Günümüzde Aziz Mahmut Hüdai ile Mehmet Emin Tokadi gibi insanlar yetişmiyor sizce bunun sebebi nedir? Bu suali ben de size sorayım.
– Hasan bey sen ne düşünüyorsun, bu suale nasıl bir cevap verelim?
– Her devirde Aziz Mahmut Hüdai’ler gelir.
– Sen ne diyorsun Osman Bey?
– Vardır ama çok miktarda değildirler.
Onlar o devirde de çok miktarda değildiler zaten. Öyle insanlar zaten az bulunur. Yani bu dediğimiz kıratta insanlar az bulunur. Sivas’ta bir öğretmen kardeşimiz şöyle bir ifade kullanmıştı. Laf biraz benim ağrıma da gitmişti. Bana dokunmuştu biraz, incinmiştim yani. “Memleketimizde şeyh enflasyonu var” dedi. Kendi açısından doğrudur adam. Suali soran arkadaş kendi açısından doğrudur ama sorma şekli bana biraz ters geldi. Sormasa daha iyiydi. Aslında şeyh hiçbir devirde çok değil. Bugün de çok değildir ama şeyhlik yapanlar çoktur. O kardeşimiz bunu ayırt edemedi. Ayırt etmek istemedi. Bu tür insanlar her devirde az bulunur.
– Bir kişiye daha sorayım bakalım.
– Devrimizde halkımızın kültür seviyesi belli, Mürşitler vardır. Fakat halkımız, öldükten sonra değerini anlıyor. Yaşayanların değerini bilmiyor.
– Sen ne diyorsun hoca efendi bu suali sana sordular.
– Büyük insanlar kıyamete kadar gelecektir. Vardır. Fakat zamanımızda bu tür şeylere gerekli önem verilip halkımıza tanıtmakta güçlük çekiliyor.
– Buyur hoca efendi sen anlat.
– Veliler her dönemde vardır ve olacaktır. Fakat veliler kendileri çok mütevazı insanlar oldukları için kendilerini hiçbir zaman açığa vurmazlar ve veliliklerini bazı kimseler sonradan kendileri farkına varırlar.
– Vezirköprü’lü kardeşim sen söyle bakalım.
– Her devirde olacaktır fakat çok nadir seçilmiş kimselerdir. Çok az bulunurlar. Kıymetini bilemiyoruz, değerini bilemiyoruz.
-Yani halkın arasında bunlar vardır diyorsun. Kıymetini bilip bilmemek ayrı, değerini bilip bilmemek o da ayrı. Mehmet Bey sen ne diyorsun? Herkes kendi kanaatini net olarak hiç çekinmeden söylesin. Bir şey yok sohbet ediyoruz, dertleşiyoruz.
– Bu mübarek zatlar her devirde olmuştur. Allah’ın (cc) izniyle olacaktır da. Bulundukları devirde gerçekten birçoğu horlanmıştır da. Vefat ettikten sonra değerleri anlaşılmıştır.
Şimdi efendi kardeşlerim tabi o suali soran kardeşimizin aramızda olmasını gönül arzu ederdi, o suali oraya yazdıran kardeşimizin şurada olsaydı ben ona şöyle bir şey sormak isterdim: Mehmet Emin Tokadi dediğin efendinin büyük veli olduğunu yazıyor bazı kitaplar, öyledir doğrudur. Büyük velidir küçük velidir –benim kapasitem müsait değil büyük veli midir küçük veli midir ölçmeye- büyük veliden anladığımız nedir? Bunlar ayrı ayrı, ince, hassas sohbet mevzularıdır. Ben işin o yönüne girmeden şöyle diyecektim, şöyle bir sual sormak isterdim o kardeşimize: Mehmet Emin Tokadi dediğin efendinin bana bir çift sözünü söyle, onun burada sükût edeceğine yüzde doksan kanaatim var. Ne diyor bir yerde duymuş “öyle söylüyorlar”, “öyle diyorlar”. O kadar biliyorsan bir çift lafını söyle, hikmetli bir lafını söyle. Donup kalacaktır büyük ihtimalle yani.
