Tasavvuf yolunda bizim asil görevimiz şu içinde bulunduğumuz kesret âleminden, çokluk âleminden ‘vahdet’ âlemi, teklik âlemi, birlik âlemi denen Allah’ın (cc) zatına mahsus âleme doğru kalben yürümektir. İşte buna “seyr-u sülûk” yani manevi yolculuk derler. Seyr-u sülûk gönülde olur, iç âlemimizde olur. Bizim kalbimizde, gönlümüzde letaifler vardır. Bu letaiflerin vücudumuzda kendilerine has yerleri vardır. Ruh, sır, hafi, ahfa, kalp… Bunlar nedir, hepsi ayrı ayrı makamlardır. İşte tasavvuf yolunda mürşidin görevi sizleri bu makam ve menzillerde ilerletmektir. Keramet göstermek, hastaları iyileştirmek vs. onun görevi değildir. Bu bahsettiğim ilerlemeyi yapalım. Hz. Allah’ı (cc)  yakinen, Hakke’l-yakin bilmediğin zaman şirk-i hafi (gizli şirk) içindesin.

Bir arkadaş bir rüya anlattı. “Sana ulaşmak için bir denizden geçiyorum” dedi. İşte Allah’a (cc) ulaşmak da bir yerlerden geçmeyi gerektiriyor. Mürşid denilen insan da bu yolculuk anında sana manen yetişecek ve o tehlikeli yerlerden seni geçirecektir. Çünkü Hz. Allah (cc) ona o görevi vermiştir. Seyr-u sülûk anında bazen de çok güzel yerlerden geçilir. Kişi geçtiği o yerin güzelliğine aldanabilir ve orada kalmak isteyebilir. Burada asıl maksat, Allah (C.C), Peygamber (sav) unutulabilir. Bu durumda da mürşid yine manen yetişecek ve “Senin vazifen burada kalmak değil, ilerlemek, terakki etmek.” diyecek. Seni buradan da çekip ötelerin ötesine götürecek. İşte tasavvuf bu yolculuğu yapabilmektir.

Bazıları zikir çekmeyi gaye zannediyorlar. Bu bizi maksada ulaştıracak vesilelerden bir tanesidir. Kimimiz bu zikrin gönüllere verdiği neşeyi, huzuru yaşamak sanıyor. Bir gün bu neşeyi senden keserler, üzerine belalar saçarlar, sıkıntılar gelir; bu yolda bunlara hazırlıklı olmak gerekir. Zaman zaman sıkıntılar, belalar, musibetler gelir. Halk size eziyet eder. Komşunuz, çevreniz, ananız-babanız size eziyet eder, bunlara katlanmak gerek. Bu belaların, sıkıntıların gelme sebebi şudur; senin gönlün onlara meyil ve muhabbet içindedir. O muhabbet ettiğin, meyil ettiğin insanlardan sana sıkıntılar gelince sen onlardan koparsın, soğursun. Daha açık bir ifadeyle Cenab-ı Hak seni o sevdiğin insanlara dövdürebilir, kalbinden onların sevgisini çıkartır ve seni kendi zatına meylettirir. Sen de yüzünü Allah’a (cc) dönersin. Allah’a (cc) dönebilmek için muhabbet ettiğin şeylerden kesilmen gerekiyor. Çünkü o muhabbet ettiğin şeyler Allah (cc) ile aranda perde olmaktadır. Tabi bunlar zaman içinde, tedricen olur. 

Mürşid, yavaş yavaş sohbet ve nasihatleri ile senin fani ve gönlünü dağıtan şeylerden uzaklaştırır ki vahdet âlemine doğru yönlenebilesin. Tasavvufta uzlet dedikleri budur. Uzlet halkı terk etmektir. Ama bu terk kalben olacaktır. Halk içinde olacaksın ama kalben onlardan kesilmiş ve Allah’a (cc) yönelmiş olacaksın. Bir kalpte iki sevginin yaşamasına imkân yoktur. Bir kalpte iki sevgi olmaz, bu bir ayet mealidir. Kalbe masiva yani Allah’ın (cc) gayrı girerse Allah (cc) muhabbeti gider; kalbe Allah (cc) sevgisi girerse masiva sakıt olur, kalpten çıkar. Allah’ın (cc) sevgisi, muhabbeti bir gönüle girdiği zaman orada masiva yok olur. Kim kalbini Hakk’a rapt etmişse o Hakk’tadır. Kim de kalbini halka rapt etmişse o halktadır. Kendimizi daima kontrol edelim, halk ile miyiz, Hakk ile miyiz?

Yorum bırakın