Bu kalabalığı bu canlılığı görünce -genç ihtiyar iç içe Allah’a (cc) şükürler olsun- Cenabı Hakk’a şükrediyoruz. Hamd-u senalar olsun, namütenahi şükürler olsun. Bu fitne ortamında bu büyük bir lütuftur, güzel bir nimettir hepimiz için kardeşlerim. Biz bundan gerçekten kıvanç duyuyoruz, mutluluk duyuyoruz ama kardeşlerimizi içinde bulunduğumuz şu fitne ortamında da yine daha iyi ilerletememenin daha âlâ derecelere ulaştıramamanın -üzülerek beyan edeyim- gerçekten burukluğunu duyuyorum. Hakikatten şu şükrü gerektirecek bir durum elhamdülillah. Şükrediyoruz ama hakikatten verdiğimiz emeğe, çabaya, gayrete baktığımızda kardeşlerimi manen daha çok terakki ettirememenin sıkıntısını, burukluğunu, üzüntüsünü de gerçekten yaşıyorum kardeşlerim. Bunu da samimi olarak beyan edeyim.

Allah (cc) razı olsun her biriniz bir yerlerden bir sürü kilometrelerce yollardan geliyorsunuz. Biz de âcizane on beş günde bir karşınıza çıkıyoruz, bir şeyler verelim bir şeyler anlatalım. Allah’a (cc) hamd-u senalar olsun buraya gelen bu kardeşlerimizin genelde büyük bir memnuniyetle huzur ile buradan ayrılıyorlar ama gönül ister ki bu kardeşlerimiz manen daha terakki etsinler daha kemal bulsunlar, daha kemal bulalım kardeşlerim. Böyle bir gayret içerisinde, böyle bir susuzluk içerisinde gelelim.

Bilemiyorum şuanda neler konuşacağız, Mevla neler ilham edecek. Bazen buraya sohbete gelmeden yarım saat bazen on beş dakika kadar önce gönlümü yokluyorum şunları bunları anlatsam, buraya gelince işin şekli değişiyor. Bazen de büyüklerin hakikate, marifete dair sözlerinden onları açıklama onları izah etmek özlemini gerçekten içimde duyuyorum. Ama üzgünüm pek onlara temas edemiyoruz. Lazım olanı vermek gerekiyor, ihtiyaç olanı vermek gerekiyor kardeşlerim.

Sofrayı kurduğumuz zaman sofrada önce ne lazımdır, ekmek lazımdır sonra yemek lazımdır değil mi kardeşlerim. Daha sonra da ne lazımdır, salata lazımdır tatlı lazımdır. Biz sofraya ekmeği yemeği koymadan salatayı koyar da salataya hadi buyurun dersek olur mu? Salata hakikatten hafiftir, besleyicidir, hoştur, güzeldir, tatlıdır ama ekmeği, yemeği koyup vatandaşın karnını doyurmadan sofraya baklavayı koymuşsun, balı koymuşsun hadi aç karınla ye bakalım!

İşte bize lazım olan tövbe, züht ile ilgili şeyler istikametle ilgili konular aynı o sofradaki ekmek gibidir, yemek gibidir. Marifete, hakikate ait ariflerin güzel hikmetli sözleri de işte o sofraya konulacak bal gibidir, çok daha güzeldir belki ama baldan önce çorba lazım yemek lazım ekmek lazım kardeşlerim. Dönüp dolaşıp ağırlık noktası sohbetlerin tövbe üzerine oluyor, züht üzerine oluyor, istikamet üzerine oluyor. Çünkü lazım olan bu, ihtiyaç bu kardeşlerim.

Bakın Allah (cc) razı olsun senelerdir buraya gelen kardeşlerimiz olduğu gibi bugün ilk defa gelen, ilk defa bizi burada dinleyen kardeşlerimiz de var. Daha tasavvuf tarikat deyince bunu bilemeyen kardeşlerimiz de var burada. Biz şimdi tasavvuf tarikat nedir bilemeyen bu yollara niçin girilir bunu bilemeyen bir insana bir Abdülkadir Geylani Hazretlerinin irfanından, Muhittin Arabi Hazretlerinin irfanından bahsetsen bir faydası olmaz. Biz toplum olarak kardeşim İslam’dan koparılmışız, İslam’dan uzaklaştırılmışız. Bize hakikatten -üzülerek beyan edeyim- batı kültürü verilmiş. Müslümanız elhamdülillah. Cenahı Hak taatimizi, ibadetimizi kabul etsin. Mevla rızası yolunda bizleri sabırlı, sebatlı kılsın da biz İslam’ı kitap ve sünnet ölçüsüyle bilmek mecburiyetindeyiz. Bu konuya son zamanlarda belki ısrarla duruyorum değil mi? Kitap ve sünnet yani ehlisünnet akla geliyor. Bunu çok iyi bilmek durumundayız. 

