Arkadaşlarım, sevmek kendinden vazgeçmektir, sevmek ölmektir, sevmek vermektir. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz “Fakrım fahrimdir” buyurmuştur. Hz. Peygamber (sav)’ Efendi’mizin bu hadiste buyurduğu Fakr bizim anladığımız yoksulluk manasında değildir. Hz. Resul (sav) “fakrım fahrimdir” derken, -sevmek vermektir diye kısa bir şekilde yazdığım ikilikte işaret ettiğim üzere- Hz. Resul (sav) kendinde kendine ait hiçbir şey bırakmamıştır. Hep vermiştir. Fakrım Fahrimdir sözü böyle tecelli etmiştir.
Resulullah Efendimiz büyük bir dava, büyük bir sevgi adamıdır. Aşkı en ileri seviyede yaşamıştır. Büyük bir sevgi ile Hakkı sevmiştir. Kendinde kendine ait ne varsa hepsini Hakk’a vermiştir. Kendinde kendisine ait bir şey kalmayınca da “Resule itaat edenler, Allah’a itaat etmiş olur” olmuştur. İşte sevmek vermektir. Vermekten kasıt neyi sahiplenmişsek onların hepsini Hakk’a vermektir. Sevmek ölmektir. Ölmekten kasıt fenadır. Kendinden ölmektir, kendinden yok olmaktır. İrademizi, isteklerimizi öldüreceğiz. Allah’ın (cc) iradesinde kendi irademizi yok edeceğiz, tasavvufun aslı budur. Sevmek her şeyden vazgeçmektir.
Bizler sevdiğimizi söylüyoruz ama vermeye hiç yanaşmıyoruz. Kurban bayramı içindeyiz, Allah (cc) kurbanlarımızı kabul etsin, kesemeyen kardeşlerimiz üzüntü duyduysa belki kesenlerden daha fazla sevap kazandı o da ayrı bir âlemdir. Allah (cc) kurban ibadetimizi kabul etsin. İslam’ın ve insanlığın uyanışına Hz. Allah (cc) bu günleri vesile kılsın.
Hanefi fukahası kurban ibadetini vacip olarak nitelendiriyor, fakat kurban kesmenin hükmü sünnettir. Kevser Süresinde “(Habibim) hakikat, biz sana, Kevseri verdik. O halde Rabbin için namaz kıl, kurban kes” buyurulmuştur. Bu ayette emir hususidir, Peygamber’imizedir (sav), genel değildir. Bu ibadeti vaciptir diye yüzyıllardır vatandaşa dayatmanın mantığı yoktur.
Kurban ibadetinin hükmü sünnettir. Peki, bu ibadetin sünnet olması yapmamayı mı gerektirir? Böyle bir durum yoktur yapacağız elbette. Çünkü Peygambere uyan Allah’a (cc) uymuştur. Peygambere itaat Allah’a (cc) itaattir. “Kim Resule itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik” diyor ayeti kerime. Peygamber (sav) sadece uyarıcıdır.
Biz Peygamber (sav)’e itaat edersek Allah’a (cc) itaat etmiş oluruz. Peygamber’imizin (sav) sünnetini hafife almak konu dahi olamaz. Elimizden geldiği kadar, bildiğimiz kadar, gücümüzün yettiği kadar Peygamber’imizin (sav)sünnetine uymaya çalışacağız. Bu bizim için çok önemlidir. Kurban ibadeti de sünnettir. Yine ayette “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a (cc) ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır” buyurulmuştur.
Kurban olayı daha çok Hz. İbrahim’den (AS) gelmektedir. Kur’an’da bu husus şöyle buyurulmaktadır: “Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin?” dedi. O da cevaben: “Babacığım! Emr olunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun” dedi”. Malumunuz Hz. İbrahim’in hanımı ve kendi yaşlı olmasına rağmen Allah’ın (cc) bir lütfu olarak oğlu Hz. İsmail (AS) dünyaya geliyor. Hz İbrahim (AS) Allah’a (cc) muhabbette çok ileri gitmiştir. Allah’a (cc) yoğun bir muhabbet yaşamış, oğlu dünyaya geldiğinde gönlü Hz. İsmail’e (AS) kaymıştır.
Hz. İbrahim Allah’a (cc) muhabbette seçkin bir kuldur. Oğluna bu meyli ve muhabbetinden dolayı Hz. Allah (cc) , rüya ile “kes” buyuruyor. Hz. İbrahim (AS) oğlu İsmail’i (AS) kurban etmek istiyor. Hz. İbrahim (AS) kesecekken Hz. Allah (cc) kurban olarak koç gönderiyor. Bu meselede Hz. Allah’ın (cc) Hz. İbrahim’den (AS) asıl istediği oğluna duyduğu muhabbeti kesmesi idi. Eğer Hz. Allah (cc) İbrahim Peygamberin (AS) oğlunu kesmesini isteseydi koçu göndermezdi, oğlu İsmail de kurban olarak kesilirdi. Burada istenilen şey İbrahim Peygamber’in (AS) gönlünün Allah’tan (cc) gayrısına oğlu İsmail’e (AS) meyil etmemesidir. Hz. Allah (cc) “Senin muhabbet edeceğin yer benim” demiştir.