Kardeşlerim bu insanların halkın arasında olduğu kanaati arkadaşlarımızda hâkim. Bu insanlar halkın arasında her zaman mevcuttur. Hiç bundan şüpheniz olmasın. Onların yaşadığı döneme baktığımız zaman bu en kâmil dediğimiz, en büyük veli dediğimiz insanlara baktığımız zaman onları halkın irdelediğini, horladığını, onlara karşı çıkıldığını, onların zaman zaman halktan şikâyet ettiğini eserlerinde okudum.
Kadiri, Nakşi, Rufai, Halveti, Celveti demeden pek çok böyle velilerin hayatını okumayı Cenabı Hak bize nasip etti, sevdirdi okudum. Şu bu ayırt etmeden okudum. Hakikatten Aleyhissalatu Vesselam Efendimizden günümüze gelinceye kadar bu velilerin yaşadığı dönemlerde birçok sıkıntılarının olduğunu, halktan şikâyet ettiklerini, halkın onları yanlış anladığını, çoğunun itiraza, inkâra uğradığını sizler de okumuşsunuzdur. Bu insanların bir kısmı zindanlarda can vermiş, bir kısmı ise asılmış. Yani büyük sıkıntılara maruz kalmışlardır. Ama bu efendiler gittikten sonra, bunlar şöyleymiş böyleymiş.
Şimdi bunlar neymiş şöyle böyle bir iki menkıbesi varmış anlatılıyor. Biz kardeşimizin-hoca efendinin dediği gibi tevazuu bulamadık, ama tevazuu çok seviyoruz elhamdülillah. Tevazu güzel şey de –dışarda otururken konuşuyoruz- dedim ki ya kardeşim biz şimdi ölüp gitsek öyle bir iki menkıbe bulur anlatırlar. Dava, gaye bunların hiçbiri değil, menkıbeler değil yani. Onlar yaşadığı dönemde büyük sıkıntılara maruz kalmışlar. Abdülkadir Geylani Hazretleri bile halktan şikâyetçi. Demek ki inkâra uğramış, itiraza uğramış sıkıntılara duçar olmuş.
Şimdi size desem ki Şems Hazretleri Mürşit midir, hepiniz mürşittir dersiniz, değil mi? Hepiniz evliyadır diyeceksiniz, itirazı olan var mı? Şems Hazretlerinin Mevlana’nın hocasının bir veli kişi olduğuna itirazı olan yok, herkes kabul eder. Biz kabul ediyoruz bugün ama o gün Şems Hazretlerini katlettiler, öldürdüler, şehit ettiler yani. Bu şehit edenlerin arasında Mevlana’nın oğlu da var, eserlerde okumuşsunuzdur. Yani katledenler Şems Hazretlerini öldürenler acaba onun veliliğine büyük bir veli olduğuna inanabilselerdi onu şehit edebilirler miydi?
Mevlana ucu bucağı olmayan bir ummandır, hakikatten büyük bir veli. Anadolu’nun yetiştirdiği ender simalardandır. Mevlana gibi bir insanı sohbetle kemale erdirmiş, olgunlaştırmış, pişirmiş değil mi? Mevlana aslında Şems Hazretlerinin yanında Mevlana olmuş. Yoksa o devirde Mevlana çapında âlimler var, ama hepsini unutmuşuz. Mevlana değil mi gönüllere taht kurmuş, gönüllerin sultanı olmuş neden? Maneviyat adamı olduğundan, gönül adamı olduğundan o hale gelmiş, Allah (cc) sevmiş ve sevdirmiş. Lafı uzatmayım. Şems Hazretleri onu manevi terbiyesinde olgunlaştırmış kemale eriştirmiş. Öldürdüler Şems Hazretlerini biliyorsunuz, şehit ettiler. Ona inanabilselerdi şehit ederler miydi? Demek ki inanmamışlar. Ama şimdi sorsam herkes Şerns Hazretleri evliya diyor değil mi? Herkes evliya diyor. O gün hiç kimse evliya demiyordu demek ki. Herkes kızıyordu Mevlana’ya bozuluyorlardı ki sen bu dervişle bu kadar sohbet ediyorsun, buna bu kadar değer veriyorsun.
