Telkinleri iyi anlamak lazım. Böyle bir mecliste bulunmak güzel bir şey ama asıl verilen mesajı anlayabilmek daha önemlidir. Verilen bir şeyin zevkine varabilmek daha önemlidir. 

Bir tarihte “senelerdir sohbet yapıyoruz ama sanki tasavvuf adına hiçbir şey konuşmamışım, hiçbir sohbet yapmamışım, bir şey anlatmamışım gibi kafamda, gönlümde mevzular duruyor” demiştim. Yine şu anda aynı şeyleri hissediyorum. Sanki senelerdir o konuşan insan ben değilim.

Söyleyecek, anlatacak o kadar çok meseleler var ki, ama önemine binaen bazı konuları tekrar etmek zarureti hâsıl oluyor. Tasavvufu, “kişilerin gönül yoluyla çokluk âleminden vahdet/birlik âlemine doğru yaptıkları/yapacakları bir yolculuktur” şeklinde ifade etmiştik. Kesret/çokluk âleminden vahdet/teklik âlemine gönül yoluyla yapacakları bir yolculuk, tasavvufun özü budur yani.

Peki, biz sohbetlerde buna ağırlık verebiliyor muyuz? Maalesef veremiyoruz. Toplum olarak öyle problemlerimiz var, öyle sosyal çalkantılarımız, sıkıntılarımız var ki bütün bunlardan etkilenmemek mümkün değil. İnsanımızın kafasında, gönlünde böyle bir takım sosyal sıkıntılar var iken biz bu düğümleri çözmeden, bu meselelere parmak atmadan kişiyi vahdet âleminde ilerletmek mümkün olmuyor arkadaşlar.

Yani bizim asli görevimiz sizi tevhit/vahdet âleminde ilerletmek olmasına rağmen sohbetlerimiz genelde sosyal ağırlıklı oluyor. Çünkü buna ihtiyaç var, bu bir zarurettir. Şimdi güçlü iletişim araçları var, televizyonlar, gazeteler var; Türkiye’nin öbür ucundaki hadiseden bugün burada haberdar oluyoruz. İlgimizi çekiyor olaylar. İster istemez zaman zaman burada bu meselelere yorum getirmek durumundayız. Düğümleri çözmek durumundayız kardeşlerim.

Tasavvuf sohbetlerimize başladığımızdan bu yana öğretimizin esası şudur: “Kavga değil sevgi, kavga değil barış”. Senelerdir bizi dinleyenler bunun böyle olduğunu bilmiştir, öğrenmiştir. Devamlı kavgayı değil barışı öğrettik arkadaşlara, telkin ettik. Tansiyonu düşürdük, insanımızı, kardeşlerimizi itidale teşvik ettik. Şu Türkiye’nin topraklarında Alevi’si ile Sünni’si ile sağcısıyla solcusuyla kardeşçe, birbirimizi anlayarak, birbirimizin varlığına tahammül ederek yaşamanın zaruretini ısrarla, senelerce anlattım.

Belki sohbetlerde değişiklik arz eder ama benim anlatmak istediklerimde ana fikir budur. En son kadir gecesinde de buna temas ettim. Benim için Türkiye’nin milli menfaatleri önemlidir dedim, değil mi? Bunların hepsi bizim insanımızdır. Şu partisiyle, bu partisiyle Alevi’siyle, Sünni’siyle, Türk’üyle, Kürt’üyle, sosyal demokratıyla, şeriatçısıyla, laiki ile anti laiki ile bu kavgaları bırakın dedim, değil mi?

Şimdi bu son gelişmeler -İstanbul’da olan hadiseler zaman zaman böyle patlak veriyor- bizim bu reçetemizin doğruluğunu iki kere iki dört gibi ortaya koydu mu arkadaşlar? İki kere iki dörttür. Buna kimse beş diyemez üç de diyemez. İşte bizim bu sohbetlerimizin gerçekliğini, meseleleri doğru teşhis ettiğimizin delili olur mu şu sıkıntılar?

