Bizler ubudiyeti (kulluğu) tahsil etmeye çalışmalıyız. Allah’a (cc) yapılan ubudiyette kararlı ve sabırlı olmak durumundayız. Hz. Âdem peygamberden bizim Peygamber’imiz (sav)e gelinceye kadar bütün peygamber efendilerimizin tebliğde ortak noktası “La ilahe illallah” tır. Yani tevhittir. Tevhit ubudiyetin şartıdır. Allah’ın (cc) varlığını ve birliğini tasdik etmektir. Tüm peygamber efendilerimiz halkı tevhide, bir olan, tek olan Allah’a (cc) kulluğa davet etmişlerdir. Bu konu ayetlerle sabittir. Pek çok ayette bu konu zikredilmiştir. Zariyat Süresi 56’da “Ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye halk ettim-yarattım” buyurulmuştur.
Bizler Allah’a (cc) inanıyor ve onun mabudiyetini tasdik ediyor isek Kur’an-ı Kerim bizleri Allah’a (cc) kulluğa (ubudiyete) çağırıyor. Fakat bu ubudiyete çağrıya itaat insanlar için hiçbir devirde kolay olmamıştır. İnsanlara ubudiyeti kabul ettirmek onları ubudiyete çağırmak her devirde çileli ve zor olmuştur. Tebliğ zor ve meşakkatli bir görevdir. Peygamberlerin hayatlarına baktığımızda bu tebliğ vazifesini yaparken hepsinin tekfir edildiğini, yalanlandıklarını hatta katledildiklerini görüyoruz. Peygamberlerden sonra büyük ölçüde bu görevi yürüten evliyalar da bu kategoriye girerler. Bu zatlar da tekzip edilmişlerdir, aşağılanmışlardır ve kendileriyle alay edilmiştir. Her devirde insanların kendi nefislerini mabut edinmeleri kendilerine daha çekici, Allah’a (cc) kulluk etmeleri de nefislerine ağır ve zor gelmiştir.
Arkadaşlarım, kelimeyi tevhide (La ilahe illallah) Allah’tan (cc) başka ilah yoktur manasını vermek tevhidin alt mertebesidir; bu sözü bu manada söyleyen İslam dairesi içine girmiştir ama henüz kâmil manada bir tevhit ehli değildir. Kâmil manada bir tevhit ehli olabilmek için tevhidin manasında daha yükselmek gerekir. Burada tasavvuf gündeme gelmektedir.
Tasavvufu kısaca manevi-ruhani bir miraç olarak açıklayabiliriz. Tasavvuf Allah’a (cc) ulaşma işidir, vasıl-ı Hak olmaktır. Allah’ı (cc) bilmenin İilm’el- Yakin, Ayn’el-Yakin ve Hakk’el-Yakin olmak üzere üç mertebesi vardır. Bizler Allah’ı (cc) İlm’el-Yakin olarak biliyor Ayn’el-Yakin ve Hakk’el-Yakin olarak bilemiyorsak imanımız her an tehlikededir. Bu mertebelere ulaşmak için manevi, ruhani bir yolculuk yapmak gereklidir. Bu ruhani yolculuk için senin geçeceğin menzil ve makamları bilen bir ustaya ihtiyaç vardır.
Şu an bir üçgenin karşımızda var olduğunu düşünelim. Bu üçgenin alt tabanı üçgenin en geniş yeridir. Üçgenin alt tabanını Nefs-i Emmare olarak kabul edelim. Burada bulunan insan kendi hevasına tabidir, kendi bildiği gibi yaşar. Allah’a (cc) inanır veya inanmaz, inanıyorsa; inandığı Allah (cc) tabir-i caizse var gibi yok gibidir. Allah’ın (cc) emir ve yasaklarıyla hiçbir alakası yoktur. Bu bölgedeki insanlar toplumda çoğunluktadır. Buranın bir üst makamı Nefs-i Levvame’dir.
Nefs-i Emmare’den Nefs-i Levvame’ye geçmenin kapısı tövbedir. Tövbe kapısından geçip Nefs-i Levvame’ye giren insan Nefs-i Emmare’nin bir üstündedir. Üçgenin at kısmından bir kademe yukarı çıkmıştır. Buraya giren insan bazen ibadet eder bazen masiyyete dalar; yani hala ikiliktedir, tam kararlı değildir ama Nefs-i Emmare’ye göre hali daha ileridedir. Nefs-i Levvame makamındaki insanlar Nefs-i Emmare’ye göre daha azınlıktadır.
