Hepiniz hoş geldiniz. Sevgili Peygamber’imizin (sav)muhabbeti, O’nun yolunun şevk ve heyecanı ile bizi buraya getiren Hazreti Allah’a (cc) hamd-ü senalar olsun. O bize sevdirmese idi biz onu sevemezdik. O bize hidayet etmese idi biz doğru yolu bulamazdık. Her şey Allah’ın (cc) hikmeti, keremi ile oluyor. Bizi buraya getiren yine ilahi iradedir. Onun lütfudur, keremidir.

Bizde Resülüllah (sav) Efendimiz’i anlatacak ilim de, irfan da yoktur. O büyük bir dağ, biz o dağın dibinde bitmiş küçücük bir ot parçasıyız. Bir ot o koca dağı nasıl anlatabilir…. Bu konuda sadece biz değil, Resülullah (sav) Efendimiz’in o manevi kokusunu almış, oradan bir şeyler hissetmiş tüm gönül adamları da aynı aczi, şu anda benim duyduğum aczi duymuşlardır, duyarlar. Resülullah (sav) Efendimiz ucu bucağı olmayan bir ummandır. Biz bu sohbetimizde oradan alacağımız, bize lütfedilen manevi kokuyla birkaç cümle bir şeyler söyleyeceğiz.

Resülüllah Efendimizi (sav) çok sevmemiz gerekiyor. Allah Resulünü (sav) anamızdan, babamızdan, evladımızdan, aşımızdan, işimizden çok fazla seveceğiz. Bu, söz ile olmaz. Oraya yönelmekle olur. O sevgiyi Hazreti Allah (cc) dilediği insanın gönlüne dilediği anda lütf edebilir ama, adetullah öyle değildir. Genelde bir eğitim süzgecinden geçilerek o sevgi bulunur.

İnsanın bedensel ihtiyaçları, fizyolojik ihtiyaçları yerine getirilemediği zaman insan mutlu ve huzurlu olamaz. İşte insanm bedensel, fizyolojik ihtiyaçlarının yanında, manevi ihtiyaçları da vardır. Burayı da doyurmak, tatmin etmek, beslemek gerekir. Resülüllah (sav) Eefendimiz’in manevi kokusunu almakla, maneviyatımız, ruhaniyetimiz, gelişir güçlenir huzur bulur. Bugün sadece ekonomik gücün artırılması ile toplum mutlu edilmek isteniyor ama bu mümkün değildir.

Resülüllah (sav) Efendimiz bize Hazreti Allah’tan (cc) bir inanç sistemi getirmiştir. O dönemde putperestlik vardı. Resülüllah yoğun putperestliğin karşısına “La İlahe İllallah” davası ile çıkmıştır ve yanında Allah’tan (cc) başka hiç kimsesi yoktur. O Mekke’nin yetimidir, garibidir. O kutlu yetim, O muhteşem insanın Allah’tan (cc) başka dostu ve yardımcısı yoktur. İşte biz o ışıktan aldığımız neşe ile bugün buradayız. “La İlahe İllallah Muhammed Resülüllah” Bu parolayla tevhit akidesini getirmiştir bize. Putperestliğe karşı tek olan Allah’a (cc) ibadet etmeyi öğretmiştir. Bunu yaparken Resülüllah Efendimiz yılmamış, mücadele etmiş, büyük zorluklara ve sıkıntılara eza ve cefalara katlanmıştır. Ama davasından, “La İlahe İllallah” davasından asla taviz vermemiştir. Sonuçta bizlere inandığımız Allah’a (cc) ibadet etmeyi öğretmiştir. Çünkü Hazreti Allah (cc) “Ben sizi kendime ibadet etmek için halk ettim” buyuruyor Kuran’da.

