Kardeşlerim hepiniz hoş geldiniz. Cenabı Hak umduğunuza nail eylesin. Kardeşlerim tahmin ediyoruz içinizde çeşit çeşit beklentiler var, istekler var, hele hele yeni gelen kardeşlerimiz. Hepinizin içinde çeşit çeşit düğümler var. Bir tarihte bu Tokat’ın ilçelerinin birinde sohbet yapıyoruz, burada bir kardeşimiz şöyle bir ifade kullandı. Belki kendisi de buradadır şu anda bilemiyorum. Ben kilitli bir kilit gibiyim beni açacak bir anahtar lazım dedi. Orada biraz sohbet ettik. Bir hafta sonra bu kardeşimiz geldi buradan ders aldı. Hepinizin gönlünde öyle açılması gereken düğümler var. Ama bunların bir sohbette falan açılması mümkün değil kardeşlerim.

Belki sohbetimizin seyrini farklı yönde etkileyecek ama sohbete şuradan bir şeyler okutmakla başlamak istiyorum âcizane. Biraz gözlerimde kızarıklık var herhalde. Bu şiirleri dinlerken aşağıda etkilendim ağladım. Biz onları yaşayarak yazdık. Yani edebiyat olsun diye yazmadık. Bilerek duyarak yaşayarak yazdık kardeşlerim. Onlarda bizden bir parça vardır. Yani siz babasınız hep burada. Ana olmayı bilemezsiniz ama biz hem baba olmanın hem ana olmanın heyecanını ruhumuzda taşıyan bir insanız. Babayız işte bildiğiniz gibi fizik olarak babayız. Anayız hepinizi sevgi şefkat merhamet ile büyütüp geliştirmeye uğraşıyoruz. Biz hem babayız hem anayız. Ama siz bunu bilemezsiniz.

Tabi ağlamak istemiyorum şu cemaatin huzurunda aşağıda da ağlamak istemedim, çokta zorlandım ama elimde olan değil. Bu havada belki de çok şeyler anlatacaktım. Bir fetva ile sohbete girdim. Bakalım Mevla ne ihsan eyler ne konuşuruz.

Cenabı Hak’tan namütenahi şükürler olsun, hamdü senalar olsun bize imanı bahşetmiş. Bir beraat gecesi yaşadık, ramazan geliyor. Daha dikkatli olalım daha şuurlu olalım. Allah’a (cc) yakinimiz farklıdır ama hepimiz inanıyoruz Allah’a (cc) . Daha şuurlu ve daha dikkatli yaşayalım kardeşlerim. Siz, hiç biriniz çocuk değilsiniz. Hep yetişkin, aklı başında insanlarsınız. Ölüm kaçınılmazdır, öleceğiz bundan kurtuluş yok. Ahirete inanıyorsak tedarikli olalım. Bu içinde bulunduğumuz mübarek günleri de böyle bir sermaye elde etmek için fırsat bilelim. Gelecek yıllara ya çıkarız ya çıkamayız değil mi kardeşlerim. Şuurlu olalım, elimizden geldiği kadar taat, ibadet yapmaya gayret edelim. Davranışlarımızı kitaba ve sünnete uydurmaya çalışalım. Gücümüz yettiği kadar elimizden geldiği kadar bunları yapmaya gayret edelim. 

Benim şahsımda gördüğün hataları yahut bir müftü efendide yahut bir hoca efendide gördüğün hataları eline dolayıp İslam’dan yüz çevirme hakkına sahip değilsiniz. Sen benden daha iyi yaşa, müftü efendiden daha iyi yaşa. Herkes gücünün yettiği kadar yapmaya çalışıyor gayret ediyor. Biz de devamlı ötekinin-berikinin hatalarını araştırıp zamanı israf etmeyelim. Onlardan daha iyi, daha güzel Müslüman olmaya gayret edelim kardeşlerim.

Geçen sohbette -bilemiyorum yirmi gün evvel- burada Allah’ı (cc) bilme konusunda aklın yeterli olmayacağı gibi sözler etmiştim değil mi? Zannediyorum o tür bir sohbet olmuştu. Tabi biz bu konuda âcizane fikir çilesi de çekmiş insanız. Yani bu yol seyri sülukun getirdiği acıların, üzüntülerin, aşkının, şevkinin ötesinde bir fikir çilesi de; âcizane bunu riyasız şekilde söylüyorum, fikir çilesi de çekmiş bir insanız. Sen bu sohbetin zevkine varabilmen için hakikaten senin de bir parça fikir çilesi çekmiş olman gerekir.