Abdestimiz ile namazımız ile haccımız ile zekâtımız ile hakikatten Müslümanız elhamdülillah. Ama elimizdeki ölçüler elimizdeki şablonlar hakikaten Müslümanca mıdır? Olaylara, bu sosyal yaşantıya da kitap ve sünnet ölçüsüne göre bakabiliyor muyuz? Bu çok önemlidir kardeşlerim. Bize batı kültürü verilmiş her şeye madde ve menfaat gözüyle bakıyoruz. Yani bir dükkânımız varken hemen ikinci dükkânı açalım, iki kat evimiz varken bunu dört kat yapalım, arabanın modeli düşükse devamlı arabanın modelini yenileyelim. Öyle değil mi? Toplumda hâkim düşünce bu değil mi? Bunu Allah (cc) bize bahşediyor, biz bu nimete ulaşıyoruz, ondan sonra çoluk çocuğumuza bir daire yapalım, kızımıza bir daire yapalım, oğlumuza büyük bir iş kuralım, kızımızı zengin birine verelim. Yani bütün kafamızı gönlümüzü dünya öylesine istila etmiş ki.

Biz burada büyüklerin bir Abdulkadir Geylani Hazretlerinin, bir İmamı Rabbani Hazretlerinin, Nakşi’si, Kadiri’si, Rufai’si, Halveti, Celveti hiç birini ayırt etmiyoruz. Bunların hepsi büyük insanlardır, hepsi kâmil insanlardır, hepsi olgun insanlardır. Bunların hepsi de aslında aynı şeyi söylemişlerdir. Aynı şeyi yaşamıştır, ifade değişikliği vardır arada sadece. Biz o büyük insanların züht anlayışını yaşamayı bırak burada anlatacak dahi zemini bulamıyoruz Müslüman kardeşlerim! Hal böyle olunca bir burukluk eziklik içerisindeyiz. Her şeye madde ve menfaat gözüyle bakmak işte bu kültürün bize hediyesidir. 

Bundan on beş gün evvel burada biz İslam’ı artık beş yüz sene evvel yedi yüz sene evvel mantığı ile olayları değerlendiremeyeceğimizi de söyleyen yine bendim değil mi kardeşlerim? Şu kameranın karşısında şu cemaatin huzurunda… Yani bir İbrahim Ethem Hazretleri gibi bir İmam Şafi gibi yaşamaya kalkmayalım. Yaşayamayız da zaten. Dünya perest olmayalım. Bütün cehdimizi, bütün gayretimizi dünyalık toplamaya hasretmeyelim kardeşlerim. Bizim bunun dışında da bir görevimiz-vazifemiz var. Asli görevlerimizi, dünyalık görevlerimizi yapalım, şartlar zaten bizi buna zorluyor, biz bunu yapalım ama bize görev olmayan bize lazım olmayan işlerin de -lütfen ama lütfen- peşinden koşmayalım kardeşlerim. Lütfen bize lazım olmayan, bizden sorulmayacak şeylerin peşinden koşmayalım. Bunları bir davaymış gibi, bir gayeymiş gibi, bir maksatmış gibi kendimizi kandırmayalım. Bunları böyle göstermeyelim bu insanlara.

Senin buraya gelmen Kur’an’ın emridir. Kur’an buyuruyor; “sadıklarla bir olun.” Sen bana ben sadık insan değilsem bile sen sadık olarak hüsnü zan ediyorsun geliyorsun. Bu Kur’an’ın emridir. Sadıklarla bir olun diyor Kur’an. Ey iman edenler Allah’tan (cc) korkun sadıklarla bir olun. Bu da Kur’an’ın bir emridir senin buraya gelmen. Yahut bir başka meclise gitmen, fark etmez. Ama senin falan yere stada gitmen senin için bir asli görev değildir. Falan partiye gitmen senin için bir asli görev değildir. Televizyonu açıp orada pop müzik dinlemen senin için asli bir görev değildir. Bir komşuya gidip orada oturup devamlı gıybet etmen senin için asli görev değildir. Misaller çok uzatılabilir kardeşlerim. Lütfen asli görevimizi yapalım. En güzelini en iyisini de yapmaya gayret edelim. Ama bize lazım olmayan işleri kendimize bir gaye gibi görerek göstererek kendi kendimizi kandırmayalım. Kendi kendimizi israf etmeyelim.