Bütün bu hadiselerden elbette üzüntü duyduk ve duyuyoruz. Zaman zaman bu sohbetlerde benim de hırçınlaştığım, sert konuştuğum olmuştur. Beni hırçınlaşmaya ve sert konuşmaya iten faktörlerin başında işte o kavgacı insanların “sen de bizim safımıza gel, bizimle kavga et” demeleri olmuştur. Öyle olmadı mı? Hırçınlığımın altında yatan budur. Hayır, ben sizin safınıza girip ötekilerle kavga etmem, onlar da bizim insanımızdır, onlar da bizim kardeşimizdir ben hep bunu demişim senelerdir. Bu topraklar hepimizindir. Bu milli gelir hepimizindir. Birbirimizi bağışlayarak, hoş görerek, müsamaha göstererek yaşamayı öğrenmek mecburiyetindeyiz.

Senelerdir bunu söylemiştim şimdi bugün televizyonlarda bakıyorsunuz şeriatçısı ile sosyal demokratı bir araya geliyorlar bu mesajı vermek istiyorlar. Bilhassa bu beş-on gündür bunu daha yakinen gördünüz, değil mi kardeşlerim? En yetkili ağızlardan çıkıyorlar ne diyorlar: Alevi de Sünni de bizim insanımızdır. 

Dün televizyonda siyaset meydanında Alevilerin ileri gelenlerinden Prof. İzzettin Doğan çıktı dedi ki: bizim Allah’ımız (cc) beraber, Kur’an’ımız beraber, Peygamberimiz beraber. Ben bir sene evvel burada aynı şeyi söylediğim zaman bir takım Müslümanların karnı ağrıdı belki, yüzüme bir şey diyemediler, Zaman zaman bu cemaatimizden kopan insanlar oldu. Bu bizim partiye çalışmıyor. Evet, ben partiye hiçbir zaman çalışmadım. Ben azınlığın adamı değilim, çoğunluğun adamıyım ve bizden değildir demeyi değil bizdendir demeyi öğretmek istiyorum. Senelerdir bizden değildir bizden değildir diye diye bu memleketin insanı işte bu hale getirildi.

Bir anda on iki kişinin ölümü bu işi hazırlamadı. Senelerin birikimi bunu hazırladı. Türkiye -bunu üzülerek beyan edeyim- sosyal patlamalara ve sıkıntılara maalesef gebedir kardeşlerim. Bunun müsebbibi kimdir? Bunun müsebbibi bizdendir demeyi öğütlemek yerine bizden değildir bizden değildir demektir. Senelerdir bunu diyen insanlar bu zemini hazırladı. Bunu öğretiyorlar. Biz de senelerdir bizdendir bizdendir demeyi öğretiyoruz. Zaman zaman sohbetlerde beyan ettim. Cenabı Hak buyuruyor ki inananlar kardeştir – innemel müminune ihvetun- inanmanın ölçüsü ortadadır işte: La ilahe illallah diyen bizdendir.

Biz illa büyütmek istiyoruz sen illa küçültmek, gücümüzü kırmak istiyorsun. Biz illa “Türkiye’nin insanı bizimdir” i öğretmek istiyoruz, sen illa bu bizden değildir, şu bizden değildir, partiye çalışmayan bizden değildir, şalvar giymeyen bizden değildir, cübbe giymeyen bizden değildir, tarikata girmeyen bizden değildir diye diye büyük olan bütünü devamlı küçültmeye uğraşıyorsun. Kendi gücünü kırmaya uğraşıyorsun ve insanları tahrik ediyorsun, tahkir ediyorsun, kavga zemini hazırlıyorsun. Ben hep bizdendir bizdendir dedim senelerdir.

Bu demokrasinin gereğidir, bu dinin de gereğidir. Biz bu görüşü, bu telkini dinden aldık. Allah (cc) sevgisinden, peygamber sevgisinden aldık bu telkini. Neticede onlar da bizim dediğimiz çizgiye geldiler bak. Bu memleketin evladını sen sağcısın sen solcusun diye hep kırdırdılar. Bizim insanımızdır bu gençler. Ölene yazık, öldürene yazık oldu demedim mi geçen Zile’de? Solcular bizim insanımızdır dedim, bırakın bu kavgayı, bir araya gelin, diyalog kurun her şey halledilecektir.

