Kardeşlerim, gönlümüzü yokluyoruz; size faydalı ne olabilir? Önce tabi Cenabı Hakk’ın rızasını gözetiyoruz elhamdülillah. Allah’ın (cc) rızası her şeyden önce adil ve üstündür. Konuşmalarımızda Cenabı Hakkın rızasını gözetmek mecburiyetindeyiz. Sonra da konuşacağımız, anlatacağımız şeylerin bu cemaate faydalı bilgiler olmaları gerekiyor. Ne anlatsak bu kardeşlerimize daha faydalı olur, daha çok işlerine yarar? Tabi bunu da araştırıyoruz. Faydalı olacağına inandığımız şeyleri anlatmaya gayret ediyoruz efendi kardeşlerim. Yani doğru söyleyeceğiz, iyi söyleyeceğiz diye burada sizin istifade edemeyeceğiniz şeyleri konuşmanın pek faydası olmaz.
Burada konuşurken de edebi konuşmak, güzel konuşmak gaye değildir. Edebi konuşacağım, güzel konuşacağım, süslü konuşacağım diye ihlastan samimiyetten uzaklaşmamak gerekir. Yani muhabbetin edebi olmasından çok ihlaslı ve samimi olabilmesi önemlidir. Konuşmak, hitabet başlı başına bir sanattır; bu da ayrı bir mevzu.
Peygamber efendilerimizde bile hitabet hepsinde aynı derecede değildir. Peygamberler hatibi olarak Şuayip aleyhisselam gösterilir. Çok büyük bir hatipmiş, çok güzel konuşurmuş mübarek insan. Ama burada ötekinin berikinin teveccühünden ziyade Cenabı Hakk’ın rızası ve hoşnutluğu önemlidir. Gönlümde anlatmak istediğim öyle meseleler var ki ama konuşamıyorum. Anlatsam belki faydalı olacağı kanaati içimde gelişmiyor. Konuşamıyoruz ama belki zaman olacak onları da konuşacağız.
Biliyorsunuz ilimlerin bilgilerin en faziletlisi Marifetullah’tır. Allah ilmi, Allah’ı (cc) bilmektir. Yani en şerefli ilim, en faziletli ilim marifet ilmidir kardeşlerim. Ki bu Allah’ı (cc) bilmeye talip olan bir ilimdir. Allah’ı (cc) bilmektir Marifetullah. İlimlerin hakikatin en şereflisi marifet ilmidir. Marifet ilminin sahibi Allah’ı bilen tanıyan insandır. Tabi Allah’ı (cc) tanıyan, Allah’ı (cc) bilen insanda elbette ki Allah’ı (cc) herkesten daha iyi sevecektir.
Marifet ilmi bu sebepten çok önemlidir. İşte biz de bunları zaman içinde yaşamak mecburiyetindeyiz. Yani buraya iş olsun diye veya sadece takılmak için gidip gelmenin bir önemi yoktur kardeşlerim. Şeriat nedir? İlimdir. Ahkam-ı ilahiyi bilmektir, sözdür. Tarikatta bildiğin şeyleri nefsine tatbik etmektir, uygulamaktır. Hakikat dedikleri şey vasıl-ı Hak olmaktır, Allah’a (cc) ulaşmaktır. Marifet, Allah’a (cc) ulaştıktan sonra gönlünde çıkan Allah’a (cc) ait sırlardır, bilgilerdir. Anlatabildim mi kardeşlerim? Yani bunların hepsi birbirine zincirleme bağlıdır.
Öncelikle bu yollara girdikten sonra gayet ihlaslı, gayet samimi, gayet istikamet sahibi olarak çalışmak durumundayız. Yani bütün kafamızı ve gönlümüzü Allah’a (cc) döndürmek Allah’a (cc) teveccüh etmek durumundayız. Şimdi bu kamera ile kardeşimiz âcizane bizi görüntülüyor. Burada bir sürü insan var ama kamerayı nereye ayarladı kardeşimiz? Kamerayı burada bize ayarladı. Bütün bu insanları bıraktı ve kameranın görüntüsünü bize ayarladı. İşte aynı sizler bizler hepimiz en azından hak yoluna girmiş tarikat yoluna intisap etmiş kardeşlerimin şu teşbihimden alacağı çok ders vardır. İşte siz de şu kameranın bize ayarlandığı gibi -teşbihte hata olmasın- bütün kameranızı, kalbinizi, gönlünüzü, ufkunuzu Hz. Allah’a (cc) ayarlayacaksınız, O’nun Resulüne ayarlayacaksınız. Aynı bunun gibidir. Yani siz de diğer bütün afaki meseleleri bu kameranın diğer kardeşlerimizi geri planda bıraktığı gibi geri planda bırakıp bütün dikkatinizi, gayretinizi, teveccühünüzü Allah (cc) ve Resulüne (sav) ayarlayacaksınız.