Taat, ibadete sebat etmek, bunlar Cenabı Allah’ın (cc) hayır ve sevabına nail olmak elbette güzel bir şey ama bu sahip olduğumuz sevaba bu sahip olduğumuz nimetlere de ayrıca sahip çıkmak durumundayız. Şimdi sen buraya gelmişsin Allah (cc) razı olsun. Yol parası vermişsin, emek vermişsin, sağ olun var olun. Umduğunuzun çok da ötesinde nimetler nail eylesin Cenabı Hak size bu yollarda. Bu bir emektir, gelmişsin burada iki dizinin üstüne oturmuşun dinliyorsun. Burada kazandığınızı kapıya çıkınca kaybetmeyin. Disiplinli programlı yaşayalım kardeşlerim. Bize burada kazandığımızı dışarı çıkınca kaybettirecek insanlardan lütfen uzak duralım. Arkadaşlarımızı iyi seçelim. Yazık olur, bu dünya yarın öbür gün elimizden kayıp gidecek, elimizden alınacak kardeşlerim. Dünyayı bu kadar putlaştırmayalım. Lütfen Allah (cc) için taat, ibadet ve hasenatı yapalım kardeşlerim. Dinimizi iyi öğrenmeye yaşamaya gayret edelim.

Biz âcizane günahkâr bir kardeşiniz olarak dini daima dünyada huzurlu ve mutlu yaşamanın metodu/yolu olarak anladık, öyle anlattık ve öyle anlatacağız da. Yani bu dünya hayatında mutlu olmanın yolu hakikaten Peygamber Aleyhissalatu vesselam efendimizin getirdiği dini yaşamamıza bağlıdır. Çok namaz kılmakla iş bitmez, kanaati öğrenmek mecburiyetindeyiz. Çok zikir yapmakla iş bitmez, tevekkülü bilmek mecburiyetindeyiz, sabrı bilmek mecburiyetindeyiz. Allah’a (cc) teslim olmak mecburiyetindeyiz. Sen burada güzel zikir fikir namazla meşgulsün öbür tarafa gittiğin zaman Allah’a (cc) karşı ne yapıyorsun, bir musibet dokunduğu zaman isyanlar itirazlar birbirine karışıyor değil mi? İslam’ı iyi bilemediğimizden oluyor. Ama ümitvar olmak lazım.

Biz temelden hep kayıp insanlarız. Ben kendim ve benim kuşağıma diyorum bunlar aynı insanlardır. Bize temelden bir şey verilmemiştir. Bize temelden İslam verilmemiştir ama ne yapacağız? Biz bu yollardan geldiğimizde kendi eksiklerimizi, kendi kusurlarımızı, kendi hatalarımızı öğrendiğimiz zaman çocuklarımıza İslam’ı daha iyi yaşamak için bir ceht, bir gayret içinde olacağız değil mi?

Bize çocukken verilmeyen bilgileri-eğitimi biz bu kusurlarımızı hatalarımızı görünce bunu yakinen anlayınca çoluk çocuğumuza, evlatlarımıza, konu komşumuza, hısım akrabamıza bunu vermek gereğini duyacağız değil mi kardeşlerim? Yani kârdayız bu haliyle de yine kârdayız. Eksiğimizi, kusurumuzu bilmekle de yine kardayız. Çünkü çoluk çocuğumuzu aynı hataya düşürmeyeceğiz inşallah. Bakın her sohbette yeni yeni insanlarla karşılaşıyoruz elhamdülillah, bugün de var. Bu yollara girmeyi düşündüğümüz zaman öncelikte kastımız garazımız Allah’ın (cc) rızası olmalıdır. Buradan çok ayaklar kayıyor Müslümanlar! Âcizane senelerdir farkındayız, bu niyetle gelmemişsek bu niyetle gelemiyorsak buralara -yani Allah’ın (cc) rızasını gaye edinmiyorsak buraya girerken, sadece ve sadece maksudumuz Allah’ın (cc) rızası değilse- bu yollara girişimiz başka sebeplere dayanıyor ise kısa zamanda ayaklarımız kayıp gidiyor.