Bir başka husus velileri olduğundan başka türlü bir gözünde büyütme var, kendi şablonu var. Burada çok okuyan, araştıran, sohbetlere devam eden bir kardeşimiz diyor ki bana: “veli kişilerden ziyade mürşitler ani ölümlere maruz kalmazmış, bir eserde okudum”. Trafik kazaları, sel, yangın, deprem artık ani ölümler kapsamına girmez mi girer. “Ani ölümlerden çok genelde rahatça yatakta ölürlermiş, bir eserde böyle yazıyor” diyor. Yani bir mürşidi kâmil genelde rahat yataklarda ölürmüş, ani ölümlere maruz kalmazlarmış gibi bir ifade kullandı. Dediğim gibi kültürlü, okuyan araştıran bir kardeşimiz, böyle sordu güldüm.
Demek ki böyle bir mürşit bir trafik kazasında ölse yahut deprem olsa ölse yahut bir sele gitse şüpheye düşeceğiz bu adam hakikatten mürşit miydi, değil miydi? Şimdi sordum ben o kardeşimize “Eee peki, Hz. Osman mürşit değil miydi?” Şimdi bırak önümüzdeki tanımadığımız bilmediğimiz veyahut bir kısmının inkâr ettiği bir kısmının etmediği mürşitleri, bırak ben daha yukarılardan misal verdim. Hz. Osman mürşit miydi değil miydi Müslümanlar? Tereddütsüz mürşitti. Resulullah efendimizden manevi terbiyeyi almış hilafetiyle velayeti birleştirmiş, yani hem zahirden hem batından kâmil mükemmel bir mürşitti Hz. Osman. Ne oldu? Şehit ettiler. Hz. Osman Kur’an okunurken Kur’an’ın başında şehit edildi. Hz. Osman büyük bir mürşit değil miydi? İşte katledildi. Peki, O’nu katledenler O’nun mürşit, öyle bir evliya olduğuna, kâmil bir insan olduğuna inansalardı O’nu öyle Kur’an okurken şehit edebilirler miydi? O Allah (cc) dostunu… Edemezlerdi.
Peki, Hz. Ali şehit değil miydi? Şehitti. Mürşit değil miydi? Mürşitti. Şahı velayet deniliyor. Bu ümmeti Muhammedin ilk evliyası deniliyor. Çok büyük bir veli Hz. Ali, sohbetimizin konusu o değil üstünde fazla konuşmayacağım âcizane ama mürşitliğini hepimiz biliyoruz. Bu mübarek insan şehit edilmedi mi? Şehit edildi.
Peki, Hz. Hüseyin büyük bir evliya, büyük bir mürşit değil miydi? Ne oldu Kerbela’da? Şehit edildi. Büyük bir belaya, büyük bir musibete uğradı. Ani bir ölümdü işte şehit edildi.
Hz. Hasan? Hz. Hasan da mürşitti. Büyük bir mürşitti. Bunlar çok büyük insanlar. Ne oldu, zehir içirildi, gitti.
Misaller sayılır, Niyazi Mısri sürgünde can verdi. Melami mürşitlerinden İsmail Maşuki, Sütçü Beşir Ağa doksan küsur yaşında, daha niceleri fetva ile katledildiler. Bunlara zındık denildi. Hallacı Mansur büyük bir mürşitti, eli, kulağı, azaları kesildi. Daha niceleri arkadaşlar yani bir anda aklıma gelenler bunlar. Asıldılar kesildiler zindanlara atıldılar, kâfir zındık dediler. Muhittin Arabi Hazretlerine bugün hala zındık diyen yok mu? Hala tekfir ediliyor. Muhittin Arabi Hazretleri çok yüksek seçkin bir marifet denizidir. Büyük bir ummandır.