O acıyı hissetmiş olman gerekir. Allah’ı (cc) bilmeye kafa kadar gönle de ihtiyaç var demiştim. Gerçekten gönle de ihtiyaç vardır. Eğer çıplak akılla Allah (cc) bilinseydi bütün filozoflar iman ehli olurdu. Hâlbuki pek çoğu inançsızdır. Biz tabi aklımızın yetmediği yerde Kur’an’a teslim olacağız, vahye teslim olacağız. Peygamberimizin izinden gideceğiz. Yani olayı böyle demagoji yapmadan, bir takım insanların yaptığı gibi İslam’ı haşa o küçücük aklımızla sorgulamaya kalkmadan Allah’ı (cc) ve Peygamberi (sav), Kur’an’ı o küçücük aklımızla sorgulamaya kalkmadan İslam’a teslim olmak durumundayız. Kur’an’a vahye teslim olmak durumundayız. Fakat hikmetleri sebepleri de araştırmakla yükümlüyüz. Yani İslam bizden boş bir teslimiyetçilik istemiyor. Bizi tefekküre davet ediyor.

Buraya öncelikle tasavvuf yoluna Allah’ı (cc) tanımak, Allah’ı (cc) bilmek için gelinir. Yani gaye budur. Bunun yolu da kişinin kendi nefsini tanımasından geçer Müslümanlar. “Nefsini bilen Rabbini bilir” buyuruyor Cenabı Peygamber (sav) efendimiz. Yani Allah’ı (cc) tanımanın yolu kişinin kendi nefsini tanımasından geçer. Yani tasavvuf yoluna öncelikle bu niyetle, bu şuurla gelinir. Yani buraları bir menfaat kapısı, şu-bu kapısı şeklinde düşünmemek gerekir. Yani buradan ders alıp kapıya çıkınca şöyle sorunum var böyle sıkıntım var gidemem defteri açmamak gerekir Müslümanlar. 

Önce Allah’ı tanımaya Allah’ı (cc) bilmeye ihtiyacımız var. Çünkü kâmil manada Allah’a ibadet edebilmek için Allah’ı tanımak, Allah’ı (cc) bilmek zarureti var kardeşlerim. İrfana ihtiyaç var. Yani bu insanımızın bunalımı, stresi, sıkıntısı şunu-bunu, bunun altında yatan şey inançsızlıktır. Manevi boşluktur. Manevi boşluk içinde insanımız işte kaptan kaba doluyor-boşalıyor, çırpınıyor. Biz bu manevi boşluktan kurtulduğumuz zaman huzuru bulacağız, sükûnu bulacağız, yaşantımız bir mana kazanacak. Ama bu manevi doyumu bulamadığımız için işte içinde bulunduğumuz boşluğu şununla bununla bilmem ney ile doldurmaya uğraşıyoruz.

Allah’a (cc) tam dönmek lazım. Samimi dönmek lazım. İhlasla dönmek lazım. Samimi olmak lazım samimi. Yani bu yollara böyle bir iş olsun filan gibi ben de gireyim mantığı ile değil şuurlu olarak girmek lazım. Ne yaptığını ne yapmadığını bilmek lazım kardeşlerim. Bu yolda göreceğimiz ufak tefek sıkıntılar, meşakkatler, acılar bizi yolumuzdan ve davamızdan döndürmemelidir. Hangi gönül adamı hangi büyük peygamber çile çekmemiştir. Hangi sahabe çile çekmemiştir. Hangi evliyaullah acı çekmemiştir. Biz böyle hiç ezilmeden bozulmadan maksadımıza ulaşmak istiyorsak bu da mümkün değildir, fıtrat kanununa da terstir arkadaşlar. Talip olduğun şeyin çilesine de, acısna da katlanacaksın. Neye geldiğimizi neye gittiğimizi iyice bilelim arkadaşlar.