Allah’ın (cc) rızasını gaye edinmemişsek başka şeyleri gaye ediniyoruz kendimize ve bu başka gayeler bir yerde elimizi boşa çıkarıyor.

Allah’ın (cc) rızasının dışında hiçbir şeyi gaye edinmemek gerekir bu yollara giderken, bu çok önemlidir. Buradan çok ayaklar kayıyor. Bu sözün üzerine evinize gidince düşünün. Bu şeyler üzerine evinize gidince düşünün. Konuşulan şeyler burada kalmasın. Biz haddimiz olmayarak şu kamera karşısında konuşuyoruz, bak banta alıyorlar bunları, zaman zaman dinleyin. Bugün burada dinlediniz, zevkleneceksiniz bir şeyler anlıyorsunuz. Bunu iki ay sonra, iki sene sonra, bir sene altı ay sonra aynı şeyi banttan dinleyin çok daha başka türlü şeyler anlayacaksınız kardeşlerim. Çünkü ben kendim âcizane bunu şahsımla biliyorum. Büyüklerin eserlerini nasihatlerini sohbetlerini on beş sene evvel, yirmi sene evvel, yirmi beş sene evvel okuduğum şeyler var. Sohbet ve nasihatlerinde büyük kâmil mükemmel insanlar.

 Hatta bazılarının yirmi sene evvel altlarını çizmişim. Okuduğum tarihe bakıyorum en az yirmi sene geçmiş. İnanın yirmi sene evvel o altını çizdiğim meseleler bugün anca lazım oluyor bana daha. Ama yirmi sene evvel yirmi beş sene evvel oraları çizmişim. Ancak bugün lazım oluyor daha bugün yakinen anlıyorum o meseleleri. Siz de bugün burada anlatılan bu meseleleri anladık diyorsunuz ama bunu zaman geçtikçe daha özünüze indireceksiniz daha sindireceksiniz. 

Şimdi ben burada size ne diyorum Allah’ın (cc) rızasını gaye edinin buraya gelirken. Allah’ın (cc) rızasını gaye edinin. Sen basit bir meseleden küsmek ve gücenmek için basit hesaplarla buraya gelirsen iki gün sonra ayağın kayıyor. Ayağın kaydığı zaman anlayacaksın veya kaymadan. Veyahut başına öyle bir hal geldiği zaman bu adam ne demişti Allah’ın (cc) rızasını gaye edinin demişti.

“Bizim din ve tasavvuf anlayışımız Allah (cc) ve Resulünün (sav) gayrından kesilip tamamen Allah (cc) ve Resulüne (sav) teveccüh etmeye zorunlu kılar iken sen şu partilere gidip gelmeyi bırak kardeşim” dediğim zaman, küserek bu sohbet ve zikir meclisini terk eder isen sen Allah’ın (cc) rızasını burada gaye edinmiş olur musun Müslüman! Lütfen niyetimiz önce düzgün olsun. Allah’ın (cc) rızası olsun. Bu bağlandığımız insanlara inanıyor isek inanabiliyor isek bağlanalım, inanamıyorsak hiç bunları irdelemeye atmaya da lüzum yok. Bak buraya yüzlerce insan gidiyor geliyor demek ki bir maneviyat var ki, su var ki gidip geliyor. Bunu bilmek için fazla akıllı olmaya da lüzum yok. Ama senin kısmetin olmayabilir burada. Anlatabildim mi kardeşlerim? Senin kısmetin olmayabilir. Bu meclislere bu hizmeti yapan insanlara karşı da biraz hüsnü zan sahibi olalım. Yani bunların maneviyat ehli maneviyat erbabı gönül adamı olduğuna inanıyorsak ders alalım, ders aldıktan sonra da bu bağlılığımız mecazi olmasın hakiki olsun, samimi olsun, ihlaslı olsun. Yani dışarıdan böyle eğilip, bükülüp, kalben itiraz içerisinde… Lütfen riyakârlık yapmayalım. Bunun bize kazandıracağı hiçbir şey yoktur. 