İşte bizim burada çok ayaklarımız kayıyor efendi kardeşlerim. Yani biz bu gönül kamerasını dediğim misaldeki gibi ayarlayamıyoruz kardeşlerim. Bizim bu kamera ne yapıyor? Dolanıyor, sağa sola dönüyor, arada sırada bize geliyor. İşte bizim yani şu kardeşlerimizin âcizane Allah’a (cc) olan muhabbetimiz, teveccühümüz aynı dediğim gibi, kamera gibi dolanıyor dolanıyor ara sıra da bize geliyor. Yani Cenabı Hakk’ın zatına ve sıfatlarına, Allah’ı (cc) bilmeye doğru yöneliyor. Gerisi afaki meselelerdir ki biz buna “sosyal meseleler” diyoruz. Değil mi?
Elbette toplumun bir ferdi olarak sosyal meselelerden tecrit olmamız mümkün değildir. Neticede toplumun bir ferdiyiz. Elbette sosyal meselelerle de bir ilişkimiz olacaktır ama bunlar asgariye inecektir. Biz dikkatimizi, gayretimizi Cenabı Hakk’a vermek durumundayız kardeşlerim. Yaptığımız işlere, kitapta ya da sünnette bir delil olmalı. Bana öyle şeyler soruldu ki bugüne kadar. ‘Filan yere filan partiye gireyim mi?’ ‘Filan derneğe gireyim mi? Filan kurultaya gireyim mi? Filan teşkilata gireyim mi?’ Oralarda çalışacak isen buralara hiç lüzum yok. Yani bu yollara giren insan bütün gönlünü Allah (cc) ve Resulüne (sav) döndürmek durumundadır. Döndüremiyorsak işte, istifade gereği gibi hasıl olmuyor.
Aşk niçin lazımdır salike? İşte gönlüne bir ateş düştüğü zaman ne yapsın? Onu bu dediğimiz afaki meselelerden sosyal meselelerden daha fazla gönlünü Allah (cc) ve Resulüne (sav) döndürmesine vesile olsun. Aşk bunun için lazımdır, cezbe budur. Yani cezbe çekiliştir. Neye çekiliştir? Allah’ın gayrından Allah’a (cc) doğru çekiliştir. Cezbe budur, kuvvetle çekiştir. Bu büyük bir lütfu ilahidir tabi.
Bu yola girdiğimiz zaman, bu yolun şartları ne ise gereği ne ise onu yapmak durumundayız. Nedir yani, filan teşkilata, filan partiye, filan yere, maça gitme, her gün iki saat, üç saat Fenerbahçe maçını izliyorsun. Bugün Pazar şimdi gideceksin buradan televizyonun karşısına oturacaksın, iki saat Fenerbahçe maçını izleyeceksin. Ondan sonra bir saatte onların yani bu işin otoritelerinin maç üzerindeki grafiğini dinleyeceksin. Üç saat, dört saatini vereceksin. Partiye gidiyorsun. Bugün partiler nedir? Dedikodudur, gıybettir. O onun ayıbını açıyor, o onun ayıbını açıyor. Öyle değil mi kardeşlerim? Yanlış bir iş yapsa da ben onu aleyhinde kullansam, halkın nezdinde kötülesem, küçük düşürsem de ben kendimi halka sevdirsem. Bunun kitapta ve sünnette yeri var diyen Allah (cc) rızası için elini kaldırsın. Bizim dinimiz ayıpları örtmeyi öğütlüyor bize. Gıybet dinimizde haramdır.