Bu makamın çilesini çeker sabır, sebat ederse Nefs-i Levvame’nin bir üstüne Nefs-i Mülhime makamına çıkar. Bu makamda insanlarda koyu bir muhabbet ve aşk mevcuttur. Talip Nefs-i Levvame’de mabut olarak tanıdığı Allah’ı (cc) Nefs-i Mülhime’de sevgili, mahbub olarak tanır. La mabuda illallah yerine la maksude illallah/la mahbuba illallah demeye başlar. Nefs-i Mülhime makamındaki insanların sayısı bir önceki makam olan Nefs-i Levvame’ye göre daha azdır.
Nefs-i Mülhime makamının üstünde Nefs-i Mutmainne makamı bulunur. Nefs-i mutmainne makamı sır makamıdır. Bu makamda bulunan insan deli gibi âşıktır, gözü Allah’tan (cc) başka hiçbir şey görmez. Mansura “Enel Hak” dedirten makam burasıdır. Bu durum Bakara suresi ayet 115’de “Her ne yana dönerseniz Allah’ın vechi oradadır” diye tarif edilir. Nefs-i Mutmainne makamındaki insanlar sayıca daha da azalmıştır. Bu makamda bulunan salikte şüphe kalmamıştır, kendisi dâhil her şeyde, bütün mevcudatta Hakkı müşahede eder.
Nefs-i Mutmainne’nin bir üst makamı da Nefs-i Raziyye’dir; kul burada kendi isteklerini terk ederek devamlı Rabbini razı etmeye çalışır. Buranın daha üst makamları da Nefs-i Marziyye, Nefs-i Kâmile mevcuttur.
Bütün bu anlattıklarımız ruhani miraç ile bizim gönlümüzde olur. Üçgen misalini düşünürsek, yukarı doğru bir makamdan bir makama çıkıldıkça talipte yalnızlaşma olur. Bunun sonucu halka yabancılaşılır. Çevre, eş, dost, arkadaşlar gittikçe azalır, aynı düşünceleri paylaşacağın insanların sayısı azdır. İnsan gittikçe yalnızlaşır. Yani Hakk’a yakınlaştıkça halka yabancılaşır. Bu merhaleye gelmek muhabbetle olur. Bazı tarikatlar bu yükselişi çok ibadetle, çok zikirle yapar, bazı tarikatlar bu yükselişi mücahede ile yapar, bazı tarikatlar da bu yükselişi aşk yoluyla yapar.
Aşk yolu en kestirme fakat en belalı yoldur. Şeriat tarikatın kapısıdır. Şeriat ehli dinin emirlerini yerine getirmeye çalışır, fakat tarikatın kapısı kendine kapalıdır. Tarikat ta Hakikatin kapısıdır. Hakikate ait bilgiler de tarikat ehline kapalıdır. Hakikatte marifetin kapısıdır. Marifetteki insan Allah’ı (cc) tanımaya başlamıştır, irfanı artmıştır. Marifetin bilgileri hakikat makamında bulunan insana kapalıdır. İnsanlara bunun için anlayacakları dilden konuşmak gerekir. Peygamber’imiz (sav) “insanlara akılları miktarınca konuşun” diyerek bu konuya işaret etmiştir. Peygamber Efendilerimiz bunu çok güzel bir şekilde yapmıştır, ancak evliyaullah aynı güzelliği bazen takip edememiştir. Cezbe ehli olan bu zatlarda aşk, muhabbet galebe çalınca şeriat makamının itiraz edeceği tarzda konuşmuşlardır. Böyle olunca da iftiralara uğramış, hapislere girmişler hatta kimi zaman başlarından olmuşlardır. Kimine kâfir, kimine zındık denmiştir. Şeriattan de hakikatten de maksat marifettir, Allah’ı (cc) tanımaktır. İbadet adına ne biliyorsak bunların hepsinden kasıt Allah’ı (cc) tanımaktır. İşte bu anlattığımız yükselişte Allah’a (cc) ait bilgimiz artar. Daha yükseldikçe de tevhit ehli halka yabancılaşır, irfanını paylaşacak kimseyi bulamaz.
