Ramazan bildiğimiz gibi bir mücahede ayıdır kardeşlerim. Açlık, susuzluk ayı… Nefse dur deme ayı, nefsi dizginleme ayı malum. Ama Mü’min için, Müslüman için mücahede bitmez kardeşlerim. Peygamber (sav) Efendimiz Bedir harbinden dönerken sahabeyi kirama “Küçük cihaddan büyük cihada döndük bugün” demiştir, değil mi kardeşlerim. Çok meşhurdur bu sözü, hep duymuşuzdur. “Ey Allah’ın Resulü, bundan daha büyük cihad olur mu?” diye sormuştur Sahabe-i Kiram. Cihad, nefisle olan cihad, Cihad-ı Ekber… 

Mü’min için Müslüman için tabir uygunsa ramazan bitmez. Ramazandan illa ki açlığı susuzluğu anlamak gerekmez. Ama devamlı az yemiştir Peygamber’imiz (sav).

Yani Müslüman için mücahede bitmez. İnsan, Müslüman, olduğundan daha ileri gitmeli, daha olgunlaşma, daha kemal kazanma mücadelesi içinde olmalıdır. Yine Peygamber’imizin (sav) ifadesi ile “İki günü bir olan zarardadır” buyuruyor, değil mi kardeşlerim. Yani Mü’min, Müslüman devamlı terakki edecektir, devamlı ilerleyecektir, devamlı çalışacaktır, gayret edecektir, ileri gidecektir, olgunluk kazanacaktır. İki günü bir olan zarardadır; bunu kast etmektedir. “Benim de kalbim dumanlanır, ben de Rabbime günde yüz defa tövbe-istiğfar ederim” derken Peygamber’imiz (sav), devamlı terakki halindedir, devamlı mücahede halindedir, devamlı ileri gitmiştir. Bugün, dünkü haline bakmış, dünkü hali için tövbe istiğfar etmiştir. 

Yani Allah (cc) yolunda kemalin, olgunluğun sonu yoktur. Bizler belki bu kemale ulaşacak gücü kuvveti kendimizde bulamayabiliriz. Bu mücahedeyi yapamayabiliriz. Ama yine de kendimize bir çeki düzen vermek durumundayız. Hiç olmazsa asgari şekilde İslam’ı yaşamak durumundayız. Mademki inanıyoruz asgari bir şekilde İslam’ı yaşamak için devamlı birilerinin ikazını beklemek yersiz olur.

Allah’a (cc) ubudiyet diye görevimiz var Müslüman kardeşlerim. Yani Hz. Allah’a (cc) , Kur’an’a inanıyoruz, Kur’an böyle bir mesaj getiriyor bize; “Ben cinleri ve insanları bana ibadet etsinler diye halk ettim, yarattım.” Yani böyle bir asli görevimiz var. Ama biz bu asli görevi nedense çok erteliyoruz. Bu asli görevimizi yerine getirebilmek için devamlı birilerinin ikazını, işaretini bekliyoruz. Devamlı birilerinin destek olmasını bekliyoruz sanki. Bu biraz yanlış oluyor.

Bizim anladığımız, inandığımız, evliyanın ya da Peygamber’imizin (sav) bize tarif ettiği, telkin ettiği dinde ibadet, Allah (cc) emrettiği için yapılır. Yani Hz Allah (cc) ibadeti, taati emrettiği için ibadet yaparız. Bir yerlere ulaşmak, cennete gitmek, cehennemden kurtulmak için değil kardeşlerim. Elbette onları da isteyeceğiz; bu elbette yanlış değil, elbette doğru. Ama Müslüman, Allah (cc) emrettiği için taat, ibadet yapar. Zikrullah’ı Allah (cc) emrettiği için yapar. Zikirle, ibadetle bir yerlere ulaşmak, gelmek için yapmaz. Bunlar hep sebeptir. İhlası bozan sebeplerdir bunlar. 

İhlaslı bir kul, sadece ve sadece Allah’ın (cc) rızasını gözetir, cennetle de cehennemle de meşgul olmaz. Evliya olmak için de tarikata girilmez. Zikir bunun için de yapılmaz. Sadece Allah (cc) emretmiştir, bize çok zikir etmeyi emretmiştir, bunun için zikir yaparız. Hatta ve hatta Zikrullah’tan aldığımız manevi haz için Zikrullah’ı yapıyorsak bu da bizi Allah’tan (cc) kesen bir perdedir. İbadet sadece Allah (cc) emrettiği için yapılır. Bunu iyice kafamıza yerleştirelim. 

