Merhabalar, sevgili dinleyiciler… Hoş geldiniz.
Hepinizin kandilini tebrik ediyorum. Bu mübarek günün hayırlara vesile olmasını yüce Allah’tan (cc) niyaz ediyorum.
Cenabı Hak bizi böyle mütevazı bir coşku içinde de olsa bir araya topladığı için Allah’a (cc) hamd-ü senalar ediyor, habibi Muhammed Mustafa (sav) Efendimize salat ve selam olsun diyorum. Hazreti Allah (cc) bizi kendisinin ve yüce Peygamberin (sav) yolundan, izinden ayırmasın. Onun yüce ahlaki ile bizleri ahlaklandırsın.
Regaip kandili, rahmet, mağfiret ayının başlangıcıdır. Bir manevi iklime, manevi atmosferi yüksek aylara giriyoruz nasip olursa. Cenab-ı Hakk, bu feyzi yüksek, mübarek ayların feyzinden nurundan bizleri, bütün kardeşlerimizi, dindaşlarımızı nasiplendirsin.
İbadet diye hepimizin aşinalığının olduğu bir kavram var. Hazreti Allah (cc) , “Ben cinleri ve insanları bana ibadet etsinler diye halk ettim” diye bir ayeti kerime indirmiş bizlere. Biz bu âlemde bulunmakla, böyle bir emri ilahinin muhatabıyız arkadaşlar. Bunu bilsek de bilmesek de, ibadet ve taat bizden sakıt olmaz. Yani bilmiyorsak bu bir eksikliktir. Biliyor ve yapmıyorsak bu ikinci bir eksikliktir. Yani biz Kur’an’a inanıyorsak ki inanıyoruz elhamdülillah Vahy-i İlahi’ye inanıyorsak, Kur’an böyle haber veriyor. “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye halk ettim”.
Bunun bilincinde, şuurunda olmak durumundayız. Nedir ibadet? İbadet kavramı kısaca taat, Allah (cc) için yapılan her şey; namaz kılmak oruç tutmak, zekat vermek, hac etmek, insanlara güler yüzlü bulunmak, yoksulu doyurmak, çıplağı giydirmek, iyilik ve güzellik adına ne düşünüyorsanız, bunlar ibadetin içinde gizlidir. İbadet, Allah’ın (cc) rızasını ve hoşnutluğunu kazanmak niyetiyle yapılan tüm fiillerdir. İbadetin yanı sıra bir de ubudiyet kavramı vardır.
Ubudiyet, ibadetin daha üstünde ve daha ötesindedir, daha olgun, daha mükemmel, daha Kâmil insanların işidir. Ubudiyet; Allah’ın (cc) yaptığı her şeyden razı ve hoşnut olabilmektir. İbadette, Allah’ın (cc) rızasını ve hoşnutluğunu aramak vardır. İbadeti, Allah’ı (cc) razı ve hoşnut etmek için yapıyoruz. Ubudiyet ise, Allah’ın (cc) yaptığı her şeyden razı olabilmek, itirazsız, şikâyetsiz Allah’a (cc) teslim olabilmektir. Peki, bunu nasıl yapacağız?
Bunu başarabilmemiz için, ubudiyet denilen bu olgun kıymete ulaşabilmemiz için, o kemali bulabilmemiz için önce Allah’ı (cc) tanımamız, tevhidin derinliğine inmemiz gerekiyor. Tevhid-i hakikiye ulaşmamız gerekiyor. Taklidi bir iman içerisinde olduğumuz sürece, bunu hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceğiz, gerçekleştiremeyiz. Çünkü Taklid-i İman kitabi bilgilerle, ayetlerle, hadislerle, Allah’ın (cc) varlığını ve bizim Allah’a (cc) karşı sorumluluğumuzu bildiren ilimdir. Taklid-i İman, Allah’ın (cc) varlığını, sebeplerden, delillerle, ayetlerle, sözlerle bilmektir. Bu, insanı ubudiyet makamına ulaştırmaz, götürmez arkadaşlar. Çünkü burada sadece Allah’ı (cc) ilim yoluyla bilmek vardır; yakin yoktur. Allah’a (cc) karşı bir yakin yoktur. Allah’ı (cc) bilmede bir zafiyet vardır, irfan yoktur burada. Ki bu insanın ubudiyette bulunması pek düşünülemez. Çünkü sebepleri görür, sebepleri halk edeni göremez, perdenin arkasındakini göremez.
Sebeplere takılı kalmıştır. Perdenin sadece dış yüzünü görür. Öyleyse ubudiyete ulaşabilmek için, perdenin arkasını da görmek gerekir.