Ayrıca O bize büyük bir ahlak sistemi getirmiştir. “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyuruyor. Din, İslam, güzel ahlaktan ibarettir ve güzel ahlak; şevkle, heyecanla elde edilemez. Sabır, kararlılık, azim, nefisle mücadele, mücahede etmeyi gerektirir. Hazreti Allah (cc) Kuran’da “Habibim biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik” buyuruyor. Rahmet; bağıştır, aftır, şefkattir, merhamettir, hoşgörüdür. Peygamber’imiz (sav) bunu en güzel şekilde yaşamış, yaşatmıştır. Kendisinin hayatına kasteden insanları, Mekke’nin fethinde, kendisine yıllarca zulmeden, kılıç çeken insanları, amcasının ciğerlerini parçalayıp yere koyan insanları bağışlamıştır. Çünkü O rahmet peygamberidir, nefsi için öfkelenmemiştir bizler gibi. O’nun öfkesi Allah (cc) için olmuştur. Uhud’da ordusu bozulmuş, kendi dişi kırılmış, arkadaşları yaralanmış, ölmüş, ama yine de kimseye beddua etmemiştir. “Ben rahmet için geldim, rahmet peygamberiyim” demiştir.

O’nun hayatı ile kendimizi mukayese ettiğimizde biz ne yapıyoruz? Küçücük bir menfaatimize, anlayışımıza ters düştüğü zaman hemen birbirimize beddua etmekten geri kalmıyoruz. Bu İslam ahlakına, Kur’an ahlakına peygamber ahlakma hiç mi hiç yakışmıyor.

Kısaca Peygamber’imiz (sav)inanç, ibadet ve güzel ahlak getirmiştir. Biz bu gün toplum olarak huzursuzluk içerisinde isek, ki öyleyiz, Kur’an ahlakından uzaklaştığımız içindir. Peygamber’imiz (sav)bulduğumuz zaman şükretmeyi, bulamadığımızda ise sabrı öğretmiş, tavsiye etmiştir bize. Ama biz bulduğumuz zaman şımarıyoruz, kibir geliyor, herkese tepeden bakıyoruz. Bulamadığımızda ya da elimizdeki alındığmda isyan bayrağını çekiyoruz. Bizlerde sabır, rıza diye bir şey yok. Kur’an ahlaki ve İslam aklakmdan uzaklardayız, üzgünüm…

O’nun ashabma baktığıımz zaman meçhule giden bir yola, yetim, Mekke’nin güçsüz bir insanın peşine düşüp gidiyorlar, La İlahe İllallah davasına koşuyorlar. Malından, canından, evinden, yurdundan ve yuvasmdan oluyor, ama davasından dömnüyorlar. Biz bugün aynı zorluklarla karşılaşsak durumumuz ne olur acaba? Biz Peygamber’imizin (sav) bize getirdiği bu ahlak sistemini, inanç sistemini, onun yazdığı reçeteyi hayatımıza geçirmeye çalışalım. Bugün Allah (cc) , Resülüllah (sav) deyince gözümüz yaşarmıyorsa, bu şevki, heyecanı duymuyorsak bunun altında yatan acı gerçek dünyaya olan aşırı düşkünlüğümüz, muhabbetimizdir. “Kötülükierin başı dünya sevgisidir.” Buyuruyor Allah Resulü (sav). 

Biz aşırı şekilde dünyaya gönlümüzü kaptırmışız. Dünya sevgisi ile dolu olan gönülde elbette ki Allah (cc) ve Peygamber sevgisi olmuyor. Sevgili Peygamber’imiz (sav)buyuruyor ki; “Müslümanm kendine lazım olmayan şeyi terk etmesi iyi Müslüman oluşundandır.” Bu hadis-i şerifi hayatımıza geçirmeye çalışalım arkadaşlar. Biz bugün kendimize lazım olmayan çok meselelerle iştigal ediyoruz. Gönülde partilerin, takımların, oğlunun, kızımn sevgisi varsa; peygamber sevgisi, bu yol sana haram olur. Bunu böyle bilelim. Bu acıyı çekmiş, gözyaşmı dökmüş biri olarak biliyorum. Bu gönül onlardan boşalacak, daha sonra o sevgiden bir kıvılcım, bir ateş düştüğünde içinize, zaten seni oralardan çekiyorlar.

