Bu gecelerde bizleri yalnız bırakmadığınız için sizlere teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. Hoş geldiniz diyorum hepinize. Bizi akılla onurlandıran, inanmanın, inancın, imanın manevi hazzını bize tattıran Yüce Allah’a (cc) hamd-u senalar olsun. Habibi, edibi Muhammed Mustafa (sav) efendimize salat ve selam olsun. Allah (cc) onun yolundan ve izinden bizleri ayırmasın. Onun yüce ahlakı ile bizi ahlaklandırsın, şereflendirsin kardeşlerim. Elbette burada konuşmacı kardeşimiz lazım olan her şeyi anlattı. Madem istediler biz de birkaç cümle söyleyelim.
Peygamber Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz’in şöyle bir hadisi şerifi vardır: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe kâmil mümin olamazsınız.” Demek ki cennete girmenin ilk şartı iman etmek, ama kâmil mü’min olmanın şartı da birbirimizi sevebilmektir. İşte bu noktada, bugünün insanı olarak üzgünüm zaaflarımız pek çoktur.
Kamil insan olmak nasıl olur arkadaşlar? Kamil insan olmak elbette ki uzun bir sohbet mevzuudur. Oraya girmeyelim. Ama bir birimizi sevmedikçe kâmil mü’min olamazsınız. Biz birbirimizi sevmeyi, bizim birbirimizi sevmekten alıkoyan engeller nedir? Kısaca birkaç cümle ile onlardan söz edelim.
Buna toplum olarak çok büyük zafiyet gösteriyoruz. “Birbirinizi sevmedikçe kâmil mümin olamazsınız”… Bir insanın kendi dışındakileri sevebilmesi için; kendi içindeki iç hesaplaşmasını yapmış olması gerekiyor. Kinden, kibirden, hasetten, kıskançlıktan, ucuptan, gururdan ve buna benzer sıfatlardan gönlünü boşaltmış olması gerekiyor. Çünkü bunlar bizim başka insanları sevmemize engel oluyorlar. Yolumuzu kapatıyor bunlar. Birbirinizi sevmedikçe kâmil mümin olamazsınız. Kendini bu baskılardan kurtarabilen insan ancak başkalarını sevebilecek olgunluğa ulaşıyor. Yani bu da demek ki, kâmil mü’min olmak, insanlarla bir şey paylaşabilmek, belli bir eğitim ve öğretim süzgecinden geçmeyi gerektiriyor.
Kardeşlerim kuru bir sözle, lafla insanları sevmek olmuyor. Sevginin temelinde hoşgörü, bağışlama yatıyor. Biz bugün toplum olarak gerçekten kurak bir mevsimin içerisindeyiz. Birbirimizden kopmuşuz. Şartlanmaların kıskacı altındayız. Bizim önümüzü tıkayan, sevmekte bizi zafiyete uğratan, yolumuzu tıkayan en büyük engellerden biri de bizim şartlanmalarımız oluyor. Şartlanmalarımız, üstüne basarak bunu da vurgulayarak, bu cümleyi tekrar beyan etmek istiyorum; ‘şartlanmalar’.
Şartlanmalardan Kurtulmak ve İç Aydınlanma
Niçin şartlanmışız? Mezhebe şartlanmışız, partiye şartlanmışız, tarikata şartlanmışız. Şartlanmışız, şartlanmışız, şartlanmışız… Tafsilata inip de içinizde bir takım birileri varsa, onları incitmeyelim mübarek gün. Bu şartlanmalar bizim yolumuzu tıkıyor, bizi bir birimize düşürüyor. Bu şartlanmalardan, bu kıskaçtan kurtulmanın yolu; “iç aydınlanma” ile olur. Diğer bir ifade ile bir başka şekliyle kültürle olur, çok okumakla olur. Üzgünüm bizim milletçe zaafımızdan biridir, okumuyoruz. Okumadığımız için çok dar bir grup, hizip adamı oluyoruz. Evrensel düşünemiyoruz. Çünkü evrensel düşünmek, geniş düşünmek geniş bir kültürü gerektiriyor.