Biz bugün particilik yapmakla ne yapıyoruz, hepimiz istisnasız en azından gıybet yapıyoruz. Şöyle yaptın böyle yaptın. Bunun dindeki yeri nedir? Yaptığınız şeye bize kitaptan ve sünnetten bir delil getirin. Bu büyük ölçüde bizim ayaklarımızı kaydırıyor. Bu yollara girdiğimiz zaman kamerayı Allah (cc) ve Resulüne (sav) tam dönelim arkadaşlar. Zamanı israf etmeyin. Kendinize yazık etmeyin. Sen Hakk’ın huzuruna gittiğin zaman iğneden ipliğe her şeyden sorulacaksın. Bunu ayet haber veriyor. Zerre kadar iyilik, zerre kadar kötülük her şey sorulacaktır bize. Bu ayetle sabittir. Bundan kurtuluş ve kaçış yoktur. Sorulacağız yaptığımız şeylerden. Öyleyse Allah’ın (cc) emrettiği Resulünün emrettiği şeylerle iştigal edelim kardeşlerim. Bütün bu afaki meselelerle boş şeylerle uğraşıp bir de zorlama tevhit yapmayalım. Ayetleri hadisleri zorlama yoluna gidip, yaptığımız bu işleri meşru gösterecek, mubah gösterecek zorlama yoluna gitmeyelim. Biz İslam’ı seviyor isek yaptığımızı İslam adına yapıyor isek, bizim yaptığımız işler ya Allah’ın (cc) kitabına uygun olmalıdır ya da Resulünün sünnetine uygun olmalıdır. En azından onun yolunda kemale ermiş pişmiş olgun evliyaullahın o konuda bir davranışı olmalıdır. Biz kendi hevesimizle yaptığımız işlere bir dini kılıf geçiriyoruz, bir de dini hüviyet veriyoruz ve bunu İslam adına takdim ediyoruz. Lütfen birbirimizi kandırmayalım. Bir takım zorlamalarla bir takım sözlerle belki karşımızdakini ikna edebiliriz veyahut ta karşımızdaki ikna olmuş gibi görünebilir ama Allah’ın (cc) huzurunda hesap vereceğiz. Bunu unutmayın.
Öyleyse kardeşlerim aciz günahkar bir kardeşiniz olarak size geçen sohbetin sonlarında da burada bir şey izah etmiştim, Allah (cc) ve Resulüne (sav) konsantre olmak. Biz buraya gelen kardeşlerimize diyoruz ki âcizane yapmaya teşvik ettiğimiz şey şu: Cenabı Peygamber Efendimizin ruhaniyetinden istifade etmek için bu Allah’ın (cc) da emridir Cenabı Peygambere (sav) günde belli bir müddet salavatı şerif okuyun diyoruz. Bu Allah’ın (cc) emridir. Resulullah’ın (sav) da bu konuda çok teşvikleri vardır. Sohbetimizin konusu olmadığı için teferruata girmeyeceğiz. Ne diyoruz, tövbe edin diyoruz, Allah’a (cc) dönün diyoruz. Bu da Allah’ın (cc) emridir. Peygamberin de sünnetidir. Ne yapıyoruz? Belli bir miktar zikir fikirle meşgul olun diyoruz. Bu da Cenabı Hakk’ın emridir. Ne diyoruz? Namazlarınızı vaktinde kılın, farz namazlarınızı vaktinde kılın ve bir takım nafile namazları da yapmaya gayret edin.
Cenabı Hakk’a kurbiyyet, yakınlık neyle elde edilir, nafilelerle elde edilir. İnşallah bunu daha açacağız. Öyle değil mi kardeşlerim. Allah’a kurbiyyet, Allah’a (cc) vuslat nafile ibadetlerle elde edilir. Elbette ki farzlar önemlidir ama yeterli değildir. Yeterli değildir sözümü de yanlış anlamayın. Allah’ın (cc) emrettiği bizim için yeterlidir ama belki o nafilelerle o farzlardaki eksiklerimiz hatalarımız giderilir. Ne diyoruz? Gece namazı kılın, tövbe edin, insanlarla iyi geçinin, insanlara karşı merhametli olun, bütün mahlûkata karşı merhametli olun. İnsanlar elinizden dilinizden emin olsun. Yaptığınız taat ibadeti kibir meselesi yapmayın. Hiç kimseye tepeden bakmayın. İnsanlara iyilik yapmak için tarikat, teşkilat yoklaması yapmayın. Herkesle iyi geçinin, herkese karşı merhametli olun, güler yüzlü davranın, tatlı dilli olun. Biz sosyal yönden de bunları öneriyoruz. Memleketin menfaatini her şeyden üstün tutun. Memleketin menfaati için bu kavgayı gürültüyü bırakın, beraberlikten yana olun. İnsanımızı tefrikaya düşürmeyelim. Tarikat, cemaat hesabıyla tefrikaya düşmeyelim. Birbirimizi sevelim. Müslüman olmamız birbirimizi sevmemiz için yeterli geliyor.