Peygamber’imiz (sav)buyuruyor ki; “İslam garip olarak başladı; sonu garip olacaktır”. Ne mutlu o gariplere. Çünkü insanlar büyük ölçüde dünyaya rağbet eder. Bahçe, tarla, oğul, kız… hesap içinde insanlar. Allah (cc) ve Resulüne (sav) gönül veren insan bu alemde gariptir. Çünkü duygularını, düşüncelerini, hislerini paylaşacak kimseyi bulamaz. Peygamber’imiz (sav): “Ne mutlu o gariplere buyuruyor. Bizler yılda bir gün gelip, toplanıp da, şurada bir sohbet dinliyorsak görevini yapmış bir insanın rahatlığı içerisinde olmayalım. Resulullah (sav) için bir Ebu Bekir Sıddık efendimizi düşünün. Kendisi Mekke’nin eşrafından, malını, mülkünü, her şeyini bırakıyor ve Resulullah (sav) ile bir meçhule gidiyor. İslam devleti yok ortada. Bugün bizler Müslümanız, camilerimiz açık, namaz kılsak kimse “niye kılıyorsun” demiyor ama pek çok Müslüman alnını secdeye koymuyor ve secde etmediğini mazur gösterecek elli çeşit kılıf, bahane buluyor. Allah (cc) yardımcımız olsun. Bize Cenab-ı Allah (cc) habibinin sevgisini, kendi sevgisini lütfetsin. Rıza-i ilahiye uygun ameller işlemeyi bize nasip etsin. 

Allah (cc) ve Resulünü (sav) sevmemizde bir kusurumuz, eksiğimiz, daha açıkçası şöyle bir zihniyetimiz var: “ya Rabbi biz sana ibadet ediyoruz, sen de bizim şu işimizi şöyle yap”. Her an, devamlı bu dünya meselelerimizin yolunda gitmesi, Allah’a (cc) iltica ediyoruz. Hesabımız bu. Klasik bir anlayışımız var. “Bize Resulullah efendimiz (sav) şefaatçi olsun”.! Peki, Resulullah (sav) efendimiz bize şefaatçi olmayacak ise olmaz ise; Resulullah (sav) efendimiz o muhabbete layık değil midir? Bugün bir şarkıcıyı, türkücüyü, bir futbolcuyu seviyorsun, sana hiçbir faydası olmadığı halde, bu gönlüne yüktür. Onları seviyorsun, bunlar o sevgiye layık oluyor da; Allah’ın Resulü (sav) sana şefaat etmeyecek ise o sevgiye layık değil midir? O dünyanın, insanlığın en büyük ahlakçısıdır. Öyle ise bizde Resulullah (sav) bize şefaat etsin diye değil, o sevgiye, o muhabbete layık olduğu için seveceğiz, O’na muhabbet edeceğiz. O’nun sünneti seniyyesini hayatımıza geçireceğiz. Bu O’nun hiçbirşeyini artırmaz, eksiltmez ama bunda bizim kârımız vardır. 

Biz Peygamber’imizin (sav) Sünnet-i Seniyyesi’ne uyarsak bu bizi dünyada da ahirette de huzura, mutluluğa, kurtuluşa götürür. Cenab-ı Peygamber’imiz (sav): “Kişi sevdiği ile beraberdir.” buyuruyor. Öyleyse sen topçuyu seviyorsan, popçuyu seviyorsan onlarla berabersin, Resulullah’ı (sav) da seviyorsan O’nunla berabersin. O’nun bin dört yüz yıl evvel yaşannş olması bu gerçeği değiştirmez. Bugün Resulullah (sav)’a karşı büyük bir sevgi, büyük bir coşku, büyük bir muhabbet duyuyorsanız (Elhamdülillah) O’nun ashabı ile aynı yoldasınız. Resülüllah efendimizi (sav) seveceğiz. Sevmek içinde öncelikle gönlümüzü boşaltacağız. Çünkü bir gönülde farklı sevgiler, başka sevgiler olmaz. Gönlümüzü boşaltacağız. Cenab-ı Peygamber’imizin (sav)şu hadisini hepimiz duymuşuzdur: “Beni ananızdan, babanızdan, evladınızdan, nefsinizden çok sevmedikçe Kâmil Müslüman olamazsınız”. Buradaki insanlara; “bu şekilde Resülullah Efendimizi içinizde seven var nıı?” diye sorsak; üzgünüm hepiniz başınızı önünüze eğmek zorunda kalırsınız.