Tabi bunu biran da elde etmemiz kolay değildir. Bu zaman ister, mesafe almak ister, isteklerden kurtulmak ister. Bundan böyle Zikrullah’a başlarken besmele çektikten sonra “İlahi ente maksudi ve rızake matlubi” diyelim. Yarabbi! Maksudum sensin, matlubum da senin rızandır. Çünkü bizim kulluk görevimizin bir parçasıdır bu. Bunu böyle nefsimize kabul ettirmeye uğraşalım. Devamlı cennet-cehennem meselesine kafamızı takmayalım. Yani Cenab-ı Allah’a; “Benim istediğim senin rızan, senin hoşnutluğundur, ben bir kulum” diyelim. Kul olmaktan sakınmayalım. Allah’ın (cc) kuluyum derken bunu iftihar meselesi yapalım.

Bu gün Allah’a (cc) kulluk şuurundan uzaklarda yaşayan kardeşlerimiz var elbette. Allah (cc) dilerse mükâfatlandırır, dilerse cezalandırır. Bu bizim bileceğimiz iş değildir. Biz taat, ibadet yapıyorsak bizim de cennet garantimiz yoktur. Taatimizi, ibadetimizi hiçbir zaman kibir meselesi yapmayalım. Dua edelim, diyelim ki; “Ya Rabbim! Sen bize taat ve ibadet yapmayı nasip ettin, bize sevdirdin, bize sevdirmeseydin biz bunları yapmazdık. Senin rahmetinin, merhametinin eseridir biz bunları yapıyorsak. Bir takım kötülüklerden sakınıyorsak senin bize hediyendir, ihsanındır. Bundan uzak olan kardeşlerimize de bu tövbeyi nasip et. Bu kulluktaki tadı tattır ya Rabbi!” diye dua edelim efendi kardeşlerim. Bunun dışındaki Allah’a (cc) kulluğu bir takım sebeplere, illetlere bağlarsak bu ihlası bozar kardeşlerim. Biz burada bir günahkâr kardeşiniz olarak konuşuyoruz.

Biz burada bir günahkâr kardeşiniz olarak konuşuyoruz. Bizim burada ki konuşmaktan niyetimiz, kastımız, garezimiz sizin sevginizi, sempatinizi kazanmak ise burada gizli şirk vardır. Bizim sadece size burada size şirin görünmek için değil, Allah’ın (cc) rızasını kazanmak niyetiyle konuşmamız gerekiyor. Allah’ı (cc) unutur da bu insanlara şirin görünmek niyeti varsa burada gizli şirk vardır, Allah (cc) korusun. Allah’a (cc) taate, ibadete daha gayretli, daha bir istekli olalım. Allah’a (cc) taaten, ibadetten yüz çevirmek için bahane aramayalım. 

Benim yanlışlarım, hatalarım, kusurlarım olabilir. Müftülerin, hoca efendilerin hataları, kusurları, yanlışları olabilir. Bütün bunlar Allah’tan (cc) yüz çevirmene sebep değildir. Burada yeri gelmişken söyleyelim; şu cümleyi sık sık kullanalım;“Ya Rabbi! Bize kendi hatalarımızı, kendi kusurlarımızı göster ve bunlardan kurtulmayı bize nasip et Ya Rabbi!” böyle diyelim. Hz. Allah (cc) bize kendi kusurlarımızın, hatalarımızın kapısını açar ise bu Allah’ın (cc) bize bir lütfudur. Ve biz başkalarının ayıplarıyla, yanlışlarıyla, kusurlarıyla uğraşmaktan kurtuluruz. Bu kapı bize açılırsa bu Allah’ın (cc) büyük bir lütfudur kardeşlerim. Çünkü biz bu yola kendi hatalarımızı kusurlarımızı düzeltmek için girmişiz. Kendi nefsimizi teskin etmek için girmişiz. Ahlakımızı güzelleştirmek için girmişiz. Allah’ın (cc) rızasını kazanmak için girmişiz. Ötekinin berikinin ayıplarıyla uğraşmak gibi bir hakkımız yok. Buna gerek yok, ihtiyaç da yok. 

Huzurullah’ta kimin Aff-ı İlahiye’ye nail olacağını ancak Allah (cc) bilir. Bir tarikata girmek, bir mürşide bağlanmak kurtuluşun belgesi değildir. Peygamber’imiz (sav) öyle buyurmuyor mu kardeşlerim; “Kızım Fatıma! Peygamberliğime güvenme.” 