Peki, Müslüman kardeşim sen bunun neyine karşısın? Tasavvuf adına bizim yaptığımız budur. Resule uyun diyoruz, Allah’ın (cc) emrine itaat edin diyoruz, insanlarla iyin geçinin diyoruz. Kırmayın, incitmeyin, gönül yıkmayın, kalp kırmayın diyoruz. Sen Müslüman kardeşim bunun neyine karşısın? Neyine karşısın lütfen? Bu tarif ettiğimiz, telkin ettiğimiz şeyleri kitaba ve sünnete muhalif buluyorsan söyle biz o işi yapmayalım.
Buna mecbursun, buna mahkûmsun. Yani Müslümanlar olarak yaptığımız şeyleri bir düşünce süzgecinden geçirmek mecburiyetindeyiz. Yani Hz Ömer’in; o büyük insanın ifadesiyle hesaba çekilmeden evvel hesabınızı görünüz. Bu hesabı, bu muhasebeyi yapmak lazım. Hiç olmazsa her gün yapmıyorsak bile haftada bir gün bir köşeye çekilip karından, çocuğundan, oğlundan, kızından, eşinden, dostundan, arkadaşından, bir köşeye çekilip şöyle yalnız başına kalıp bütün dikkatini verecek, hareketlerini kontrol edeceksin. Hakikatten ben Müslümanım ama Müslümanca yaşıyor muyum? Şu hareketlerim acaba Müslümana yakışan hareketler midir? Bunu lütfen Allah (cc) rızası için yapın. Hiç olmazsa hatalarımızı görmemize fırsat hazırlayacak, zemin hazırlayacak. Anlaşılıyor mu kardeşlerim? Hani bir muhasebe edilmeden, muhakeme edilmeden evvel kendi kendimizi bir muhasebeye, muhakemeye tabi tutmak mecburiyetindeyiz.
Biz ne yapıyoruz? Kendimizi dikkatten uzak tutuyoruz. Devamlı başkasıyla meşgulüz. Doldur boşalt, indir bindir. Muhakemesini yaptığımız, kritiğini yaptığımız olaylar acaba bizden sorulacak mı? Şimdi Türkiye de bir hükümet buhranı var. O da memleketimiz için önemlidir elbette ama hepimiz oturuyoruz şimdi nasıl hükümet kurulacak nasıl olacak hep bunun muhakemesini yapıyoruz. Biz acaba bu günümüzü şu yirmi dört saatimizi hakikaten Müslümanca yaşayabildik mi? Bu yaptığımız şeyler hakikaten kitaba ve sünnete uygun mu? Eğer uygunsa ki mutlaka olanlar vardır. Bu Cenabı Allah’ın (cc) bir lütfu, bir keremi olarak Cenabı Hakka şükredeceğiz. Muhasebe, muhakeme ettiğimiz zaman kendi kendimizi, eksiklerimizi kusurlarımızı görüyor isek onları da tekrar yapmamak için ayrıca gayret sarf etmek durumundayız.
Lütfen bu afaki meseleler dışarıdaki meseleler, sosyal meseleler bize bizi unutturmasın arkadaşlar. Bizim buradan ayaklarımız çok kayıyor. Çok hatalara düşüyoruz. Lütfen bu meclislerde öğrendiğimiz şeyleri hayatımıza geçirelim arkadaşlar. Hayatımıza geçirelim. Eğer bu öğrendiğimiz bilgileri hayatımıza geçirmiyor isek bunun hiç kıymeti yoktur. Bunu bilmenin hiç kıymeti yoktur arkadaşlar.
Yeri gelmişken söyleyeyim. Allah Resulü (sav) gece namazı kılmıştır. Bizim mürşidimiz kimdir? Allah’ın Resulüdür (sav). Bütün inananların mürşidi Allah’ın Resulüdür (sav). Öteki mürşitler vekâleten bu görevi yapıyorlar. Bu mürşitlik görevinin, bu irşat görevinin asaleten sahibi kimdir? Allah’ın Resulüdür (sav). Allah (cc) O’nun şefaatinden bizi mahrum etmesin, yolundan, izinden bizi ayırmasın.