Anlattığımız üçgen misalindeki yükselişte insan devamlı erir, kendinden bir şey kalmaz. Bütün amaç gizli şirki ortadan kaldırmaktır. İşe bu ciddiyet, bu samimiyetle sarılmalı sohbet meclislerine bu ciddiyet, samimiyet ve şuurla gidip gelinmelidir. Yazdığım bir ikilikte; “Hürriyet isteklerin bittiği yerde başlar” demiştim. Bu ruhani yükselişte ilerledikçe kendi isteklerimizi bırakır, Allah’ın (cc) isteklerini yerine getirmeye başlarız. Bu yolculukta bir yere gelindiğinde artık senden eser kalmamıştır. İşte sende sen kalmadığı zaman ancak gerçek tevhide ulaşmış olursun.
Cüneyd-i Bağdadi hazretleri tasavvufu “Allah’ın seni sende öldürüp kendinde diriltmesi” olarak tarif etmiştir. Tarifteki seni sende öldürmesi olayı Fena’dır, kişinin kendinden kurtulmasıdır. Kendinde yok olan insan Hakk ile bakidir. Buna da Beka denilir. Bu makamda bulunan insan ne işle meşgul oluyorsa olsun gerçekte Hakk iledir. Bir ikiliğimde;
“Sen senden boşal Hakk ile dol,
Her an her yerde Hakk ile ol”
demiştim. İşte bu anlatılanları dinlemek ayrı, anlamak ayrıdır. Bu işi yaşamak için cehd, gayret, samimiyet, ihlas göstermek ayrı bir olaydır. Düşünün ki bu yükselişi gerçekleştirmiş, Hakk ile Hakk olmuş kendinden kurtulmuş, kendi enesini eritmiş, kendinde Hakk’ı görmüş, halkla Hakk’ı birleştirmiş bir insanın en alt derecedeki insanla ilişkisini. Yaşadıklarını, bildiklerini onlara anlatması son derece zordur, yaşadığı sadece garipliktir. Bu ruhani miracı gerçekleştirmek için büyük gayret, büyük cehd ve samimiyetle işin ustasına bağlanmak gerekir. Başarı için samimiyet ve çok yoğun bir muhabbet gerekir. Bizim yaptığımız ibadetlerimizde hesap vardır, beklentilerimiz vardır, yaptığımız ibadetlerimizde ihlas yoktur.
Biz Allah’ı (cc) tanımak, ona ibadet etmekle emr olunmuşuz. Bu dünyadan bir gün ayrılacağız, Allah’a (cc) ibadette, taatte gevşeklik yapmayalım. Allah’ın (cc) zikrinden, fikrinden, ibadetten kaçmak için bahane aramayalım. Hiç beklemediğimiz bir anda eşimizi bütün sevdiklerimizi bırakıp bu âlemden çıkacağız, Öyleyse; Allah’tan (cc) Peygamberden (sav) imandan, ihlastan söz eden insanları dinlemeye zaman ayıralım. Bizim kârımız olur. Kur’an-ı Kerim’de Cenabı Hak “Allah’tan (cc) korkun sadıklarla beraber olun” buyurmuştur. Bir ikiliğimde;
“Doğdun gözaydın öldün Allah rahmet etsin.
Ne doğum elinde ne ölüm, insan sen nesin?”
diye yazmıştım. Öyleyse bahaneleri, sebepleri bırakalım. Allah’ın (cc) ipine sıkıca sarılalım. Allah’ın (cc) rızasını taatte, ibadette arayalım. Allah’ın (cc) yasak kıldığı şeylerden şiddetle sakınalım. Allah’ın (cc) emrettiği şeyleri yapmaya özen gösterelim. Huzuru taatte, zikirde, sohbet meclislerinde, ibadette arayalım. Allah (cc) yardımcımız olsun. Allah (cc) bize güzel ameller, salih ameller, razı olacağı ameller işlemeyi nasip etsin, muvaffak kılsın. Nefesimiz tükendiğinde bize bu âlemden imanla göçmeyi nasip etsin.


Yorum bırakın