Biz sözümüze başlarken, ibadet Allah’ı (cc) razı ve hoşnut etmek için yapılır demiştik. “İlahi ente maksudi ve rızake matlubi…” Zaman zaman bu sözü söyleriz. “Maksudum sensin, matlubum senin rızandır”. Biz, acaba gerçekten, toplum olarak, şurada inanmış insanlardan bir gurup Müslüman olarak bu şekilde ibadet yapabilecek olgunluğa gelmiş miyiz? Biz, yaptığımız ibadeti gerçekten Allah’ın (cc) rızası için yapabiliyor muyuz? Bizim ibadetten kastımız gerçekten Allah’ın (cc) rızası mıdır, yoksa birçok dünyevi, uhrevi beklentiler midir? Üzgünüm ama biz, bir takım beklentiler içerisinde Allah’a (cc) ibadet ediyoruz. Devamlı beklentilerimiz var. Yani, teşbihte hata olmasın; “Ya Rabbi, biz namaz kılalım, zekât verelim, hac da edelim ama sen de bizim şu işimizi şöyle yap” mantığı var içimizde.
Yani bir aşk, bir coşku, bir muhabbet yok, Allah’a (cc) bağlanma düşüncesi hâkim değil bizde. Toplum olarak bizde bu yok. Biz hep bir beklenti içerisindeyiz. Allah (cc) bizi cennetle müjdeliyor, küçümsemeyiz, Allah (cc) bizi ulaştırsın. Cehennem ile de bizi korkutuyor Allah (cc) . Biz elbette cehennemin azabından da korkarız. Ama bu, kulluğun en aşağı seviyesidir. Üstüne basarak söylüyorum: Bu, kulluğun en aşağı seviyesidir. Cennet özlemi ve cehennem korkusu altında ibadet, kulluğun ve ubudiyetin en aşağı derecesidir. Yani bu özlem ya da korku olmasa ibadet yapmayacağız.
Ubudiyet demiştik değil mi kardeşlerim? Öyleyse, Allah’ın (cc) rızasını kazanmak için yapılan ibadet bile, kulluğun, ubudiyetin aşağı dereceleridir ki biz bunu bir prensip, bir gaye haline getirmek mecburiyetindeyiz; Allah’a (cc) ibadet etmek istiyor isek. Yani bizim beklentilerimiz, dünyevi, uhrevi beklentilerimiz dışında olmalıdır. Diyeceğiz ki biz; “Ya Rabbi, biz bu ibadeti yapıyoruz ama kastımız, garazımız senin rızandır, hoşnutluğundur. Biz bunu talep ediyoruz. Sen bizim dualarımıza icabet etmesen, dualarımızı kabul etmesen, biz senden yüz çevirmeyiz. Biz sana ubudiyetten, kulluktan yüz çevirmeyiz.”
Bu şuur gelişecek. “Ya Rabbi sen bizi cennete koymasan biz senden yüz çevirmeyiz, ya Rabbi biz senin bizi cehenneminde yakacak olduğunu biliyor isek de senden yüz çevirmeyiz. Biz seni Hakk olarak tammışız kendimize. Sen dilediğini yapmaya kadirsin. Biz sana karşı yükümlüyüz, sana karşı sorumluyuz. Biz bu taatten ibadetten vazgeçmeyiz ya Rabbi. Bize sıkıntılar, belalar, musibetler, meşakkatler verdiğinde de biz yine bu kulluktan vazgeçmeyiz ya Rabbi. Kastımız, garazımız, isteğimiz seni hoşnut etmektir. Seni razı etmektir, sana ubudiyette bulunmaktır ya Rabbi. Senin hoşnut ve razı olacağın amelleri bize işlemeyi nasip et, bu amaçta bizi muvaffak eyle ya Rabbi.” Bu şuurda olmalıyız.
Bu kulluğun, ubudiyetin aşağılarıdır kardeşlerim. Bu şuura mutlaka ulaşmak durumundayız. Yoksa duamız kabul olmadığında, şu işimiz şöyle olmadığında Allah’tan (cc) yüz çevirmek olmaz. Şeyh Şibli Hazretleri olsa gerek “İnsanlar Allah’ı nimetlerinden dolayı seviyorlar, ben ise, belalarından dolayı severim. Bana verdiği belalardan dolayı severim Allah’ı” diyor. Demek ki, bir takım belaların, sıkıntıların, meşakkatlerin, üzüntülerin gelmesi, onu Allah’a (cc) taatten, ibadetten muhabbetten geri koymuyor. Biz de öyle olmalıyız. Önümüze bir takım zorluklar çıkabilir, meşakkatler olabilir. Biz Allah’ı (cc) hoşnut etmek istiyor isek, Allah (cc) elbette bizi deneyecektir. Nimetlerle deneyecektir, musibetlerle deneyecektir.
Biz hak yolunda sabır, sebat ve istikamet sahibi olmalıyız. Kararlı olmalıyız. Çünkü Allah’ı (cc) hoşnut edenler, ubudiyet ilmine vakıf olanlar, hakikat ilmini bilenler, ancak hakikat ilmine vakıf olanlar, bu süzgeçlerden geçtikten sonra bu ilme vakıf olmuşlardır. Biz de sabırlı, kararlı olmak durumundayız arkadaşlar. Ufak tefek meşakkatler, ufak tefek sıkıntılar olabilir. Bu bizim şevkimizi ve cesaretimizi kırmamalı. Allah’ı (cc) razı ve hoşnut etmek ki ubudiyet bunun daha ötesindedir…
Allah (cc) yardımcımız olsun. Allah’a (cc) emanet olun. Allah (cc) şevkimizi, muhabbetinizi arttırsın.


Yorum bırakın