Bu mürşitler ona vekâleten bu görevi yapıyorlar. Bizim mürşidimiz Allah’ın Resulüdür (sav) kardeşlerim. Öyleyse ne yapacağız? Biz hal ve hareketlerimizi davranışlarımızı Allah’ın Resulüne (sav) uydurmak durumundayız. Onu taklit etmek durumundayız. Ben burada bir sohbette üzülerek beyan etmiştim. Bir kardeşimize “sen farz namazlarında bile hata yapıyorsun, tehir ediyorsun, geç kılıyorsun” falan diye. Artık bu ehli tarikata yakışmaz arkadaşlar. Bu işler çok istisnai hallerde, durumlarda olabilir. Kılınmayabilir de. Azat edilebilir ama normal olarak ehli tarikat bir insanın tehir etmesi, namazlarım geciktirmesi yakışmaz. Bu mü’mine yakışmaz da ehli tarikat bir mümine hiç yakışmaz. Lütfen bu işlere çok dikkat edelim.
Lütfen ve Allah (cc) rızası için bu işlere nefsimizle nefsaniyetimizle gururumuz ile karşı çıkmayalım. Buralarda yapılan şeyler güzel işlerdir, güzel hareketlerdir. Hasbelkader hatalarımız olacaktır, kusurlarımız olacaktır. Biz insanız, melek değiliz. Öyle değil mi? Peygamberler de bile hata vardır. Biz de günden güne zaman içinde hatalarımızı en asgariye indirmek için gayret sarf ediyoruz.
Tasavvuf adına niye karşı çıkıyorsun? Müslüman sen buna ne ile karşı çıkıyorsun? Sigara içmeyin diyoruz, içki içmeyin diyoruz, kötü yerlere gitmeyin diyoruz. Bunun neyine karşı isen söyle yapmayalım. Lütfen ve Allah (cc) rızası için bu Müslüman kardeşlerim şu sesimin gittiği şu ulaşabildiğim kardeşlerime rica ediyorum, dindaşlarıma rica ediyorum bu cemaatler hakkında biraz hüsnü zan sahibi olsunlar. Yani bunların hepsi bizim yaptığımızdan farklı şeyler yapmıyorlar. Bir takım hatalar varsa bunlar zaman içerisinde izah edilecektir. Birbirimize daima tenkitlerimiz yapıcı olsun, uzlaştırıcı olsun, birleştirici olsun. Müslüman insanları birbirine düşürmeyelim. Bizim bizden başka dostumuz yoktur. Biz hep birlikten beraberlikten yanayız. Tarikat adına hiçbir kimseyi tefrikaya düşürmedik; düşürmek istemiyoruz elhamdülillah.
Bizim tasavvuftan anladığımız şey kitap ve Sünnetin ruhuna uygun yaşamaktır kardeşim. Biz tasavvufu bir Kadirilik, bir Nakşilik gibi de anlamıyoruz. Bunun tamamıdır. Yani kitap ve sünnete uygun yaşamanın adıdır tasavvuf. Tasavvufu böyle anlıyoruz ve böyle anlatıyoruz. Söylesinler o kardeşlerimiz neyine karşılarsa yapmayalım o işi. Ve lütfen bu kardeşlerimiz gururu ve kibri bıraksınlar. Bu cemaatlere yakın olsunlar. Bu meclislerde lütfen bulunsunlar. Hemen de bu yollara girme gereği yoktur. Ama bu meseleler hakkında, bu hizmetler hakkında lütfen kendi vicdanları ile karar versinler. Konuşulanı dinlesinler, yapılanı görsünler ve vicdanları ile karar versinler. Bugün İslam’a düşman olan bir takım çevrelerin, medyanın, televizyonun etkisiyle, bunların halk üzerindeki psikolojik etkisiyle Müslümanlara lütfen düşman olmasınlar. Birçok Müslümanın bu meclislere gelmesine mani olan şeyler, basının onlar üzerinde yaptığı psikolojik baskı ve kendi gururlarıdır.
Üzülerek beyan edeyim şuraya gelen pek çok Müslüman vardır. Bu sohbetlerde bulunmuş buradan giderken 30 km yolda 50 sefer hamdu sena etmiştir ama “gel bu cemaate” de; gelemez, neden? Gururu buna manidir. Pek çok -üzülerek beyan edeyim- Müslüman ile tanıştım ki sohbetlerden memnun, terbiyeden memnun ama buraya gelmiyor gelemiyor. Nedir? “Bana tarikatçı derler.”
