Hepiniz hoş geldiniz sevgili konuklar. Bizi imandan, İslam’dan, Kur’an’dan haberdar eden inancın ve ibadetin hazzını tattıran yüce Allah’a (cc) hamd olsun. Yüce Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav) Efendimize, aline, ashabına, yolundan gidenlere sayısız salat ve selam olsun. Allah (cc) bizleri Resulü’in (sav) ahlakıyla ahlaklandırsın, şereflendirsin.

Kardeşlerim sözlerime Hz. Mevlana ile başlamak istiyorum. Bugün gördüğüm kadarıyla Kur’an’dan sünnetten koparılmış folklorik bir hüviyete büründürülmüş bir Mevlana’yı seviyoruz. Hz. Mevlana; “Gel ne olursan ol gel, kâfir, putperest, Mecusi olsan da gel, bizim dergahımız umutsuzluk dergahı değildir, yüz kere tevbeni bozmuş olsan da gel” diyor. Evet bu dörtlük O’nundur. Mevlana’nın davetine uyarak O’nun dergâhına geldik, ne yapacağız? Hz. Mevlana’nın bu daveti elbette ki günahkâr insanlar için cesaret ve umut veriyor, tevbe kapısının açık olduğunu bildiriyor bize. Burada Yüce Resulü’in (sav) bir hadis-i şerifini nakletmek isterim; Yüce Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki: “Güçleştirmeyiniz, kolaylaştırınız, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz.” Demek ki bu hadis-i şerifi özümsemiş gönül erlerinden biri de Hz. Mevlana’dır. Bu hadisin ruhuna uygun davet yapmış.

Peki, geldik, ne yapacağız? Birileri tambur çalacak, birileri ney çalacak, biz de seni mi dinleyeceğiz? Mevlana bizi buraya bunun için mi çağırmış? Hayır, Müslümanlar hayır! Mevlana bizi itaate çağırmış, Hz Allah’ın (cc) emirlerini yapmaya, yasaklarından kaçınmaya çağırmış. Yüce Resulü’in (sav) ahlakıyla ahlaklanmaya çağırmış. Bizi Kur’an’a ve İslam’a çağırmış. Mevlana bir din kurucusu değildir. Bir tarikat kurucusu da değildir. Mevlana’nın görevi bizi Hz. Muhammed Mustafa (sav) Efendimize ulaştırmaktır. Mesnevinin görevi bizi Kur’an’a ulaştırmaktır. Sünnet-i Resul (sav)’den koparılmış bir Mevlana bize uygun değil. Bu sözleri nereden çıkarıyorum, söyleyeyim. Mevlana’nın diliyle söyleyeyim: “Ben Kur’an’ın kölesiyim. Hz. Muhammed’in yolunun toprağıyım, tozuyum. Kim bu sözden başka bir söz naklederse ben o sözden incinirim, o sözü söyleyenden de incinirim.” buyuruyor. Demek ki Mevlana gibi bir insan olursan ancak Hz Muhammed’i (sav) tanıyabilirsin.

Üzgünüm bugünkü sosyal yapıya baktığımızda yeni bir din arayışı vardır. İnşallah yanılıyorumdur. Nedir bu? Gönlümüzce yaşayacağız Allah (cc) ve Resulü (sav) hayatımızın hiçbir safhasında bize müdahale etmeyecek, bize karışmayacak. Yiyeceğiz, içeceğiz, gezeceğiz ondan sonra da müsait tenha yerlerde meditasyon seanslarıyla kendimizi rahatlatacağız ki işte bu emele Mevlana kurban edilmek isteniyor. Yunus Emre kurban edilmek isteniyor. İyi bir obje olarak kullanılıyor. Hiçbir gönül adamı yoktur ki Allah (cc) aşkıyla yanmış olmasın, hiçbir gönül adamı yoktur ki Peygamber sevgisiyle gözyaşı dökmemiş olsun. Bunun temeli budur.

Mevlana bir başka şekilde de istismar ediliyor. Bakkalı, manavı, leblebicisi, kebapçısı Mevlana yazıyor, Mevlana’nın bir beytini söyle desen cevap veremez. İslam tasavvufu Mevlana ve Mesnevi’den ibaret değildir. Binlerce gönül adamından biridir Mevlana. Bu müessesenin yetiştirdiği binlerce evliyaullahtan sadece biridir. Olaya bir başka yönünden baktığımızda Hz. Mevlana hiçbir zaman insanları karşısına alıp vaaz-u nasihatte bulunmamıştır. Kendi vecd ve coşkusu içerisinde, tam bir istiğrak içerisinde yaşamıştır ve bu istiğrak içerisinde, Mesnevi gibi bir eseri vücuda getirmiştir. Bize en büyük armağanıdır elbette.

Bunun yanı sıra Mevlana ile birlikte aynı ekolün Vahdet-i Vücud ekolünün başka temsilcileri de vardır. Hacı Bektaş-ı Veli hazretleri bunlardandır. Ankara’da Hacı Bayram-ı Veli bunlardandır. Niyazi Mısri bunlardandır. Bu isimleri daha çok uzatabiliriz.