Bu kültür ise “iç aydınlanmayı” gerektiriyor. İç aydınlanma… İç aydınlanmayı sufiler yüz yıllar boyu İslam tasavvufunda çok güzel örneklerini vermişlerdir. Yunus Emre bunlardan biridir. Yunus Emre çok okumuş, çok kültürlü bir insan değildir, değil mi? Ama iç aydınlanması olan biridir. Büyük bir sevgi çağlayanıdır. Öyleyse ne yapacağız? Bu şartlanmaların kıskacından kendimizi kurtarabilirsek bir birbirimizi daha çok seveceğiz ki hepimiz bu gün, gencimiz-yaşlımız, kadınımız-erkeğimiz, çocuğumuz hepimiz bugün bir yudum suya muhtaç olduğumuz gibi bir yudum sevgiye de muhtacız. Bir güler yüz, sıcaklıkla söylenen bir selam sözü bizi rahatlatıyor. Hepimiz bunun farkındayız. Ama nedense alıp veremediğimiz, paylaşamadığımız neyse, birbirimize bir selam vermeyi, bir gülümsemeyi dahi oluşturamıyoruz. Öyle değil mi arkadaşlar? Öyleyse gelin bu insanları bu şartlanmaların kıskacından kurtaralım. Hakikaten özgür düşünmeyi öğrenelim, hür düşünmeyi öğrenelim. Birbirimizi sevelim.
Ben dini hiçbir zaman ahireti kazanmak gibi anlatmadım. Bu dünya hayatında mutlu ve huzurlu olmanın yolu olarak gördüm Peygamberimiz’in(sav) reçetesini. Öyleyse gelin dinimize daha sıkı sıkıya sarılalım. Din deyince bugünkü toplumu yedi yüz sene evvelinin mantığı ile yaşatmaya kalkmayalım. Ne asr-ı saadeti bugüne getirebiliriz ne de bugünü asr-ı saadete götürebiliriz. Her devri kendi şartları içinde değerlendirelim. Bizim size âcizane burada ifade etmek istediğimiz işin; sosyal, siyasal, ekonomik boyutunu bir kenara bırakırsak bizi birbirimize düşüren en büyük etken bu şartlanmalardır. Şartlanmalar… Lütfen bu kıskaçtan kendimizi kurtaralım. Kıskaçtan kendimizi kurtarabilirsek alıp veremediğimiz bir şey yok karşıdakiyle.
Tasavvuf sevgi yoludur, gönül yoludur, hoşgörü yoludur, bağışlama yoludur. Biz bunları kavga meselesi yapıyorsak adımız ne olursa olsun, meselenin ruhundan uzaklaşmış durumdayız. Öyleyse biz bu kurak mevsimde bir nebze olsun şu insanları bir an olsun kendilerine getirelim, gülümsemeyi öğretelim. Arkadaşlarımızı, kendi etrafımızdaki insanları, tanıdıklarımızı, tanımadıklarımızı sevgi ile kucaklamayı öğrenelim. Ve hatırlıyorsanız böyle, bu insanca dergisinin bir davetlisi olarak Amasya’da bir konuşma yapmıştım. “Sizi evrensel sevgiye davet ediyorum” demiştim. “Sizi, sizin gibi olmayanları da sevmeye davet ediyorum” demiştim. Hatırlayacaksınız değil mi? İşte ben, kendi adıma bir iddiam falan yok ama bunu diyebilmek gerçekten büyük gönüllerin işidir. Çünkü bu insan kendini şartlanmaların kıskacından kurtarmıştır. Ve bu insanın içinde ‘iç aydınlanma’ vardır ki herkesi sevgi ile kucaklayabiliyor.
Sen komşuna ekşi bakıyorsun, arkadaşına ekşi bakıyorsun. Yani bir huzursuzluk içerisinde, bu çok kere bizden oluyor, bizden kaynaklanıyor. Şu şartlanmaları bir kenara bırakalım, Yunus’un dediği gibi yaratılmışı Yaratan’dan ötürü sevebilelim. Hatırlayacaksınız, Tokat’ta Kültür Sarayında bir konuşmam olmuştu; “Siz nasıl olaya bakıyorsanız bakın” demiştim, “Ben hepinizi aynı firmanın ürünü olarak görürüm” demiştim, hatırlıyor musunuz? Aynı firmanın ürünü, “Hepinizin alnında aynı firmanın etiketini görüyorum” demiştim. Bunlar kesrete dönük gibi ise de, bunlar tamamen vahdet kokusu olan sözlerdir. Birliği idrak edebilmiş insanların sözleridir. İşte biz küçük hesapları bırakırsak, küçük şartlanmaları bırakırsak buralara doğru kanatlanırız. Bu güzel ahlaka, Peygamberimiz (sav)’in: “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” hadis-i şerifinde beyan ettiği şekilde o güzel ahlaka ulaşabiliriz.
Bize bizden olmasın, biz kendi düşüncelerimize, kendi davranışlarımıza set vurmayalım, önümüzü açalım. İnsanları sevelim. İnsanların en günahkârı dahi sevilmeye layıktır arkadaşlar, sevilmeye layıktır. Şu insanlar olmasın şurada, siz olmayın, burası ne ifade eder? Beni şu anda konuşturan sizlersiniz, sizler olmasanız ben burada nasıl konuşurum. Sizler gittiğiniz için Kâbe güzeldir. Siz gittiğiniz için Kâbe güzeldir. Siz gittiğiniz için Arafat Dağı güzeldir. Oraları şereflendiren, onurlandıran insandır insan!