Resülüllah Efendimiz (sav) Allah’ın (cc) ahlakı ile ahlaklanmış biridir. Resülullah Efendimizin (sav) bir beşer yönü vardır, bir de rabbani yönü vardır. O Kâmil ve mükemmel bir insandır. Bu konuda söyleyeceğimiz bazı şeyler olur ama bunlar bazı insanların beynine diken gibi saplanır. Resülüllah Efendimiz (sav) Allah’ın (cc) kuludur ve resulüdür. O’nun getirdiği inanç sistemine sıkı sıkıya bağlanalım. O’nun getirdiği ibadet ve ahlaka sıkı sıkıya bağlanalım. Yapmıyorsak, yapamıyorsak bunu yapabilmek için Allah’tan (cc) yardım isteyelim. Yani yapmadığımızı mazur ve meşru gösterecek kılıf aramayalım. Allah’a (cc) taatimizde, ibadetimizde de yine kasdımız Allah (cc) olsun. Allah’ın (cc) rızası olsun. Kendi adıma Allah’a (cc) son zamanlarda şöyle bir dua etmek isteği geliyor içimden, zaman zaman Hazreti Allah’a (cc) dua etmek de nasip oluyor. Ya Rabbi… diyorum. “Ya Rabbi sen nasıl olmamı murat ediyorsan öyle olmam için bana yardım et”. Bunu anlayabilirsek bu beyninizde bir inkılap yapar.

La İlahe İllallah dediğimizde bir sorumluluğun, mesuliyetin altına giriyoruz. Duruşumuz sağlam olsun, samimi, mert, dürüst olalım. Peygamber’imizin (sav) risaletinden evveldeki en önde gelen sıfatı Muhammed-ül Emin’dir. Güvenilir insan. Bugün İslam aleminde Müslümanlara baktığımız zaman bu güveni yitirmiş durumdayız. Kimsenin kimseye güveni yok. Akşamdan sabaha renk kılık değiştiriyoruz. İşte bu bizi yalnızlığa, sıkıntıya götürüyor. Biz Kur’an ahlakından, Peygamber’imizin (sav) getirdiği o ahlaktan uzakta olduğumuz için bu sıkıntıları çekiyoruz. 

Asr-ı Saadet müslümanının bugün bizde olduğu gibi; televizyonu, bilgisayarı, halısı, arabası yoktu ama bizden daha mutlu ve daha huzurluydular. Çünkü suyu kaynaktan alıyorlardı. Bizler baş olma sevdasına düşmeyelim. Hele birazcık manevi koku alanlar hemen bir baş olma sevdasına düşüyor ve ayaklar kayıveriyor. Buraya insan olmak için geliyoruz. İnsan… Burası insan yetiştiren okuldur. İçinizde benim yaptığım hizmeti götürecek arkadaş varsa Allah’a (cc) yemin ediyorum bu anda bırakırım. Allah’a (cc) yemin ediyorum bırakırım. Bu öyle heveslenildiği gibi kolay bir şey değil. Çok ağır bir yük…

Sevgili Peygamber’imiz (sav) sahabelerine buyuruyor ki: “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki bildiklerinizin onda dokuzu ile amel etseniz, birini bıraksanız helak olursunuz. Öyle bir zaman gelecek ki bildiklerinin onda dokuzunu bıraksalar da biri ile amel etseler kurtuluşa ereceklerdir.” Bizim bu dağınıklığımız, perişanlığımız bize Allah’ın (cc) rahmetinden umut kestirmesin arkadaşlar. Kurtuluşu, huzuru hazreti Allah’a (cc) taatte ibadette arayalım. Allah (cc) yar ve yardımcımz olsun. Bize güzel ahlak, Kâmil iman nasip etsin. Tekrar tekrar böyle günlere ulaşabilmeyi böyle günlerin şevkini heyecanını, yaşayabilmeyi bizlere nasip etsin.

“Mü’min olan Muhammed Mustafa’ya uymalı 
Resülün sevgisini, vicdanından duymalı.”

Yorum bırakın