Türkiye’de bugün %25 oy alan bilmem kaç milyon sosyal demokrat zihniyetli insan vardır. Sen bunları görmezlikten gelemezsin ki. Bunların varlığı bir gerçektir, bir vakadır. Öyleyse bu adamlarla kavga yerine diyaloğu seçeceksin. Sen ne istiyorsun, ben ne istiyorum bir konuşalım, dertleşelim. Türkiye sana da yeter bana da yeter. Bu ineğin memesi seni de doyurur beni de doyurur. Bunu yapmak mecburiyetindeyiz. Biz senelerdir bunu yapamadık. Çok renklilik olacaktır, çok seslilik olacaktır buna tahammülü öğrenmek mecburiyetindeyiz. Sosyal gerçekleri görmek mecburiyetindeyiz. Sana soruyorum efendi kardeşim senin için en güzel renk hangisidir? Sen en çok hangi rengi seversin?

-Yeşil.

Yeşili en çok seversin. Sen en çok hangi rengi seversin?

-Kahverengi

Sen hangisini?

-Mavi.

Sen hangisini?

-Beyaz.

Sen?

-Kahverengi.

Beş, altı, yedi kişiye sordum. Aynı kültürün insanı bunlar hemen hemen. Aynı inancı paylaşan değil mi? Şimdi şurada altı yedi kişiye sordum hiç biri ötekiyle tutmadı değil mi? Sorsam bu çoğalacaktır demek ki insan fıtratının gereğidir bu.

Sen diyemezsin ki illa hepimiz yeşili seveceğiz. Bu yanlıştır. Tek tip düşünce, tek tip insan modeli, tek tip insan anlayışı bu insan gerçeğine terstir. Sen şimdi bu adama niye kahverengiyi seviyorsun diyebilir misin? Hayır. Mizacı meşrebi, öyle seviyor, bunun için en güzel renk kahverengidir. Öteki için siyahtır, beriki için beyazdır. Demek ki insanlar aynı kültürü, aynı inancı, aynı davayı şurada paylaşıyorlar ama zevkler ve renkler değişiyor. 

Öyleyse birbirimize anlayışlı olmak mecburiyetindeyiz. Bugün Türkiye’de Kadiri, Nakşi’yi irdeliyor Nakşi de Kadiri’yi. Senelerdir bu konuları işledim. Bu yanlıştır kardeşim. Bu aynı sen niye yeşili sevmiyorsun, sen niye kahverengiyi sevmiyorsun kadar saçmadır. Çünkü onun mizacı ona yakındır, bunun mizacı da buna yakındır. Yani bu çok renklilik ve çok seslilik içerisinde uyum içerinde yaşamayı öğreneceğiz. Alevi’si, Sünni’si, demokratı, anti demokratı, şeriatçısı her ne ise ne kadar farklı düşünce varsa bu vatan hepimizin bu Türkiye hepimizin ve biz birbirimiz ile bütünleştiğimiz zaman bunun hepimize faydası var.

Biz birbirimizi küçülttüğümüz zaman vatan olarak da, millet olarak da, fertler olarak da zararımız var, öyle değil mi? Zaten bir taraf dış güçler devamlı bizi böyle tahrik edip birbirimize düşürüp küçültmek istemiyorlar mı? Demek ki bu anlattığımız sosyal reçete uygundur, geçerlidir yani bugün iki kere iki dört gibi ortaya çıkmıştır, yani zarurettir. Oradan bir kardeşimiz Zileli bir kardeşimiz diyor ki geçenlerde: bu Aleviler de bizim kardeşimizdir bunlar da bu memleketin insanıdır, bunlarla müştereklerimiz var gibi sohbetler yapmışım. Bizim orada yakınlarda Alevi bir esnaf vardı diyor, gittiğim zaman o bana dik dik bakıyordu ben ona dik dik bakıyordum, sizin bu sohbetiniz beni o Alevi’ye karşı tavrımı değiştirdi yakınlaştım o da bana çok yakınlaştı diyor. Yani ne olacak kavga edince kârımız nedir arkadaşlar? Lütfen biraz hoşgörüyü öğrenelim, lütfen meselelere biraz tepeden bakmayı öğrenelim, lütfen bu kavgayı bırakalım. Buna milletçe muhtacız. Çünkü bizim vatanımız tehlikeye girdiği zaman Allah (cc) korusun bize ne namaz kıldırırlar, ne oruç tuttururlar, ne zikir yaptırırlar değil mi?