Mevlana başımın tacıdır. Benim tasavvufa yönelmem Mevlana sevgisiyle, Mevlana sempatisi ile olmuştur. Burada bunu söylemeyi bir borç bilirim. Allah (cc) onlar gibi insanların bu toplumdaki sayısını artırsın.

Bu yıl Ankara’da müşahede ettiğim bir meseleyi sizlerle paylaşmak isterim. Sevgili arkadaşlar, Hacı Bayram-ı Veli’nin doğduğu yer Ankara’nın Solfasol köyüdür. Doğduğu köyde anma yapılacağını tesadüfen öğrendim. Nasip oldu oraya kadar gittik. Mevlana ve Hacı Bektaş-ı Veli törenlerine siyasi malzeme olarak kullanıp çok büyük ilgi gösterilir iken orada Solfasol köyünde dört tane köylü babadan başka kimse yoktu. Siyasi kimliği olan birkaç kişi çıkmıştı, onlar da halk tabiriyle birbirlerine yağ yakıyorlardı. Davetiye o beldenin belediye başkanı adına bastırılmıştı. Belediye başkanının kendisi de yoktu. Bir tek milletvekili yoktu. Seçim zamanı geliyorlardı. Çünkü istismar edecek bir şey yoktu orada ve ben üzüldüm. Program bundan ibaret değil dediler. Şiir dinletisine katılan arkadaş söylediğine göre Hacı Bayram-ı Veli’nin bir tek şiiri okunmamış. Hacı Bayram-ı Veli’nin fevkalade şiirleri var. Mevlana Hazretlerinin Mesnevi’de anlattığını Hacı Bayram-ı Veli bir tek şiirle anlatmıştır. Yunus Emre’den de rivayet edilir. Der ki Mevlana’nın Mesnevi’sini görünce bu çok uzun olmuş der ve “Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm.” der.

Bu Anadolu’nun büyüğü Hacı Bayram-ı Veli medreseyi bırakıp halkın arasına girmiş, köylü babanın arasına girmiş, tarlada onlarla beraber çalışmıştır. Bu büyük adam, eli değil ayağı öpülesi bu büyük adam. Bir taraftan Mevlana konusunu abartırken, sanki İslam tasavvufu Mevlana’dan ibaretmiş gibi görüp, bir taraftan folklorik bir Mevlana’yı tartışırken, bu büyük insanlara bir parça daha duyarlı olalım. Bunlardan vazgeçemeyiz. Bunlar bizim kültürümüzdür. 

Bir hafta önce sağlıklı yaşam festivalinde gezdiğimde tamamen uzak doğuya ait kitaplar vardı. Bu da Tao, Konfüçyüs ve ağırlıklı olarak Buda’nın kitapları konulmuştu. Bir tek İslam büyüğünün, İslam âliminin kitabı üzgünüm yoktu. Göklere çıkardığımız Mevlana’nın Mesnevisi yoktu. Kendi öz malımızdan hiçbir şey yoktu. Bu bahsi Mevlana’nın bir dörtlüğü ile kapatalım; “Ben Kur’an’ın kölesiyim. Hz. Muhammed’in (sav) yolunun toprağının tozuyum. Kim bu sözden başka bir söz naklederse ben o sözden incinirim. O sözü nakleden de incinirim.” 

Mevlana böyle buyuruyor. Mevlana’yı kendi çizgisine oturtalım. Seviyorsak öyle sevelim. Kendi anlayışımıza uygun yamuk bir Mevlana icat etmeye kalkmayalım. Saygılı olalım insanlara.

Hz. Allah (cc) Kadir gecesini Kur’an’daki kendi ifadesiyle “Bin aydan hayırlıdır.” buyuruyor. İçinde Kadir gecesi olmayan bin aydan daha hayırlıdır. Cenab-ı Peygamber Efendimiz (sav) de bir hadisi nebevide “Her insan hata eder” buyuruyor. Allah’ın (cc) Resulü (sav) “İnsanın en hayırlısı tevbekar olanlardır.” Demek ki bizler insan olarak hatasız, günahsız yaşama şansımız yoktur. 

İçinde bulunduğumuz bu mübarek geceleri ganimet bilip tevbe ve istiğfar edelim. Cenab-ı Peygamberimiz’in(sav) Hz. Aişe validemize telkin ettiği bir dua vardır. “Kadir gecesine erişirsen orada şöyle dua et” buyuruyor: “Allah (cc) ım sen bağışlyıcısın, affetmeyi seversin, beni de affet.” Yüce Allah’a (cc) bugün niyaz ediyoruz; cürmümüz çok, günahımız çok, hatalarımız çok, kereminle bizi cesaretlendirdin. Ya Rabbi şu mübarek gecede bizleri affet, bizleri bağışla, razı ve hoşnut olduğun amelleri işlemeyi bizlere nasip eyle bize ya Rabbi. Yüce Resulü’in (sav) yolundan ve izinden bizleri ayırma ya Rabbi. O’nun yüce ahlakıyla bizi ahlaklandır ya Rabbi. Ehl-i imana, Ehl-i İslam’a yardım et ya Rabbi. İçinde bulunduğumuz şu perişan, dağınık halden bizleri kurtar, yardım elini bize uzat ya Rabbi, Allah (cc) ım biz sana inanıyoruz sana güveniyoruz, sana sığınıyoruz, ya Rabbi sen her şeye kadirsin, Mü’min ve Müslümanları mahzun etme ya Rabbi…