Gaye kasıt Allah’ın (cc) rızası olmalıdır. Bu bağlandığımız insanların bu işi bildiğine, Allah’ın (cc) inayetiyle bizi bunlar Hak yolunda ilerleteceğine kanaat olmalı, böyle bir bilgi olmalı, böyle bir zan olmalı. Bu insanlara bağlandığımız zaman; “bunun maneviyatı benden elbette daha iyidir, çile çekmiştir bu yolları bilir, Cenabı Hak bu vazifeyi buna layık görmüş vermiştir, ben kendi irademi bunun iradesine teslim edeyim, ben kendi bilgilerimi bırakayım bunun bilgisine teslim olayım” zihniyeti ile gelir isek bu yolda çok terakki ederiz, ilerleriz.

Ama sadece böyle mecazi dıştan bir bağlılıkla gider kalben itiraz içerisinde gelirsek sizin emeklerinize de yazık benim emeklerime de yazık kardeşlerim. Biz sizlerden dünyalık toplamak için, menfaat toplamak için, şöhrete ulaşmak için buraya başımıza adam toplamıyoruz. Bu sohbet meclisine gelmeden evvel niyet ediyoruz. “Ya Rabbi biz senin rızanı ve hoşnutluğunu arıyoruz, bu mecliste senin rızana uygun şeyler söyleyebilmeyi bize nasip et Ya Rabbi” deyip Allah’a (cc) dua edip bu niyetle geliyoruz içinize kardeşlerim. Yani niyetimiz gayemiz Cenabı Allah’ın (cc) rızasıdır. O’nun hoşnutluğudur. Biz Allah’ın (cc) kuluyuz görevimiz ona ubudiyettir, O’na teslim olmaktır. Şan şöhret menfaat niyeti ile bu işleri yapmıyoruz elhamdülillah. Öyleyse bu sohbetimize bu nasihatlerimize -günahkâr bir kardeşiniz olarak- bunlara uyarsanız bunda sizin çok ama çok büyük karınız olur.

Biz bu yolu bulunduğumuz yere kadar hal’en yaşadığımız için de bildiğimiz bir şeyler vardır. Tecrübe yoluyla bildiğimiz bir şeyler vardır. Bu telkinlerimiz her ne kadar nefsinize ağır geliyor ise de sizin faydanızadır. Siz uyarsanız bunda sizin faydanız vardır. Hepimiz hastalanıyoruz Allah (cc) sıhhat, afiyet, şifa versin. Doktora gidiyoruz doktor bizi denetim altında tutuyor hastaneye yatırıyor. İlaç, iğne, aşı bir takım şeyler bize veriyor. Doktor hastanede ne yapıyor bize perhiz veriyor. Yemek yemeyeceksin veyahut öyle hastalar var ki -duyarsınız, işitirsiniz- günde bir tek patates ile vatandaşı hastanede yatırıyor, aç susuz. Yani doktorun artan eksilen bir şeyi yok ki kardeşlerim. Hastanenin yemeği mi eksiliyor? Sen orada kızartmasını, haşlamasını yersen, böreğini çöreğini yersen hastanenin yemeği eksilir mi? Eksilmez ama senin sıhhate kavuşman senin iyileşmen için aç kalmanı zorunlu görüyor. Aç kalman gerektiği için doktor bey sana aç duracaksın diyor. Doktor senin iyileşmeni o iğneleri vurulmana bağlamış. İsyan edersen kaçamak yapar orada doktor sana aç dur derken sen öbür tarafta yemek yersen iğneleri vurulmazsan iyileşir misin? İyileşemezsin kardeşim.

Demek ki bu yolda nefsimize ağır gelen şeylerde bizim faydamız vardır, bizim menfaatimiz vardır. Lütfen samimi gelelim, ihlaslı gelelim. Teslim olalım ki bizi hakikatten ilerletsinler. Sizin kapasitenizi, sizin teslimiyetinizi, içinde bulunduğunuz sosyal sıkıntıları, yaşadığınız mahalleyi bütün bunları dahi hesaba katıyoruz. Siz belki bilirsiniz bilmezsiniz bunları… Ama biz bu ilaçları bu reçeteleri size tatbik ederken bütün bunları dahi hesaba katıyoruz. Öyleyse iyi teslim olalım, samimi teslim olalım, ihlassızlık etmeyelim. Bir sefer bağlanalım, sağlam bağlanalım, samimi bağlanalım. Allah’ın (cc) rızası dışında gayemiz maksudumuz olmasın kardeşlerim.

