Tasavvufta menzil ve makamlar vardır. Bu menzil ve makamları geçtikçe Allah’a (cc) yakınlığımız, irfanımız artar, bilgimiz artar; yapan ile yıkanın hep aynı el olduğunu görürüz.

Biz ne yapıyoruz; nefsimize hoş gelen şeyler karşısında mesrur oluyoruz, seviniyoruz. Nefsimize ağır gelen şeyler karşısında isyan ediyoruz, itiraz ediyoruz. Bu âlemde ne varsa Allah’ın (cc) dilemesiyle, takdir etmesiyle vardır.

Âdem Peygamberden bu yana kavganın, sürtüşmenin, didişmenin olmadığı bir dünya bilmiyorum. Âdem Peygamberden bu yana kavga hiç bitmemiştir ki bu böyle olacak. Yani çok seslilik olacak. Bu âleme vahdet gözüyle bakarsak her şeyin yerli yerinde olduğunu görürüz, her şeyin yerli yerinde olduğunu idrak ederiz. Bizim gibi düşünmeyen insanın hemen gırtlağını sıkmayız.

Tasavvufta Tevhid-i Ef’al, Tevhid-i Sıfat, Tevhid-i Zat vardır. Allah’ın (cc) evliyası işte bu tecellilere ulaşıyor. Sen bakıyorsun hep halkı görüyorsun, o bakıyor hep Hakk’ı görüyor. Bu bilgiler kitap okumakla elde edilmez. Mücadele ile mücahade ile çalışmakla, yorulmakla, didinmekle, cehd-gayret sarfetmekle bu menzillere ulaşılır. Ulaşıldıkça da Allah’a (cc) yakınlığımız artar. Biz, Allah’a (cc) yakin için bir vesileyiz. Kafanızdaki, gönlünüzdeki masivayı atıp, kafanızı gönlünüzü masivadan boşaltıp, bütün dikkatinizi, bütün gayretinizi Cenab-ı Hakk üstünde toplamak için yoruluyoruz. Size Allah’tan perde olan, sizi Allah’tan (cc) kesen bu şeylerden uzaklaştırıp, gönlünüzü boşaltıp bütün gayretinizi vahdet üzerinde, teklik üzerinde toplamak için yoruluyoruz. 

Birinci derecede Allah’ı tefekkür edeceğiz, Allah’ı (cc) düşüneceğiz. O’na yakın olmanın, Resulüne (sav) yakın olmanın yollarını arayacağız. İşte bunun için vesileye yapışacağız. Bu vesilelerden biri mürşittir, biri zikirdir, biri riyazettir, biri murakabedir, biri rabıtadır. Kur’an ne diyor; “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla birlikte olun” İşte bu mürşitleri sadıklar olarak tefsir ediyorlar. Yani bu mürşit dediğimiz insanlar Allah’ın (cc) salih kullarıdır, sadık kullarıdır. Bunların sohbetinde bulunmakla, mürşitlere ülfet, ünsiyet, muhabbet etmekle onlardaki bu füyuzat-ı ilahiyi alacağız. Onlarda Allah’ın (cc) feyzi ve nuru vardır.

Biz insan olarak iyiliği ve kötülüğü cem etmişiz kendimizde. İnsanların hem melekiyet hem de şeytaniyet yönü vardır; bunun sentezidir insan. Bu sadıkların meclisinde, bu salihlerin meclisinde bulunduğumuz zaman içimizdeki bu iyiye olan istidat gelişecektir. Sadıklarda irfan vardır, marifet vardır. Onların Allah’ı bilmesi ile sizin Allah’ı (cc) bilmeniz arasında çok fark vardır. Biz bir yandan bu istidadımızı geliştirirken öte yandan da Cenab-ı Hakk’a karşı irfan sahibi olmaya gayret edeceğiz. Asıl yaratılışımızın, varoluşumuzun sebebi budur.

Yorum bırakın