Bir başka hususa âcizane değinmek istiyorum. Bizim şöyle bir kanaatimiz var. Toplum olarak yani bu salih kullar Allah’ın (cc) veli kulları eskiden varmış da şimdi sanki bugün bu hizmeti yapanların hepsi yalancıymış gibi bir mantık yürütülüyor. Bu yanlış arkadaşlar. Bu fevkalade yanlıştır. Yani bugün halkın arasında Allah’ın (cc) salih kulları kesin olarak vardır. Bunlardan şüpheniz olmasın, bunlar var. Ahmet’tir, Mehmet’tir Hasandır, Hüseyin’dir. Biz devamlı böyle geçmişi övüyoruz. Evet, onların da kıymetini bilelim ama sen biraz da şu halkın arasındaki salihleri tanımaya gayret eyle. Biraz da bu insanlara karşı –lütfen- hüsnü zan sahibi olalım. Yani bunlar eskiden varmış da şimdi yok muymuş? Bugün de var, bugünde bu hizmetler yapılıyor. Biz devamlı filanı söylüyoruz, falanı söylüyoruz. Dediğin insanlar gelsin bugün şu farklı kültürlerin şu dünyanın küçüldüğü, dünyanın senin yatak odana girdiği, koca dünyanın senin salonuna girdiği şu ortamda şu hizmeti yapsın da görelim nasıl yapılıyormuş. Lütfen bu konularda biraz daha iyi niyetli olalım biraz daha hüsnü zan sahibi olalım. Ben kendi adıma bu konuda zaman zaman hakikatten mustarip oluyorum, üzülüyorum. 

Hep böyle bir zan altındayız. Acaba bu sahtekâr mı? Önce şunu söyleyeyim. Sahtekar değilim. Bu cemaatin huzurunda şu kameranın karşısında, herhalde mesuliyetli bir laf. Söylemek kolay bir şey değil. Değil mi? Bu lafı söylemek kolay bir şey değil. Sahtekâr değilim. Ötekiler de bizim gibiydi. Ötekilerin de hataları vardı, kusurları vardı, ötekiler de eleştiriliyordu. Yani onlar şimdi gözünün önünden gittiği için bir-iki menkıbesini anlatıyorsun. Bu bir şey değil kardeşim. Bak şu kadar adam buraya karda-kışta yol parası verip geliyor. Bu adamlar buradan bir şey almasa, tatmasa, bir koku almasa gelmez ya! Lütfen biraz hayatta olan insanlara da böyle saygılı olalım, biraz da bunlara değer verelim, biraz da bunlara hep sahtekâr gözü ile bakmayalım. Hep davamız bu. Zan altında yaşıyoruz. Zan altında yaşıyoruz.

Ben şimdi buraya inmeden yukarıda dua ediyorum. Ya Rabbi diyorum eğer şu insanların yanına ineceğim. Senin rızan için. Sen her şeyi biliyorsun, benim gönlümü de biliyorsun. Ya Rabbi diyorum, hakikatten ben bu adamları istismar etmek istiyorsam bu adamları kısa zamanda kurtar, bana hidayet et. Ya Rabbi diyorum, yok, eğer gerçekten senin rızan için ben bu insanlara hizmet etmeye uğraşıyorsam benim de maneviyatımı, gücümü, kuvvetimi bu insanların arasında tahammülümü arttır, Ya Rabbi diyorum. 

Yani lütfen hayatta olan bu insanlara karşı biraz daha saygılı olalım, biraz bunlara karşı hüsnü zan sahibi olalım.

Benim yanıma gelip şeyh efendini öveceksen yahut yüz sene yaşamış bir efendiyi öveceksen ben onları senden daha iyi biliyorum gardaş! Senden de daha fazla seviyorum. Bundan hiç şüphen olmasın. Sen evde onları kendin oku çoluk çocuğuna anlat. Benim yanıma geldiğin zaman bak bu bir salih kişidir, bu Allah’a (cc) gönül vermiş bir insandır, gideyim orada dilimi tutayım iki çift laf söylerse dinleyim istifade edeyim mantığı ile gel. Lütfen bana kitaplarda okuduğun ötekini-berikini anlatmaya, menkıbe söylemeye gelmeyin rahatsız oluyoruz. Bak ben mustaribim rahatsızım, hastayım konuşamıyorum da aslında. Evde çocuklarımla konuşmuyorum sizinle konuşuyorum. Burada çok şeyler söyledim, size bir ömür yetecek nice cümleler söyledim ama anlayışlı davranılmıyor.

Sohbetime ağlayarak başlarken hem anneyim hem babayım dedim bu büyük bir laftır anlayana. Babayım erkeğim, anneyim bu kadar insanı bakın emziriyoruz dedim. Devamlı böyle zan altında yaşıyoruz kardeşim ya! Bizim böyle kimseden istediğimiz, beklediğimiz hiçbir şey yok ki. Hiçbir şey yok yani. Benim için ölüm bile, kendi adıma konuşuyorum, yaşamak ile ölmek arasında zerre kadar fark yoktur arkadaşlarım zerre kadar. Hatta ölüm çok daha kolay geliyor. Görevden kaçmak gibi bir şey yani. 