Hz Allah’ın (cc) sevgili bir kulu, sevgili bir Peygamber’i, sevgili dostu Hz. İbrahim (AS) babası için dua ediyor, Hz Allah (cc) duasını kabul etmiyor. Babası müşriklerdendir. Hz. Nuh, “Gel oğlum şuraya bin” gelmiyor. Hz Nuh’un duası oğlunu kurtarmaya yetmiyor. Onun için hiç bir kimseye karşı kibirlenmeyelim, kasılmayalım. Tevazulu olalım. Mahviyet içinde, alçak gönüllü olalım. Nefsimizin ıslahı için Allah’a (cc) iltica edelim. Allah’ın (cc) kapısında küçülelim, gözyaşı dökelim. Ya Rabbi! Bu namazı, Zikrullah’ı nasip ettin, bunları kabul et.

Bugün hocamız bayram namazı vaazında kürsüde şöyle bir şey söyledi; huzur evini ziyaret ettik dedi. Huzur evinde bir yaşlı hanım, “bayramın geldiğini istemiyorum hoca efendi” demiş. “Neden, niçin anlat teyze” demiş. “Benim altı tane oğlum var. Büyüttüm, besledim ama beni buraya huzur evine koydular. Bayramda bile ziyaretime gelmiyorlar” demiş. İşte içinde bulunduğumuz toplum bu. Demek ki tüm sevgimizi, muhabbetimizi sadece çoluk, çocuğumuza, eşimize, işimize endeksler isek yanılırız. 

Bizim tüm güvencemiz Hz. Allah (cc) ’tır. Tüm benliğimizle Allah’a (cc) döneceğiz ve Hz. Allah (cc) emrettiği için, görevimiz olduğu için gene çoluk çocuğumuza gereken vazifemizi yerine getireceğiz. Hısımımıza, akrabamıza karşı görevimizi yapacağız. Bunu Allah (cc) emrettiği için yapacağız. Bizim Allah’tan (cc) başka dostumuz, sığınacağımız hiçbir kimsemiz yoktur. Yarın seni de çocukların huzur evine koyacak, yollarını gözleyeceksin. Bayramda gelenin olmayacak, durum bu. 

Toplumda büyük bir ahlaki çöküş var, üzgünüm. Komşuluk münasebetleri sıfır, akrabalık münasebetleri bitmiş. Büyük küçük kimseyi tanımıyor. Bunu birçok ilacı vardır. Bu sosyal bulanımdan, sıkıntılardan kurtulmanın ilacı Allah’ın (cc) kitabına sıkı sıkıya bağlanmak, Peygamber’imizin (sav) ahlakı ile ahlaklanmak için büyük bir mücadele vermektir. Toplum büyük bir yalnızlığın içinde! Bizi televizyonlarla, gazetelerle, şunlarla bunlarla devamlı uyutuyorlar. Yani onlar morfinimiz oluyor bir yerde. Tabirim yanlış anlaşılmasın, elbette izleyin. 

İzlemeyin, okumayın demiyorum. Ama bunlar bizim morfinimiz oluyor. Bunlar bizi Allah (cc) ’tan, Peygamber’den (sav), ahlaktan kesiyor. Biz bunlara zaman ayırırken Allah’a (cc) taati, ibadet, zikiri unutmayalım. Bu günün insanına üzgünüm taat, ibadet, zikir fikir deyince biraz zor geliyor. Çünkü böyle isteniyor. Böyle yönetiliyoruz. 

Buralar huzur meclisleridir. Peygamberlerimizin (sav) ifadesi ile “Cennet bahçeleridir zikir meclisleri.” Biz bu kültürden bilinçli olarak koparıldık. Tasavvuf kültürü yaşantısı bugünün insanına ekmek su gibi lazımdır. Bugünün insanları bu duruma, ahlaksızlığa, dejenere olmaya itenlerin elbette bu işte vebali büyüktür. Kırk iki yıldır karınca kararınca bu yollardayım. Üzüntüm şu; eline kalemi alan tarikatlara vuruyor. Tarikatlar sana ne yaptı kardeşim? Niçin bundan bu kadar rahatsız oluyorsun. Gittin, dinledin, bu adamların yaşantısını gördün mü? Neden bu kadar tarikatlara hücum ediyorsun, sebep ne? Ben yanlış yapıyorsam, tasavvuf tarikat adına bu bana yüklenmelidir. Benden sorulmalıdır bunun hesabı. Bu genelleme yapılmamalıdır. Yanlış yapılıyor. Tasavvufa hücum etmek lüks, fantezi haline geldi. Tarikatlara niye hücum ediyorsun? 