Bizim için önce Türkiye’nin menfaatleri vardır. Türkiye önemlidir, vatan önemlidir. Bu vatanın menfaati için -bizim kendi menfaatimiz için bir yerde- bu öğretiye kulak vermek mecburiyetindeyiz. Kavgayı bırakmak mecburiyetindeyiz, birbirimizi kucaklamak mecburiyetindeyiz, birbirimizin hak ve hukukuna saygı göstermek mecburiyetindeyiz. Herkes herkesi sevemez. Aynı olgunluk, aynı tolerans, sevgi herkeste bulunamaz ama mademki bu memleketin insanıyız, birbirimizin hak ve hukukuna tecavüz etmeden, birbirimize saygı göstererek burada insan gibi yaşamayı öğrenmek mecburiyetindeyiz.

Tek tip insan modeli özleyenler hiç boşa yorulmasınlar, bu olmaz, tek tip insan modeli olmaz. İnsanlarımızı sadece cübbenin, şalvarın, sarığın altına sokmak istiyorsak ve imandan anladığımız buysa, tutmaz bu reçete bugün. Bunu iyice öğrenmek mecburiyetindeyiz. Birbirimizi anlamak mecburiyetindeyiz. Varlığımızın devamı buna bağlıdır kardeşlerim. Bu bir zarurettir.

Sözün burasını noktalamak istiyorum. Bizim meselleri işte hadiseler ortaya çıkardı. Yani bu adamlar dört gün önce, iki sene önce biraya gelebilselerdi, bu diyaloğun yolunu o zaman açabilselerdi, Türkiye’de siyasi tansiyon bu kadar yükselmeyecekti. İşte bu olgunluğu gösteremediler. Bu olgunluğu gösteremedikleri için insanlarımızı devamlı kamplara böldüler, kavgayı tahrik ettiler, siyasi tansiyonu yükselttiler. Yazık oldu nice insanlarımız helak oldu, nice insanlarımız canından oldu, nice insanlarımız malından oldu, nice insanımız ezildi. 

Bayram günü aşağıda sohbet ederken; bu cemaatler, tarikatlar birinci derecede Aleyhissalatu Vesselam Efendimizi ön plana çıkarmalıdır dedim. Biz devamlı tarikatı ve tarikatın pirlerini ortaya çıkarırsak bu da kavgaya çağrıştırmaktadır. Evet, hazreti piri çok seviyorum elbette. Hz. Pir Abdulkadir Geylani Hazretlerinin ben hayatını okudum, diğer yüzlerce evliyaullahın hayatım okudum, hepsi de başımın tacıdır. Hepsini de seviyorum ama onların içinde inanın Abdulkadir Geylani Hazretlerinin çok daha değişik yeri vardır. Ama dikkat ediyorsanız senelerdir burada sohbetlerimde Abdulkadir Geylani, Kadirilik demedim. Devamlı Allah’ın Resulü Allah’ın Resulü (sav) dedim, öyle değil mi? Çünkü Allah’ın Resulü (sav) hepimizindir. Tarikatta olan veya olmayan hepimizindir. Ama Kadirilik bu bütünden bir parçadır, bu bütünün içinden bir cüzdür. Evet, Abdulkadir Geylani Hazretlerini seviyorum ama Aleyhisselatu Vesselam Efendimizi daha çok seviyorum. O da O’nun bereketiyle Abdulkadir Geylani Hazretleri olmuş zaten. Öyleyse bu kavgayı tahrik etmemek lazım, devamlı bu tarikatları ön plana çıkarmamak lazım.