“Aç gözün mir’at-ı Hak insandır,
Görünen insanda Rahmandır”
diyor İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri. İnsanı en yücelten, insana insanca değer veren gerçekten bu tasavvuf müessesesi olmuştur kardeşlerim. Bu tasavvuf müessesesine ekşi bakmayalım, itmeyelim, horlamayalım, aşağılamayalım. Mevlanaların, Yunusların nesli tükendi gibi topluma bakmayalım. Salihleri, arifleri, gönül adamlarını görmezlikten gelmeyelim. Bu insanlar bu halkın arasında vardır.
Sana şunu söyleyelim Ankaralı kardeşim! On defa Hacı Bayramı Veli Hazretlerinin kabrine gitmektense bir kere memleketinde bir gönül adamı varsa, onun yanına gitmek senin için karlıdır. Çünkü oralardan istifade etmek herkes için mümkün değildir, kolay değildir. Ve bugün de bu hizmeti yapan insanlar halkın arasında vardır. Yani, bunlar mazide kaldı gibi yanlış, hatalı düşüncelere saplanmayalım.
Burada Mevlana demişken, Mevlana’nın çok meşhur olan bir dörtlüğü vardır:
“Gel, ne olursan ol yine gel. Kafır, putperest, Mecusi olsan da gel. Bizim dergâhımız umutsuzluk dergahı değildir. Yüz kere tevbeni bozmuş olsan da yine gel.”
Evet Hz. Mevlana böyle seslenmiştir, doğrudur. Fakat aynı Mevlana şunu da seslenmiştir, şöyle de demiştir. On sene veya on beş yıl kadar önce “Mevlana ve Mesnevi gözüyle Hz Muhammed” diye bir kitapta okumuştum. Tavsiye ederim okuyun. Orada şöyle söylüyordu Mevlana; “Hz Muhammedin yolunun toprağının tozuyum. Kim bu sözden başka bir söz naklederse, söylerse ben o sözden bizarım, onu söyleyenden de bizarım.”
Hz. Mevlana Muhammed Mustafa’nın yolunun toprağının tozuyum derken Resulullah Efendimiz (sav)’e bu kadar büyük bir mahviyet, tevazu, sevgi, saygı dolu cümleleri kullanırken biz hiç bunu görmezlikten geliyoruz. Bu sözü, bu dörtlüğü sanki Mevlana söylememiş gibi.
Mevlana’yı Mevlana yapan, Yunus’u Yunus yapan, Hacı Bayramı Veli Hazretlerini Hacı Bayramı Veli yapan ve daha bunun gibi bildiğiniz, bütün bu gönül adamları, Peygamberimiz’in(sav) o manevi saltanatı önünde, o büyüklüğü önünde baş eğerek, gözyaşı dökerek, o kemal ve olgunluğa ulaşmışlardır arkadaşlar. Bu ince, bu hassas noktayı göz ardı etmeyelim. Hz. Mevlana’nın yolu Hz. Muhammed’in yolundan haşa ayrı bir yol değildir. Ve bütün bunlar; Hz. Mevlanalar, Yunus Emreler, Hacı Bayramı Veliler ve bunlar gibi kimi biliyorsanız -ki bunlar Anadolu’da yetişen erenlerin ünlülerindendir- bunlar Allah (cc) ve Resulullah’ne (sav) açılan bir kapıdır. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde ne buyuruyor arkadaşlar: “Ben ilim şehriyim, Ali kapısıdır.” İşte bugün bu arifler ve evliyalar, bu salihler Allah (cc) ve Resulullah’ne (sav) açılan bir kapıdır. Biz Allah (cc) ve Resulullah (sav) sevgisini bulmadan önce şu cürmü çok, hatası çok, şu günahı çok ittiğimiz, dışladığımız insanlar var ya!.. Önce onları seveceğiz. Çünkü bizi Allah (cc) sevgisine, Peygamber sevgisine ulaştıracak sevginin kapısı budur. Dışladığımız, küçümsediğimiz, hafife aldığımız insanları sevmeyi öğreneceğiz. İnsanları seveceksiniz. Hepinizin hoşgörüsüne sığınarak bir kısa dörtlüğüm var, onu okuyarak bitirmek isterim:
“Kuraklığa bakıp karamsar olma,
Umudunu kesme yarından
Sevenlerin nesli tükenmedi, tükenmez…”
Allah’a (cc) emanet olun…


Yorum bırakın