Bakıyorum. Onlardan Allah (cc) razı olsun; biz onların hürmetine hakikatten layık insanlar değiliz ama bizi görünce hürmet ediyorlar; sağ olsunlar. Hürmet gösteriyorlar ama gel buyur deyince gelemiyorlar. Neden? Çünkü bugün tarikatlar hakkında, tasavvuf hakkında aleyhte propagandalar var. Gurur buna manidir. Ben sohbete gelirim, sohbetinizden de istifade etmek isterim ama sizinle yalnız görüşmek isterim. Lütfen bu gururu bırakalım, mütevazı olalım, lütfen insanlarımız ile kaynaşalım, bütünleşelim huzuru bu meclislerde ve Cenabı Hakka kullukta, ubudiyette arayalım.
Bizi büyük ölçüde kendi nefsimiz kendi gururumuz Allah’tan (cc) kesiyor, gururumuz bu yollardan istifade etmemize mani oluyor. Bugün kitaplarda menkıbelerini okuduğumuz bir takım salih insanlar var onlara methüsena ederken çok rahatlıkla kolaylıkla ediyoruz. Çünkü onlar hayatta değilken bu yola bu cemaate gir demiyorlar artık, onlar davet tebliğ etmiyorlar artık. Ama hayattaki insanlar ne yapıyor davet ehlidir, tebliğ ehlidir. Bunlara fazla yakın olursa gel bu yola gir diyecekler. Bizim de nefsimize bu ağır gelecek. Lütfen gururu ve kibri bırakalım.
Bu cümleden hareketle burada bulunan kardeşlerimden şöyle bir ricam olacak gurur kibir deyince. Şimdi mutfağın şu tarafından geçtim buraya geldim. Allah (cc) razı olsun orada pek çok kardeşlerimiz yemek pişiriyorlar, soğan soyuyorlar, patates soyuyorlar efendim bulaşık yıkıyorlar. Kardeşlerimden rica ediyorum, bu işe hepimiz gönüllü olarak talip olalım. Belli bir zaman gönüllü olarak talip olalım. Gelin orada bir gün soğan soyun bir gün patates soyun, bir gün bulaşık yıkayın, bir gün tabak yıkayın, bir gün oraları süpürün bunu toplum içindeki durumumuz, içtimai durumumuz ne olursa olsun yani. Hoca olun, hafız olun, alim olun, fazıl olun şu olun bu olun. Ama bu işi yapın. Bu iş sizin biraz gururunuzu kıracaktır, bu işle kendinize faydanız olacaktır. O işi orada özenle isteyerek yapan kardeşlerimiz çok Allah’a (cc) şükür, sağ olsunlar var olsunlar. Allah (cc) hepinizden razı olsun. Zevkle şevkle yapıyorlar ama benim gönlüm istiyor ki bu işi bu kardeşlerimizin hepsi yapsın yani hepsi gönüllü olarak yapsın. Kamil velilerden tam kemal ehli velilerden -velinin kemal ehli olmayanı olur mu? Elbette olur canım. Veliler de kademe kademedirler. Velilik makamları da kademe kademedirler- Mevlana Halidi Bağdadi Hazretleri olsa gerek yanılmıyorsam, mübarek bir şeyh efendiye bağlandığı zaman dağ gibi bir âlim bu zat çok büyük bir âlim o dergâha gidip o Hazret’e bağlandığı zaman o hazret buna benim gibi cahil dervişlerin affedersiniz girip çıktığı tuvaletleri temizletiyor. Neden? O işi yapacak başka biri yok mu? Var. Var ama onun kibrini, gururunu, enaniyetini kırmak!
Hepimizin duyduğu bir menkıbe vardır değil mi? Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri. Şeyh Üftade’ye bağlanınca ne yapıyor, kadılığı bırakıyor. Bursa’nın sokaklarında ciğer satıyor. Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri. Kısa zamanda Aziz Mahmut Hüdayi olmuş kemale ermiş ama o kadılık kaftanıyla Bursa sokaklarında ciğer satmış. Sen şuraya bu kadar insanın geldiği bir cemaate gelip oturmayı kendine yediremiyorsun hoca efendi, sen bunu kendine yakıştıramıyorsun.
Ama nedir? Gururumuz, kibrimiz mani oluyor bu cemaatlere gitmemize. Lütfen gururu ve kibri bırakalım, bu cemaatler hakkında hüsnü zan sahibi olalım iyi niyet besleyelim ve feyzi ilahiden istifade etmeye gayret edelim.


Yorum bırakın