Allah’ın (cc) bir sıfatı da Gayyür’dür. Allah (cc) zatında kıskançtır. Hz. Allah (cc) bizler gibi avam insanlara merhametiyle muamele ederken seçkin kullarına Gayyür sıfatı ile muamele eder. Bu olayda Hz. İbrahim’in (AS) emre itaati kadar Hz. İsmail’in (AS) de “Baba beni itaat edenlerden bulursun, gözümü bağla, bakışlarımla sana isyan etmeyeyim, sana emir olunanı yap” dediği o büyük teslimiyetini de görmek gerekir. Bu olayda baba oğul ciddi bir imtihandan geçmiştir.
Sevgili arkadaşlarım; bizleri Allah’a (cc) ulaştıracak olan takvaya; muhabbetimizi, meylimizi Allah’ın (cc) gayrından keser, Allah’ın (cc) muhabbetinde yoğunlaşırsak ancak ulaşabiliriz. Takva sahibi olanlara Allah’ı (cc) seviyorsan boynunu uzat, keseceğiz deseler o insanlar tereddütsüz kıllarını kıpırdatmadan boyunlarını uzatırlar. Çok üzgünüm bizler o muhabbeti bulamadığımız için, Allah (cc) rızası için tabiri caizse tırnağımızı bile kesemiyoruz.
Sevgili arkadaşlarım, evliyalar peygamberlerin makamındadır. Fakat peygamber değillerdir. Hz. Peygamber’imiz (sav) “Ümmetimin evliyası beni İsrail’in peygamberleri ayarındadır” buyurduğu gibidir. Arifler yani evliyalar zümresi peygamberlerin yaşadığı halleri yaşarlar. Kurban kesmemizle bizden talep edilen şey Allah’ın (cc) gayrından ülfeti, muhabbeti kesmemizdir. Allah’a (cc) yönelmemiz, Allah (cc) ’ta yoğunlaşmamız istenilmektedir.
Allah’ın (cc) iradesine kendi irademizi vermemiz istenilmektedir. Takvadan da kasıt budur. Vermekten anlamamız gereken şey canımızı bile verebilmektir, seven insan için canını vermek zor değildir. Bir ömür boyunca kendi irademizi Hakk’ın iradesinde eriteceğiz, işte “fena” denilen budur. Hadiste “Kendisini ilgilendirmeyen şeyi terk etmesi, kişinin iyi Müslüman oluşundandır” buyrulmaktadır. Bizim meşgul olduğumuz şeylerin ne kadarı bize lazımdır düşünelim. Dünya çocuklara verilen oyuncak gibidir, oyuncağı alan çocuk nasıl oyuncağı vereni unutur, oyuncakla oynamaya dalarsa, biz de aynı öyle Hakkı unutup oyuncak mesabesindeki dünyaya dalmışız.
Kurban bayramında kurban kesmekle hemen Allah’a (cc) yakın olunmaz. Bu iş o kadar kolay değildir. Namaz kılma bütün fukahanın ittifakıyla farzdır. Müslümanların kurban bayramına gösterdikleri ilgiyi farz olan namaz ibadetine de göstermeleri gerekir ve lazımdır. Namaz önemli bir ibadettir, namaz ibadetinde tembellik, gevşeklik yapıyoruz, sonra da bu hareketimizi mazur ve meşru göstermek için bir sürü bahane buluyoruz. Hiç olmazsa bu hatamıza meşru kılıf aramayalım, biraz eziklik duyalım, “Yarabbi bize namaz kılmayı nasip et” diyelim. Peygamberlerimizin, sahabelerin ve bütün evliyaların yaptığı bu güzel ibadeti Allah’ın (cc) bize de nasip etmesini dileyelim.
Arkadaşlarım, kendimize lazım olmayan şeyleri azami ölçüde terk etmeye çalışalım. Tasavvufta zühdi hareket kesin olarak vardır, ancak bizim sahabenin yaşadığı gibi bir züht hareketini yaşama şansımız maalesef yoktur. Meseleyi bugünün şartları içinde değerlendireceğiz. Kendi adıma şunu temenni ediyorum:
Hz. Allah (cc) zenginlik, makam, mülk verip bizden ibadetini, taatini alacaksa böyle bir zenginliği, makamı, mülkü istemeyelim. Bizim için kurtuluş ve güzellik Allah’a (cc) taat ve ibadettedir. Bunu hiçbir şeye değişmeyelim, dünya meşgalelerimiz bizi hiçbir zaman Allah’a (cc) taat ve ibadetten koparmamalıdır. Anladığım ve anlattığım tasavvuf sevgi üzerine kuruludur. Meseleye sadece cennet ve cehennem olarak bakmayalım, ibadetteki huzuru yaşıyorsak cennet bizim için bu âlemdedir. İbadetteki huzuru bulursak secdeye kapandığımızdaki duyduğumuz manevi, ruhani hazzı dünyalara değişmeyiz. Allah (cc) bu lezzeti hepimize tattırsın.
Allah’a (cc) yakın olmak, ancak Allah’ın (cc) emirlerine teslim olmakla mümkündür. “Yarabbi seni memnun edecek işleri yapmayı bizlere muvaffak kıl, kulluğunu bize nasip et sana yönelmeyi nasip et” diye dua edelim. Muhabbette yoğunlaşmaya çalışalım, samimi olalım; dervişlik yolu tevazu yoludur. Bizler tevazuyu bulmak zorundayız, kibirden, gururdan arınmak mecburiyetindeyiz.
Peygamber’imizin (sav) sözünü de daima hatırlayalım. “Allah’a (cc) ve ahirete inanan, ya hayır konuşsun veya sükut etsin.”
Allah (cc) yardımcımız olsun.


Yorum bırakın