Siz biz yok biz var bütün var. Kadirisi ile Nakşisi ile sağcısı ile solcusu ile Anadolu insanı var. Yarın Allah (cc) vermesin bir harp baş gösterse, bir harp zuhur etse o laik olan, anti laik olan, Alevi olan, Sünni olan, ülkücü olan, şeriatçı olan hepimiz aynı cepheye gidip harp edecek miyiz bu vatan için, edeceğiz. Bu vatan hepimizin. Öyleyse bu kavgayı bugün bırakalım. İnsanlarımızı sevmeyi öğrenelim lütfen. Bağışlamayı öğrenelim.

Bu öğretinin altında -biz bunu sosyal yönüyle arılatıyoruz amma- işin arkasında, perdenin öbür tarafında da tevhide taalluk eden bir yönü vardır bu sözlerimin. Meseleyi biz belki sadece sosyal yönüyle izah ediyoruz ama bu sözün arkasında tevhit yatar aslında. Tevhit düşüncesi yatar. Yani en basit ifadesiyle en sade ifadesiyle Yunus’un dediği gibi “Yaratılanı severiz Yaratandan ötürü” ifadesi var, bu sadedir ama büyük bir sözdür. İşte sevgi, hoşgörü, bağışlama derken bunun altında tevhit düşüncesi de yatar. Çünkü Cenabı Hakkın varlığı Vahdet âleminin dalgalanması, bütün bu renkleri, şekilleri, farklı düşünceleri meydana getirir. Siz bu olanları hep Ahmet’ten Mehmet’ten biliyorsunuz. Burada Kadir-i Mutlak’ın tecellileri var, vahdet denizinin dalgalanmasının neticesidir bütün bu farklı düşünceler farklı oluşumlar.

Öyleyse meseleye tevhit gözüyle bakabildiğimiz zaman bunların karşısında alınacak büyük dersler vardır. İşte o zaman karşımıza hoşgörü çıkıyor, bağışlama çıkıyor, kardeşçe yaşama çıkıyor kardeşlerim. Ramazanın içerisinde yaptığım sohbet burada daha iyi anlaşılıyor. Tevhidin kapısı aralanıyor. Biz olayları Hak’tan bilelim, bu bizi gerçek tevhide götürecek, olayları hadisatı hep halktan bilirsek bizi şirki hafiye düşürür gibi laflar etmiştim. Bizim bu hoşgörü, bağışlama, müsamaha dediğimiz şeyin arkasında yatan yine tevhittir.

Tekke eğitimi, tasavvuf eğitimi başladığından günümüze kadar tarih içerinde şöyle bir seyrine bakın, mürşit dediğimiz insanlar iki türlü hizmet yapmışlardır.

1. İstidatlı olan insanları ruhsal bir eğitimle ilerletir, cüzi külle ulaştırır, ruhsal eğitimi sağlar, yani seyri sülük yaptırır.

2. Sosyal yönüyle ele aldığımız zaman mürşidi kamil dediğimiz insanlar halk kitlelerine İslam’ı sevdirirler. İslam’ın propagandasını yaparlar. Allah (cc) ve Resulünü(sav) sevdirirler. Allah (cc) ve Resulünün (sav) propagandasını yaparlar. Büyük halk kitleleri, büyük kalabalık insanların içini İslam’a ısındırırlar. Allah (cc) ve Resulünü (sav) ısındırırlar. Yapılan şey budur tekkede.

İşte günümüzde bir takım insanlar bu idrake, tevhidin bu zenginliğine, bu yüce güce ulaşamayıp kafasına sarık sarmış, sırtına da cübbe giymiş de olsa hala meselelere parti ve tarikat gözüyle bakıp tahrik edici konuşmalar yapıyorsa bunların adı şeyhtir ama kendileri mürşit olmaktan çok uzak insanlardır. Bunların şeyhliği kılığıyla, kıyafetiyle, kisvesiyledir, gönlü ile değildir.