Muhterem kardeşlerim, burada arkadaşlarımız bizim birkaç şiirlerimizi de ilahi tarzında seslendirdiler, şöyle bir mısra geçti: “Şirk-i hafide kalma.” Özellikle tasavvufa gönül vermiş insanların üzerinde durması gereken önemli bir meseledir. Yüce Resulü’in (sav) şu hadisi şerifi bize hitap ediyor. “Vücudun öyle bir günahtır ki onunla hiçbir günah mukayese edilmez.” Biz günahtan sadece şeriatın bildirdiğine muhalefet etmek olarak anlıyoruz. Bunun daha ötesinde olan şirk-i hafiden kurtulmak; mesele bu. Bize yakın olan bizimle birlikte olan bir Allah’ın (cc) varlığı, önemli olan bu idrake bu şuura ulaşmak. Konunun hassas olmasından dolayı konuyu burada açmak gibi bir niyetim yok. 

“Ebrarın hasenatı mukarrebunun seyyiatı hükmündedir”, diye bir söz vardır. Yani bizim gaflet içerisinde Allah’a (cc) yaptığımız ibadetler bile günahtır. Öyleyse bu konu biraz ilgi alanımıza girsin. Biz Allah’a (cc) itaati, sünnete itaati, bizim gibi düşünmeyenlere düşman olma şeklinde kesin olarak anlamıyoruz. Bizim dinimiz tevhid dini, sevgi dinidir. “Müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz, zorlaştırmayınız kolaylaştırınız.” Bunun gibi birçok misaller var. 

Peygamberimiz’in(sav) hayatına baktığımızda kendisini öldürmeye kalkanları bile bağışlayacak büyüklük göstermiştir. Festivaldeki konuşmamızda şöyle bir cümle kullanmıştım: Biz Buda’dan Konfüçyüs’ten rahatsız değiliz. Bunlar evrensel kültürümüzün bir parçasıdır. Kültür tasavvuftan ibaret değildir. Buda’yı, Konfüçyüs’ü gençlik yıllarımda zevkle okudum. Bunlar büyük insanlardır. Eğer biz kültürümüzü genişletebilirsek, okuyabilirsek renk ayrımı yapmadan bu doğuludur, bu batılıdır, demeden geniş bir kültüre sahip olursak herkesi sevgiyle kucaklayabiliriz. Tevhid-i Hakiki’ye ulaşabilirsek bu oluşumda Hakk’ın kudretini iradesini görürüz. Yunus’un dediği gibi “Yaratılmışı severiz Yaratandan ötürü.” Biz sizi sevgiye, kardeşliğe çağırıyoruz bizim gibi düşünmeyen insanlara da tahammüllü olmaya çağırıyoruz. Bu topraklarda onların da bizim de yaşama hakkımız olduğunu hatırlatmaya çalışıyoruz.

Şöyle bir sözümüz vardır. “Sen oyunu sevgiden, barıştan yana kullan kavga bitmeyecekmiş, varsın bitmesin.” Biz oyumuzu sevgiden ve barıştan yana kullandık. Kullanacağız. Bizim gibi olmayanlara yine tahammüllü değiliz. Ön yargılıyız. Şartlanmaların kıskacından kendimizi kurtarabilmiş değiliz, kimimiz tarikat, kimimiz tasavvuf, kimimiz parti adına şartlanmışız. İşte bu şartlanmalardan kendimizi kurtarabildiğimiz zaman hakikaten tüm insanlığa kucak açarız. Bu insanların sözlerinde benzerlikler vardır. Bunlar asla taklit işi değildir. Bu makama geldiğinde o da hisseder, o da hisseder. Benzerlikler arz eder. Her şey kitap okumakla olmaz arkadaşlar. Şems Hazretleri bir tek kitap okumamış ümmi bir insandır, ama Celaleddin-i Rumi’yi Mevlana yapacak kadar büyük bir ustadır. Büyük bir gönül adamıdır.

Tasavvuf sevgi mesleğidir. Tasavvuf aşk mesleğidir. Yoksa akıl cambazlığıyla buralara varılmaz. Bu aşk adamlarının en ileri gelenlerinden biri de Hz. Mevlana’dır. Kendisinde aşk çok yoğundur ve bu yoğun aşk O’nu toplumdan kesmiştir. Hakikaten kendi vecdi ve istiğraki içinde yaşamıştır. Allah (cc) öyle insanları tanımayı bizlere nasip etsin, öyle insanları bizlere sevdirsin.

Yorum bırakın