Bir sürü kitap yazdım, ortada. Yıllardır konuşuyorum ortada. Vatan için, millet için ne söylemişiz, ne yanlış konuşmuşuz, nerde ne yapmışız da bu kadar hücum ediliyor. Biz bu kadar itilmeyi, aşağılanmayı hak etmiyoruz. Tarikat, tasavvuf adına yanlış varsa isim olarak cemaat olarak bildirilsin. Bunun hesabı ondan sorulsun. Niçin bu genelleştiriliyor. Niçin bu Müslüman bu kadar rencide ediliyor. Efendi kardeşim, Müslüman kardeşim, Müslüman olduğunu söyleyen kardeşim ben seni Kur’an ve Sünnet ölçüsüyle tartmaya kalkarsam, çok af edersin açıkta kalırsın. Müslüman olduğunu söyleyenlere söylüyorum bunu.

Buralar yasallaştırılmalıdır. Devlet 1925’te Tekke ve Zaviyeleri kapatmıştır. O günkü şartlar bunu gerektirmiştir, kapatmıştır. Madem memlekette demokrasi vardır, diyorsan öyleyse bu kanun tekrar gözden geçirilmelidir. Bu insanlar buralara ihtiyaç duyuyor. Buralara ihtiyaç vardır. Denetlenmelidir, denetlenmekten biz rahatsız değiliz. Eline kalemi alan biraz temkinli yazsın. Konuşan daha temkinli konuşsun. Milleti aşağılamanın, kamplaşmanın bu millete getireceği hiçbir şey yoktur. Yıllardır sevgi, barış, kardeşlik diyoruz, birlik beraberlik diyoruz. Affedersiniz eşcinsellerin bile “Bize genel evi açın, biz çalışacağız” dediği bir ülkede tarikatların bu kadar horlanması, aşağılanması yanlıştır. Suçumuz nedir? Niçin yasal bir kimlik tanınmıyor. İnşallah bunu devlet büyüklerimizden, bizi yönetenlerden bekliyoruz, umuyoruz. 

Allah (cc) yar ve yardımcınız olsun. Bütün bunlar cesaretimizi kırmasın. Sahabenin yaşantısıyla bizim yaşantımız mukayese edilemez. Onlar tevhid uğruna, İslam’ı anlatmak için bin bir türlü çileye fedakârlığa katlandılar. Biz çileye, meşakkate zerre kadar katlanamıyoruz. İtileceğiz, aşağılanacağız, horlanacağız. Bütün bunlara katlanacağız, sabırlı olacağız. İnsanların pişmesi olgunlaşması sabırla olur. Bahsettiğim meselelerin bir de bu yüzü vardır. Zorluklara, sıkıntılara katlanmaktır. 

Her şey keyfimizce, gönlümüzce günlük gülistanlık içinde olmaz kardeşlerim. Büyük sufi, büyük insan Abdulkadir Geylani Hazretleri’nin şöyle bir sözü vardır; “Sen ya müridsin ya muradsın.” 

Allah (cc) yolundaki insanları kastediyor. İkisinden birisin. Sen müridsin, Allah’a (cc) talip olan birisin, Rızay-ı İlahiye’yi isteyen birisin. Yahut ta muradsın, Allah’ın (cc) istediği birisin. Murad olan bizim Peygamber’imizdir (sav) diyor. Peygamber’imizi (sav) Allah (cc) talep etmiştir, Allah (cc) istemiştir O’nu. O’nun çektiği sıkıntılara, çilelere, meşakkatlere bir bak diyor. Yahut sen müridsin, Allah’ı (cc) talep eden birisin, Rıza-i İlahiye’yi talep eden birisin. Talep ettiğine ulaşmak için bir takım sıkıntılara çilelere meşakkatlere katlanacaksın, diyor o büyük insan. Allah (cc) hepimize güzel ahlak versin. Allah (cc) bu bayram hürmetine kusurlarımızı hatalarımızı günahlarımızı affetsin. Allah’a (cc) emanet olun, Allah (cc) yardımcımız olsun.

Yorum bırakın