Biz sizi sevdiğimiz için nefes tüketiyoruz, yoruluyoruz bir şeyler verelim diye. Böyle bir cemaatin karşısında senelerce bu sohbetleri yapabilmek, sıkmadan yenisini bir türlü eskisini bir türlü, hacısını bir türlü, hocasını bir türlü değil mi? Mühendisini bir türlü, işçisini bir türlü, çiftçisini bir türlü, şurada sıkmadan elbette sohbet yapabilmek kolay bir şey değildir. Bizde bir şey yok, bu bir lütfu ilahidir. Cenabı Hak konuşmayı kolaylaştırıyor konuşuyoruz, ilham ediyor konuşuyoruz. Hepinize bakıyorum hiçbir yorgunluk yok. Hepiniz böyle bir susuzlukla dinliyorsunuz. Hiç kimsede bir yılgınlık yok. Allah’a (cc) namütenahi şükürler olsun. Cenabı Hakk’a şükürler olsun.

Geçen sohbeti burada bitirirken sonunda şöyle bir hadisi şerif okumuştum. “Ümmetim yağmur gibidir evveli mi hayırlıdır, ahiri mi hayırlıdır bilinmez.” Öyleyse fazilet defteri kapandı demeyelim halkın arasında salih insanlar vardır kardeşlerim iyi insanlar vardır. Ama bugün bakıyoruz sohbet ve nasihatlerini okuduğumuz zaman büyük insanların kâmil, mükemmel mürşitlerin hayatını okuduğumuz, sohbet ve nasihatlerine baktığımız zaman onların da yaşadığı dönemde pek çok itirazlarla karşılaştıklarını görüyoruz. İnsanlar onları tanımakta da çok sıkıntılara düşmüşler, itirazlara düşmüşler. Peygamber Aleyhissalatu Vesselam efendimiz insanların en kâmili en mükemmeli olmasına rağmen, peygamberler en kâmil en mükemmel olmasına rağmen onlar da büyük itirazlarla karşılaşmışlar. En mükemmel Gavslar’ın, Kutuplar’ın hayatlarına bakıyoruz onlar da çok büyük itirazlara uğramışlardır. Lütfen bu hizmeti yapan insanlar hakkında hüsnü zan sahibi olalım. Çünkü bugün yaşadığımız ortam ile onların yaşadığı ortam bir değildir.

Biz size burada iki ayda bir, üç ayda bir, yirmi günde bir zühte yönlendirici -ki her zamanda züht konusunu konuşamazsın sıkıcı gelir, yorucu gelir- maneviyata yönlendirici sohbet yapıyoruz. Öbür taraftan dünyaya çekici bombardımanın altındasınız tabiri caiz ise. Devamlı dünya ve dünyalığa ait istekleriniz, hırslarımız ne yapıyor tahrik ediliyor. Öyle değil mi devamlı dünyevi iştihamız tahrik ediliyor.

Planlı programlı bir şekilde tahrik ediliyor. Biz dilimizin döndüğü, Allah’ın (cc) hidayet ettiği kadar burada zühte yönlendirici bir iki sohbet yaptığımız zaman birçok dünyaperest, kafası ve gönlü tamamen dünyayla dolmuş -yani dünyayı gaye edinmiş kendisine- tamamen ahiret âleminden kopmuş, sadece hayatı dünyadan ibaret zanneden bir takım kardeşlerimiz ne diyor: “Bu adamlar vatandaşı dünyadan soğutuyorlar. Bunların zararı var.”

 Hayır, kardeşim dünyadan soğutmuyoruz! Dünya denen putu yıkın diyoruz. Elinizde dünyanız olsun, dünyalığınız olsun da dünyalık putunuz olmasın diyoruz. Bütün gayretinizi bütün himmetinizi dünyalık toplamak için sarf etmeyin diyoruz. Aleyhissalatu vesselam Efendimiz, yüce insan buyuruyor ki; “dünyaya lazım olduğu kadar çalışın, ahirete sonsuz olduğu kadar çalışın, cehenneme dayanacağınız kadar günah işleyin, Allah-u Teâla’ya (cc) muhtaç olduğunuz kadar ibadet edin.”