Mürşid-i Kâmil tüm insanları sevgi ile kucaklayabilen, tüm insanlara şu bu ayırımı yapmadan Allah (cc) ve Resulünü (sav) sevdirme mücadelesi veren insandır. Bir Mevlana’ya bakın böyledir, bir Hacı Bayram Veli’ye bakın böyledir, bir Abdulkadir Geylani’ye bakın böyledir, bir Yunus’a bakın böyledir, bir İbrahim Hakkı Hazretlerine bakın böyledir, bir Niyazi Mısri’ye bakın böyledir. Bu idrake, bu zenginliğe ulaşamayan insanlar, dışı ne olursa olsun tahrik, tatbikat adamıdır, basit adamdır bunlar. Siz bunların kılığına, kıyafetine itibar etmeyin. Devamlı tahrik ediyor Müslümanları, birbirine düşürmeye uğraşıyor. Devamlı sen-ben, siz- biz kavgası içine itiyor insanları, bu durum kâmil mürşit ile bağdaşmaz kardeşlerim.

Bunun bana getireceği mesuliyeti bilerek konuşuyorum. Mürşitler işte bu buzları eriten, insanları birbirine sevdiren, kavgayı bıraktıran, hakikaten insanları Allah (cc) ve Resulüne (sav) doğru yönlendirebilen insanlardır. Senelerdir bizim sıkıntımız bu uğurda olmuştur. Hep bizi bu kavga ortamının içine çekmişlerdir. 

Bizden-sizden… Bizdeni sizdeni yok bütün var, tüm var, Anadolu insanı var. Bu sosyal olaylardan etkileniyor insanımız, ister istemez biz de etkileniyoruz, böyle vahdet boyutlu meseleleri sohbetleri pek anlatamıyoruz. Çünkü insanımız bu sosyal meselelerden etkileniyor. Kafasında bunlar var iken kardeşlerimiz, insanımız bunların tesiri altında iken, sen onları görme gel biz vahdet âlemine gidelim diyemiyorum. Yani bizim burada yaptığımız hizmet daha çok İslam’ı sevdirme metoduna dayalı. Allah (cc) ve Resulünü (sav) sevdirme metoduna dayalı. Kafalarımız gönüllerimiz birileri ile dolu, biz o şartlanmış kafaların gönüllerin sevgilerini Allah (cc) ve Resulünü (sav) sevdirebilmek için oradan almaya kalktığımız zaman hopluyor rahatsız oluyor. Ya sabırlı ol biz onu oradan alalım, Sana Peygamberi sevdirelim. Bak Peygamberi sevdiğin zaman ufkun ne kadar açılacak. Dünya ne kadar genişleyecek. Sabırlı ol biraz. Ben senin şu gönlünden birilerini alayım. İşte buradan da ayaklar kayıyor. Anlaşılıyor mu sabırlı olun. Biz sizden bir alırsak ona karşılık on kazandıracağız Allah’ın (cc) izni ile. 

“İnsanlara iyilik yapmak için mezhep, meşrep, meslek, tarikat, teşkilat yoklaması yapma, her insan iyilik yapılmaya layıktır” demişiz. Biz meseleye böyle bakabilsek bu kavgalar olur mu arkadaşlar, olmaz. Bu söz bu topluma lazımdır, bu söz bu millete lazımdır bu devlete de lazımdır. Bizim insana bakış açımız bu cümlede gizlidir. “Kuşlara yem verir gibi iyilik yap insanlara, karşılık beklemeden.” Biz bu iyiliği insanlara kuşlara verir gibi yapabilsek bu sıkıntılar üzüntüler olacak mıdır? Hayır. Biz birine bir iyilik yaptığımız zaman hemen karşılığını bekliyoruz yahut bir menfaat alışverişinin adına iyilik diyoruz. Ben senin oğlun sünnet olurken sana bin lira getirdim sen de benim oğlum sünnet olurken bin beş yüz lira getir. Bizim Türkiye’de yapılan şey böyle değil mi? Karşılık bekliyoruz. Bunun adı iyilik değildir. Bak biz orda demişiz ki insanlara kuşlara yem verir gibi iyilik yapın. Yani hiç karşılık beklemeyin. Ayırt etmeyin. Biz birine selam vermek için ne yapıyoruz, Allah’ın (cc) selamını vermek için ne yapıyoruz? Bu bizim tarikattan mı, bu bizim partiden mi, bu bizim gibi mi?

