttım attım ama burada söylemek ihtiyacını duyuyorum o sözü. “Mezar taşlarının gölgesinde yaşamak için doğmadın, görevini unutma!” Burada maziye saygısızlık olmasın, geçmişe saygısızlık olmasın, yanlış yorumlanmasın, yanlış anlaşılmasın diye bu sözü yırttım. 

Bizim tarihimiz çok şanlıdır, çok büyüktür, çok büyük olaylara imza atmıştır bizim insanımız. Bizim insanımız büyüktür. Ama hep tarihi de övmekle bir yere varamayız. Yani bugün de bize çok görevler düşüyor arkadaşlar. Yaşayan insanlara çok görevler düşüyor. Çok görevler düşüyor… Yani, bizim ve bizden sonrakilere bırakacak, bizim ve bizden sonrakilerin bizimle övüneceği bir şeyleri bizim de yapmamız gerekiyor. 

Biz ne yapabiliriz? İnanan insan çok şey yapar. İnanan insan çok şey yapar. İnanan insan güçlüdür. Savaş mı ilan ediyoruz? Savaş falan ilan etmiyoruz arkadaşlar. Milli değerlerimize, manevi değerlerimize sahip çıkalım diyoruz. Tembelliği, gevşekliği, uyuşukluğu, particiliği, menfaatçiliği biraz itelim, milli manevi değerlerimize sahip çıkalım diyorum. 

Bugün birçok itilmelere horlanmalara rağmen Kur’an’a ve sünnete sahip çıkalım diyorum. Bu bizi fert olarak toplum olarak gerçekten huzura kavuşturur. Kurtuluşa götürür. O Çanakkale’de giden iki yüz elli bin kişinin içinde o iman, o coşku, o muhabbet, o sevgi olmasaydı oraya öyle koşabilirler miydi? O kolay mıydı? O kolay bir şey değil. Onlara ölümü bile sevimli gösteren neydi? İmandı iman!.. Manevi değerlere bağlılıktı. Biz bu manevi değerlerden çok çok uzaklaştık, çok koptuk toplum olarak. Yeniden kendimize dönmemiz yeniden değerlerimize sahip çıkmak mecburiyetindeyiz arkadaşlar. Mesele bir tarikat meselesi falan değildir. Allah (cc) yardımcımız olsun. Şuurlu olalım, bilinçli olalım. Bizi manevi yönden maddi yönden destekleyen insanların yanında olalım. Bizi manevi yönden ahlaki yönden geliştirecek kitaplar okuyalım. Bu tür insanların sohbetine mutlaka ama mutlaka katılalım.

Türkiye’de hepimiz ortada görüyorsunuz birçok çeşit oyunlar var. Çok tahrikler var. Yüzyıllardır beraber yaşamış bu insanları birbirine düşürmek gayretleri var. Şöyle bir sözüm daha vardı. Bir mahallede yangın var, mahalleyi söndürmeye gücün yetmeyebilir, buna gücün yetmiyor olabilir ama buradaki birkaç evdeki yangın, birkaç evdeki ateşi söndürebiliriz. Bizim gücümüz yetmediği şeylerden de mesul olmayız. 

Bu tasavvuf yolunda da sohbetlere çok önem verelim çok değer verelim arkadaşlar. Bu hakikatten bizi manevi yönden ruhani yönden güçlendirir. Maneviyat erbabı insanların sohbetleri bizi manevi yönden güçlendirir. Bize destek olur, ayakta dururuz o güç ile. Bu sohbetlere çok önem verelim. Birbirimizi çok ama çok sevelim. Hepimiz, yalnızları oynuyoruz toplum olarak. Hepimizin altında arabası var, cebinde parası var, evinde lüksü var. Ama dostu yok, arkadaşı yok. Gönlünü açacağı bir gönül adamı yok. Acılarını, sevgilerini paylaşacağı bir arkadaşı yok. Toplum hep yalnızları oynuyor. Zengini de böyle yoksulu da böyle. Birbirimizi sevelim. Birbirimizi mutlaka sevelim. Birbirinize mutlaka gidin gelin. 

İnsanlar sizi iteleyebilir, insanlar sizi horlayabilir, insanlar sizi aşağılayabilir ama siz onlara Allah’ı, (cc) Peygamberi (sav) sevdirmek için o aşağılanmalara horlanmalara mutlaka katlanın. Huzuru, Allah’a(cc) ibadette Allah’a (cc) taatte arayın kardeşlerim. Başka yerde huzur bulamayız. Alkoller, uyuşturucular, müzikler, seksler bizi mutlu etmez. Mutlu olsa işte Batı insanı mutlu olurdu. Bizden daha huzursuz, bizden daha gergin, bizden daha çok fazla intihar ediyorlar. Bizi kurtuluşa götürecek olan şey inançtır. Allah’a (cc) imandır, Peygambere (sav) sevgidir ve bunu destekleyecek, bu imanı güçlendirecek ibadettir. Bu ibadeti güçlendirecek de gönül adamlarının sıcak soluğudur. Onların tesirli bakışlarıdır. İnsanın içini yakan ateşleridir. Bu insanlar bu halkın arasında her zaman vardır. Onlar her zaman yaşadığı devirde de gariptir, garip yaşamışlardır. 

Ben bir gün bu kardeşimiz Samsun’dan geldiğini söyledi bana hatırlattı, dün de hatırlamıştım. Samsun’da üç beş arkadaşımız var, işte senesini bilemeyeceğim, oraya sohbete gitmiştik. Arkadaşlarımızı ziyarete gitmiştik. Orada beş on kişilik bir gruba sohbet etmek durumu hasıl olmuştu ve orada bir burukluk duymuştum. Bir eziklik duymuştum. Şimdi demiştim buraya Tarkan gelseydi burada statlar dolardı, salon dolardı. Cebine milyarlarca para girerdi birkaç saatin içinde. Buranın bir yığın insanı, sosyetesi, zengini olsun herkes koşardı, alkışlardı. Ben bir ömür verdim Allah (cc) yolunda. Bir ömür çile çektim gözyaşı döktüm acı çektim ben. İşte şurada sekiz tane adama on tane adama konuşuyorum ben. Bu benim ayıbım değildir, bu toplumun ayıbıdır. Allah’a (cc) , Resulüne (sav), Kur’an’a, İslam’a sırt çeviren insanların ayıbıdır. Bu ayıp benim değildir. Sözümüzü noktalıyoruz kardeşlerim. Duygulu konuşuyorum çünkü.

Yorum bırakın