Bu sohbetten dolayı bana bombardımana başlayacak Müslüman! Ben sana hitap ediyorum! Günde sekiz saat, on saat üç kuruşluk dünya için, yetmiş senelik dünya için çalışıyorsun. Helal demeden, haram demeden büyük bir hırsla büyük bir iştah ile ve bugün Allah’ın (cc) farz kıldığı namazı dahi kılmayıp burada mazeret arıyorsun bizden. Ondan sonra da kalkıyorsun burada ehli gönül adamlara hücum ediyorsun. “Canım bunlar dünyadan soğutuyorlar.”

 Lütfen edepli ol! Bilmiyorsan bilenlere saygılı ol! Lütfen edepli ol! Bir gönül adamının bir mürşidin gönlü kitap ve sünnetin irfan denizidir. Onun her ağzından dökülen sözü, sohbeti, her ağzından çıkan o inci gibi kelimeler kitap ve sünnetin ruhuna uygundur Müslüman! O her ne kadar ayet ile hadis ile konuşmasa da onun her sözü inci gibidir ve kitap ve sünnetin ruhuna uygundur. 

Celallisin çok? Yok, celalli falan değilim. Kimseye kızgın değilim. Vurguluyorum, diyorum ki edepli ol, yapmıyorsun bari yapanlara saygılı ol. Yani buraya gelemeyen insanlar da züht gösteriyor ya bunlar dünyadan soğutuyor. Sen beş vakit farz namazı kılmıyorsun, vatandaşa hücum ediyorsun, İslam adına ahkâm kesiyorsun. Olmaz öyle! Biraz saygılı ol, biraz inananlara saygılı ol, biraz Müslümanlara saygılı ol ve hele hele Allah’ın (cc) farz ibadetlerini yapmıyor isen yapamıyor isen bu yapmadığını, yapamadığını mazur ve meşru göstermek için kılıf arama, riyakârlık yapma.

Mutlaka gayret edelim kardeşlerim. Dinde tembellik yoktur, dinde atalet yoktur. Dinde neme lazımcılık yoktur. Biz şu yükün hiç de ehli değiliz günahkâr basit bir insanız. Cenabı Hak işte böyle bir manevi yük yüklemiş demek ki bir hizmet verilmiş Allah’a (cc) şükürler olsun. Bir sürü insan faydalanıyor, istifade ediyor, tövbe ediyor. Sizler de insanların içini İslam’a ısındırmak için biraz yorulun, biraz gayret edin, biraz insanların eziyetlerine katlanın, insanlara iyilik yapmaya gayret edin, insanlara yemek yedirin, insanlara hizmet edin. 

Yemek yedirmeyi öğrenin. İnsanlara bir hizmetiniz bir iyiliğiniz dokunsun. Ama bunu illa tarikata girsin mantığı ile yapmayın. 

Tarikata girmek veya girmemek nasip işidir, gönül işidir, kısmet işidir. Yani böyle fanatik bir tarikat adamı olmayın. İslam’ı sevdirmek, peygamberi sevdirmek, Allah (cc) ve resulünü (sav) sevdirmek için yalnız biraz ceht, gayret sarf etmek lazım. Bu işi de yaparken biraz metodunuz yumuşak olsun. Demin de biraz sert konuştum ama işte bazen oluyor, insanlık hali yeri geliyor. 

Beş vakit namazı kılmayıp bir de buna kılıf aramak… Beş vakit namazını kılan insanlara “canım ben yaparsam ondan iyisini yaparım” mantığı ile konuşmanın pek samimiyetle bağdaşan tarafı yok aslında. İnsan namaz kılmamakla dinden çıkmaz herhalde, kâfir de olmaz ama büyük günahtır. Yani bu inanmayanlar da namaz kılmıyor dikkat ediyorsanız kardeşlerim değil mi? Elbette ki sözlerimi yanlış anlamayın. Namaz kılmamak inkâr etmemek şartıyla insan dinden çıkmaz ama inanmayanlar da namaz kılmıyor. Sen Ahmet efendiyi, Mehmet efendiyi tasdik etmek mecburiyetinde değilsin ama namaz kılmak mecburiyetindesin. Sana inancın öyle bir mesuliyet getiriyor Müslüman…

Yorum bırakın