Buralara gelirken “Maksudum Allah, matlubum Allah (cc) ” diye gelelim. Tasavvuf yoluna Allah’ı talep etmek için, Allah’ın rızasını talep etmek için, Allah’a (cc) ulaşmak için gireceğiz. Bunun dışındaki bütün beklentiler, bütün isteklerimiz bizi Hakk’tan kesen birer perdedir. Cennet düşüncesi seni Allah’tan kesen perdedir, cehennemden korktuğun için bu yola giriyorsan cehennemden korkmak seni Allah’tan (cc) kesen bir perdedir. Dünyalık işinin yoluna girmesini bekliyorsan, rızkının artmasını bekliyorsan, bolluk istiyorsan, hastanın şifa bulmasını istiyorsan; yani hülasa olarak neyi istiyorsan, neyi bekliyorsan bunların hiçbiri gaye değildir. Matlup değildir. Hepsi seni Allah’tan (cc) kesen birer perdedir. 

Tasavvuf yoluna girerken maksudum Allah , matlubum Allah (cc) diye gireceksiniz. Bir yere bağlanacaksanız iyi bağlanacaksınız. Bağlanacağınız efendiye içiniz ısındıktan sonra gireceksiniz. Girdikten sonra da sadece ve sadece Allah’ın (cc) rızasını isteyeceksiniz. Bunun dışındaki isteklerle buraya gelirseniz eliniz boşa çıkabilir. Birgün yorulabilirsiniz.

Abdulkadir Geylani Hazretleri. çok büyük bir zattır. Onun Fütuhu’l-Gayb diye bir eseri var; oradan okuyalım. Fütuhu’l-Gayb, gizliden sesler. Bu kitabı okumanızı da tavsiye ederim. Bu kitapta on beş-yirmi sene önce altını çizdiğim bir cümlede şöyle diyor Hz. Pir: “Sevgili için yapılan işe karşılık beklemek ihlasa muhaliftir” diyor. “Sevgili için yapılan işten ücret beklemek ihlassızlığın alametidir” diyor. Sen Hz. Allah’a (cc) taat-ibadet ederken bunun karşılığında cenneti bekliyorsan, bunun karşılığında oğluma iş diyorsan, kızıma hayırlı bir kapı diyorsan, rızkıma bolluk diyorsan, keşif diyorsan, keramet diyorsan, şu diyorsan, bu diyorsan… Hani bir sürü beklentiler var ya ibadetten. Bunlar Hz. Pir’in ölçüsüyle ne oluyor? İhlassızlık olmuyor mu? İhlassızlık oluyor.

İhlaslı insan diyor, Hz. Pir, sevdiği için yaptığı işten hiçbir karşılık beklemez. Demek ki sözü daha değişik açıkladığımız zaman maksudum Allah, matlubum Allah (cc) sözüne geliyor. Yani ben yaptığımdan bir şey beklemiyorum. Sadece Allah’ın (cc) rızasını bekliyorum. Ben Allah’ın (cc) kuluyum. Vazifem Allah’a (cc) ubudiyettir. Beni veli yapar-yapmaz, ali (yüce) makamlara ulaştırır-ulaştırmaz, keşif verir-vermez, duamı kabul eder-etmez. O’nun bileceği iştir. Benim görevim nedir? Ben Allah’ın (cc) kuluyum. O bana kulluk yapmayı emretmiştir. Ben de gücüm yettiği kadar Cenab-ı Allah’a (cc) kulluk yapmakla nıükellefim. Ötesi O’na ait. Meseleyi böyle anlamak gerekiyor.

İşte buralara gelirken deyin ki; “benim maksudum Allah’ tır, matlubum Allah’tır (cc) . Ben bu kapıda Allah’ın (cc) rızasını tahsil için geldim, Allah’a (cc) ulaşmak için geldim.” Yukarıdan konuşacak olursak Allah’a (cc) ulaşmak düşüncesi. Çünkü ulaşmak niyetindesin. Yani bu olmasa gelmeyeceksin demek ki. Sadece ve sadece Allah’ın (cc) rızasını istemek gerekir. Allah’ın (cc) rızasını istersek, Allah (cc) için buralara gelirsek ibadetten yorgunluk gelmez. Bıkkınlık gelmez. 

Tarikate girmekteki gaye Allah’ın (cc) rızasıdır. Allah’ın (cc) hoşnutluğudur. Allah’a (cc) ulaşmak kolay değildir. Zaman geldiğinde mücahadeyi gerektirir. Riyazeti gerektirir. Aşkı gerektirir, zikri gerektirir, murakabeyi gerektirir. Çok yönlü mücadeleyi gerektirir. Bu yolculuk uzundur. Mücadeleyi gerektirir. Bu yüz metre koşusu değildir; maraton koşusudur.

Yorum bırakın