Geliyorlar yok şöyle yapmış Şeyh Edebali böyle yapmış, Şeyh Edebali’nin yaptığı dönemlerde milletin okuryazarlığı yok. Şeriat devleti kurulmuş Osmanlı’da, zaten baskı ile namaz kıldırıyorlar değil mi? Bugün biz burada dolduruyoruz öbür tarafa gidip boşalıyorlar. Bizim buradan ders alıp da kopmuş nice arkadaşımız var. Gidin sorun bakalım vicdanen desinler ki Hacı Ahmet’te maneviyat yoktur. Hepsi de vardır diyor. Büyük adamdır diyor, affedersin zarttır-zurttur diyor ama iki gün sonra usanıyor işte.

Tekrar tekrar aynı şeyi söylemek de olmuyor. Bakın bir tarafta 80 yaşında ihtiyar, bir tarafta 20 yaşında delikanlı. Hadi bu farklı kültürün insanlarına konuş anlat. Lütfen hayatta olan insanların da biraz kıymetini bilelim. Bu insanlara biraz daha saygılı olalım. Hüznü zan sahibi olalım. O dediğiniz insanlara da yaşadığı dönemlerde yalancı deniliyordu, onlarla da alay ediliyordu, onlara da bilmem ne deniliyordu. Ölüp gittikten sonra işte bir iki menkıbesi dilde kalıyor. 

Lütfen böyle yerlere ziyarete gittiğimiz zaman dilimizi tutalım, sükunetle dinleyelim, işimize geliyorsa alırız, işimize gelmiyorsa almayız. Yani bunları bir tasdik mecburiyetimiz yoktur değil mi? Dinlersin, bu adamların yanına gittiğinde gönlünde bir rahatlama oluyorsa, bir huzur oluyorsa, bir hafiflik bir ferahlık geliyorsa bu Allah’ın (cc) salih kuludur. Yani bunu bilmem için fazla öyle kitaplar şunlar bunlar kurcalamaya gerek yoktur Müslümanlar. Bu insanların yanına gittiğinizde bir hafiflik gelir bir ferahlık gelir, bir rahat, huzur gelir içinize. Ona karşı elinizde olmayan bir saygı duyarsınız. Devamlı –âcizane- özel sohbet isteyen insanlar, biz bundan yoruluyoruz kolay değil. Bak burada birkaç yüz kişi dinliyor bizi, orada bir kişi benim şahsıma özel sohbet yapsın istiyor. E yoruluyoruz hangi birine özel sohbet yapalım. Yani tasavvuf uzun-geniş bir yolculuk, tadan bilir tatmayan bir şey anlayamaz. Nasibi olan tadar, nasibi olan anlar.

Benim tarikat diye de hiçbir davam gayem yoktur. Israrla söylüyorum ben tarikatçı değilim! Allah (cc) ve Resulüne (sav) gönül vermişim. Şurada ne kadar Müslüman var onların hepsinin de Allah (cc) ile arasında yol vardır, yolculuk vardır zaten. Tarikat sadece dört tane tarikat değildir. Allah’ın (cc) ne kadar şu gök kubbenin altında kulu varsa o kadar da tarikat vardır. Lütfen böyle tarikatçılık falan böyle tarikatçılık oynamayı da bırakın. Bunlar iş değil ya, bunlar basit şeyler!

Yani Allah (cc) ve Resulüne (sav) gönül vermek lazım. İnsanları sevmek lazım. Allah’ın (sav) mahlukunu sevmek lazım. Elimizden geldiği kadar insanlara iyilik yapmak lazım. İnsanların eziyetlerine katlanmak sabırlı ve tahammüllü olmak lazım. Sizin tarikat bizim tarikat, adam olmadıktan sonra Mekke’ye ister gemi ile git ister uçak ile git. Adam olmadıktan sonra sen hiç fark etmez ki. Gemi ile de gidiyorlar Mekke’ye karayolu ile de gidiyorlar, uçak ile de gidiyorlar. Seninki de bu, sen adam olmadıktan sonra ne ile gidersen git. Önemli olan adam olmak adam! Bizim bildiğimiz şu tarikatların hepsini büyük insanlar kurmuştur. Büyük insanlar çalışmıştır, yetişmiştir.

Bunlar çok basit meseleler. İnanın hep bunlar ile geliyorsunuz yani. Hep bize sorulan bunlar. Bıktık gına geldi artık bu tür şeylerden. Ben tarikatçı değilim! Allah (cc) ve Resulünün (SAV9 şu gök kubbe altında herkesten çok seviyorum. Nefsimden fazla seviyorum. Evladımdan fazla seviyorum. Ben tarikatçı değilim!

Yorum bırakın