Ben tabi bunları sayınca arkadaş durakladı. Nice eziyetler, nice belalar, nice sıkıntılarla bunlar can vermişler. Bunlar bizim aklımızda şu anda kalanlar ve bize intikal edenler, daha bilmediğimiz niceleri var. Sezai Gülşeni Hazretleri olacak hafızamda kalan, bir hadiseden dolayı kapısına boynuz asıyorlar. Onun veli bir kişi olduğuna inansalar kapısına boynuz takarlar mı? Niceleri yani.
Lafı uzatmayacağım. İşte bu insanlar ölüp gittikleri için bunlara karşı duyulan haset de ölüyor. Bunları eleştirme imkânı da kalmıyor. İşte bir iki menkıbesini anlattırdığım zaman tamam doğrudur deyip geçiyoruz. Ama bugün ne yapıyoruz. Bugün menfaat istikametinde kullanamadığımız zaman bir veliye düşman kesiliyoruz. Bunu inkâr ediyoruz, bunlar şeytan diyoruz. Hastasına iyileşmesi için dua talep etmiş de hastası iyileşmemiş. Allah (cc) şifayı vermez ise o ne yapsın. O bir vesiledir değil mi? Ne yapıyoruz buna karşı itikadımız sarsılıyor. Ne yapmış kafamızda bir mürşit anlayışı var, bir şekil var, bir şablon var, nedir mürşit ne yapar? İşte böyle kafasına vur elinden ekmeğini al, böyle bir tip zanneder. Celalli bir insan karşısına çıktığı zaman yok canım böyle şey mi olur diyoruz. Yani bir takım ön yargılarımız var. Bu efendilere ön yargılarla bakıyoruz.
Sivas’ta İsmail Efendi vardı merhum. Sivas’ta neler söylüyorlardı üstada. Ben de o dönem Sivas’tayım. İsmail Efendi ahirete intikal ettikten sonra herkes başladı bu evliyaymış şöyleymiş-böyleymiş. Yani bunlar halkın arasında vardır. Kıyamete kadar da eksik olmaz. Bir de Abdulkadir Geylani gibi İmam Rabbani gibi Mevlana gibi bazı çok daha seçkin insanlar vardır, bunların böyle olması çalışmanın neticesi falan değildir, takdiri ilahidir bu. O yüzden kendisi özel bir lütfu ilahiye mazhar olmuştur. Ama bizim bildiğimiz bu irşat müessesesi, bu terbiye müessesesi aynı şekilde o gün neyse bugün de devam ediyor. Yani bundan şüpheniz olmasın. Bugün Abdulkadir Geylani Hazretlerine çok büyük itirazların olduğunu görüyorum ben. Yaşadığı dönemde hayatını okuyorum, büyük itirazlar var. Önümüzde olmadığı için bunları eleştiremiyoruz. Yani gittikten sonra ya şöyleymiş böyleymiş ağıtlar yakıyoruz.
Bize Cenabı Hak, halkın arasında olan bu Salihleri tanımayı, bilmeyi ve bunlardan istifade etmeyi nasip etsin. Bu önce nasip meselesidir kardeşlerim. Cenabı Hak nasip etmiş ise tanıtır, bildirir içimizde böyle susuzluk var da arayış var da böyle karşımıza çıkmasını ümit ediyorsak Mevla’ya iltica edelim, yalvaralım, dua edelim. “Ya Rabbi senin sevdiğin yahut seni seven böyle Salih kullarınla bizi buluştur, tanıştır; bunlardan bizim karşımıza çıkar, bize bunları tanımayı nasip et”. Hz. Allah (cc) bu tür insanları karşımıza kesin çıkaracaktır, içimizdeki ihlas ve susuzluk nispetinde. Şöyle bir hadis var. İçinizde, bu hadisi şerifi okuyanlar duyanlar vardır. “Ümmetim yağmur gibidir evveli mi hayırdır ahiri mi hayırdır bilinmez.” Biz devamlı ölüp gidenlere bir şeyler yapıyoruz ama elbette onları iyilikle, güzellikle yad edeceğiz ama halkın arasında da böyle insanların olduğundan tereddüdümüz olmayacak.


Yorum bırakın