Cenabı Hak bizim inancımıza, ibadetimize günahımıza, kusurumuza bakmadan bizi rızıklandırıyor değil mi? Hepimizi rızıklandırıyor da yani sen bir selam vermek için hala parti yoklaması yapıyorsun, hala tarikat yoklaması yapıyorsun ve bunu da İslam’a fatura ediyorsun. Sen bu yanlış ve dar zihniyetini İslam’a fatura ediyorsun, bunu da din adına yaptığını söylüyorsun. Bu yanlıştır kardeşim. Lütfen bu dar görüşlülükten bu bağnazlıktan kurtulalım. Meselelere yukarıdan bakalım. Yeniliğe açık olalım, değişime açık olalım.

Ben Osmanlı’yı seviyorum ama Osmanlı’yı artısı ile eksisi ile seviyorum. Osmanlı büyük bir cihan devletidir, büyük bir imparatorluktur, artıları vardır eksileri vardır. Osmanlı o günkü değişime, teknolojiye ayak uydurabilseydi çöker miydi? Çökmezdi. Demek ki biz Türkiye olarak insanımızı yedi yüz sene evvelki anlayış ile teknik ile yönetmeye kalkar isek bugün de bu değişime ayak uyduramaz, çökeriz. Allah (cc) korusun elimizdeki bu Türkiye Cumhuriyeti toprakları da gider. Değişime ayak uydurmak mecburiyetindeyiz. Teknolojiye ayak uydurmak mecburiyetindeyiz Müslümanlar.

Bugün hala şu mikrofonu kullanmıyor ve bunu din adına yaptığını söylüyor. Senin bu idrakinin bu anlayışının İslam’a zararı var, kendine gel Müslüman! Senin sırtındaki cübben aldatmasın seni. Sen hala şu mikrofonu kullanmıyor da faturasını İslam’a çıkarıyorsan senin İslam’a zararın var, sadece kendine değil. Müslüman teknolojiye yeniliğe açık olacak. Bugün Avrupalı çıkmış öteki gezegenlerde hayat var mıdır diye araştırırken sen hala mikrofona karşı çıkıyorsun, televizyona karşı çıkıyorsun.

Şu son zamanlarda televizyonda farklı görüşteki insanlarla ilim adamlarının bir araya gelip orada birlik ve beraberlik mesajı vermeleri bu siyasi tansiyonun düşmesinde çok büyük ağırlık oldu mu? Oldu. Demek ki iyiye kullandın mı güzel bir hareket. Lütfen yeniliğe ve değişikliğe açık olalım.

Memleketimizin kalburüstü âlimleri var elbette. Allah (cc) sayılarını daha arttırsın. Çıkıyor diyor ki adam ben bu ayetten şöyle anlıyorum, bu hadisi böyle anlıyorum. Bunu dediğin zaman bizim bir takım insanlarımız yaygarayı koparıyor: “sen kimsin de farklı anlıyorsun?” Bu yanlıştır, adam anlayabilir, bırak âlimin hemen gırtlağına sarılma konuşsun. Biraz tahammüllü olalım, biraz hoşgörülü olalım. Bu konuda ehil olanlar konuşsun bizim gibi ehil olmayanlar da biraz dinlemeyi bilsin.

İfrattan, tefritten uzak duralım, benim âcizane çizgim budur. Osmanlı’yı severim, eksisiyle artısıyla dedim. Osmanlı’yı birileri şiddetle reddediyor ya bu yanlıştır, Osmanlı babandır, dedendir, atandır tarihe damgasını vurmuştur Osmanlı. Sen Osmanlıyı reddetme. Binleri de çıkıyor Osmanlı’ya hiç laf söylettirmiyor. Biri ifrattır öteki tefrittir. Binleri de son derece Cumhuriyet’e karşı. Niye karşı oluyorsun kardeşim ya! Cumhuriyet’in hiçbir güzelliği yok mudur yani! Rica ederim meseleleri görelim. İfrattan tefritten uzak olalım. Sağduyu ile aklıselim ile meselelere yaklaşalım.

Yorum bırakın