Tasavvuf yolu nedir biliyor musunuz? Ahlaki olarak birtakım olumsuz özelliklerimiz vardır ki; haset, riya, ucup vb., işte tasavvuf bu tür kötü sıfatlardan arınmak, süzülmek, temizlenmek işidir. Tevekkül etmesini bilmiyoruz, sabır nerede yapılır bilmiyoruz. Sabredilmesi gereken yerde isyan ediyoruz. Allah (cc) sana bir bela, kaza, musibet vermişse sen ona isyan etmekle hiçbir şey değişmez, ancak senin huzursuzluğun artar.

Allah’ı (cc) tanımak, tanıyabilmek için de ahlaken kötü sıfatlardan arınmak mecburiyettir. Cenabı Hak buyuruyor: “Ben kuluma şah damarından yakınım”. Gerçekten de Allah (cc) bizimle beraberdir. Aslında içimizde bir hazine taşıyoruz. Ama taşıdığımız hazinenin farkında değiliz. Bir harabede, bir camide, bir evde bir define gömülüdür, o orada saklıdır. İşte, bizde Cenabı Hak kemal sıfatları ile tecelli ediyor ama biz Allah’ı (cc) ötelerde arıyoruz, gökyüzünde arıyoruz.

Allah’ın (cc) bizimle olduğunun şuuruna varabilmek için tasavvufa ihtiyaç vardır. Cenabı Hakk’ın şuuruna erebilmek için de bu ahlak düzenine ihtiyaç vardır. Kibir, haset, kendini beğenme bizi Allah’tan (cc) kesen perdelerdir. Bunlardan arındığımız zaman gerçek Müslüman olacağız.

Evliyaların büyüklerinden Cüneyd-i Bağdadi Tasavvufu; “Allah’ın seni sende öldürüp kendisiyle diriltmesidir” şeklinde tanımlamaktadır. Bu ölüm nedir? Kişinin iradi ölümüdür. Bu oldukça zor ve meşakkatlidir. Biz isteriz ki her şey gönlümüzce olsun.

Bu bilgiler yavaş yavaş, aşama aşama öğrenilir. Çocuk ilkokula gidince önce a-b-c okumayı öğreniyor. Sonra giderek ilerliyor, hikâyeler okumaya başlıyor. Ortaokula başladığı zaman fizik, kimya okumaya başlıyor. Fakülteye gittiği zaman daha ağır dersler okuyor. Tasavvufi eğitimde bunun aynısıdır. Bu konuda, işin başından sonuna kadar bu efendiler sohbetleriyle zaman içinde, ısındıra ısındıra bu meseleleri anlatıp yaşatacaklar. Huzursuzluğumuzun, sıkıntımızın kaynağı budur. Dinden uzaklaştığımız için sıkılıyoruz. Milletçe huzurlu değiliz, manevi bir boşluk içindeyiz, bir doyumsuzluk içerisindeyiz. Allah’a (cc) inanmak, Resulü (sav)’nün izinden gitmek, onu sevmek gerekir.

Nasıl ki insanlar ekmek yemeden, su içmeden yaşayamazlar ise toplumlar da dinsiz ayakta duramazlar, yaşayamazlar. Büyük sıkıntılara ve bunalımlara girerler. Batı bugün zengindir. Maddesini ihya etmiş ancak manasını ihmal ettiği için mustariptir, huzursuzdur. Gençleri uyuşturucu ve alkolün pençesindedir. Bizim milletçe yapacağımız şey madde ve manasıyla bu hayatı yaşamaktır. Hem yüksek teknolojiye ulaşmak için onu geliştireceğiz hem de huzurlu olabilmek için dini yaşayacağız. Allah’a (cc) teslimiyeti, o muhabbeti bulduğumuz zaman inanın daha bu âlemde cenneti peşinen yaşarız. Kendi kültürümüzü geliştirmemiz lazım, kendi teknolojimizi kurmamız lazım. Biz inanmış bir milletiz. Bizim insanımızın sarhoşu bile Allah (cc) diye nara atar. Öyleyse insanları bu kadar irdelemeyelim, horlamayalım. Bu insanlar bir bataklığa düşmüşlerse biz de onlara bir tekme vurmayalım. Sevgi, bağışlama, hoşgörüyle onların elinden tutup İslam adına kazanmaya gayret edelim. 

Bu hepimizin görevidir. Sevmediğiniz bir insanın ateşe düştüğünü düşünün. Sevmeseniz de insan diye onu ateşten kurtarmaya çalışırsınız, değil mi? Onu ateşten çıkarmaya imkânınız varsa bırak orada kalsın demezsiniz, onu ateşten çıkarırsınız. İşte, kardeşlerimiz dinden uzaklaştığı zaman ateşe düşüyorlar, bu âlemde ateş düşüyorlar; yani sıkıntılara, streslere, bunalımlara giriyorlar. Bunun cehennem azabından farkı var mı kardeşlerim? Hayatınızda böyle sıkıntılı anlarınız olmadı mı, olmuyor mu? Ölümü o anda ekmek gibi, su gibi istiyorsun ama eline geçmiyor. İşte o sıkıntıyı, o stresi işte cehennemi burada görüyorum. Böyle insanları tahkir etmek yerine sevgiyle kazanmak lazım. Peygamber (sav) Efendi’mizin metodunda sevgi hâkimdir. Biz ne yapıyoruz, herkese tepeden bakıyoruz, herkesi irdeliyoruz, herkesi horluyoruz. Bu yanlıştır.

Cenab-ı Peygamber (sav) Efendimiz kadar hiç kimse âlim değildir, hiç kimse onun kadar arif değildir. Hiç kimse onun kadar Allah’ı (cc) da bilemez. Fakat hayatına baktığımızda çocukla çocuk olmuş, büyükle büyük olmuş. Kendi hayatına kasteden insanları bağışlayabiliyor. Biz ne yapıyoruz; bizim gibi Müslüman, tevhit inancı taşıyor, bizim gibi camiye gidiyor; bazı konularda, sosyal meselelerde bizim gibi düşünmüyor diye hemen karşı çıkıyoruz. Belki onlar haklıdır, biraz düşünceye saygılı olalım.

Gençliğe iman aşısı yapılmadığı zaman, gençlik inançlı olmadığı zaman alkole, uyuşturucuya daha çok düşecekler. O zaman onları tedavi etmek için daha çok hastaneler kurmak gerekecek. İnanç bütün bunlardan koruyan bir elbise gibidir. Dinsiz bir toplum olmaz. Dinsiz fertler vardır ama dinsiz toplumlar yoktur. Okuduğum bir yerde her “Japon’un evinde bir tane Buda heykeli var” diyor, her Japon’un vitrininde süs olarak Buda heykeli var. Japonya’da Budizm dini vardır. Semavi olmayan bir din ama adamlar çalışmışlar, ilerlemişler. Dindar olmak toplumlara bir şey kaybettirmez ama çok moral kazandırır. Okullarda din dersleri kaldırılmamalıdır. Bunu kaldırdığın zaman yerine başka batıl dinler gelecektir. İnsandan Tevhit dinini aldığın zaman onun yerini dolduracak birtakım inanç sistemini o insanlar dinselleştireceklerdir.

Zamanında Fransa’da “Allah’ a İnanmayanlar” diye bir cemiyet kurulmuş ve kısa zaman sonra bunun müntesipleri intihar etmek suretiyle o cemiyet son bulmuş. Dinsiz toplum olmaz.

Yorum bırakın