İnsan üzerindeki en büyük hak sahibi Hz. Allah (cc) tır. Seni bu âleme göndermesindeki sebep, hikmet; hadis-i kutside de buyrulduğu gibi “Ben gizli bir hazine idim. Zatımı bildirmek için bu alemi halk (yarattım) ettim.” Yani bizim bu âlemde asıl bulunuş sebebi hikmetimiz Allah’ı (cc) tanımak, Allah’ı (cc) bilmek, Marifetullah’a ulaşmaktır.
Allah’ı (cc) tanımak, bilmek için marifet sahibi bir gönül erinin, bir gönül erbabının sohbetine, yol göstericiliğine ihtiyaç vardır. Allah’ı (cc) tanıyan birinin bize ayna olması, aynayı tutması lazım. Hadis-i şerifte buyruluyor ki, “Mümin, müminin aynasıdır.” İşte arif dediğimiz kendini Allah’da (cc) eritmiş, yok etmiş insan olacak; Allah’a (cc) ayna olmuş insan olacak. Yani mürşidden Hak görünecek. Bu sözlerimi iyi anlayın, bu sözler insanı yapar da yıkar da. Sen mürşidinin aynasında kendini seyredeceksin.
Bu kısmını size bir kıssayla açıklayalım: Dervişin bir tanesi, mürşidine rabıta yapıyor. Bağlı olduğu mürşidini merkep suretinde görüyor. Bu olay bir-iki sefer tekrar edince dervişin mürşidine karşı olan itikadı sarsılıyor, bir huzursuzluk kaplıyor kendini. Durum mürşidinin dikkatini çekiyor. “Konuş bakalım oğlum, bir sıkıntın var senin” diyor. Derviş de: “Üstadım, böyle böyle oluyor.” diye durumunu anlatıyor. “Ben rabıta yapınca sizi uzun kulaklı görüyorum” diyor. Üstadı diyor ki: “Oğlum, aynı hal tekrar ederse sana emir veriyorum, benim o kulağımı kes” diyor. Derviş: “Pekâlâ” diyor ve izin alıp huzurdan kalkıyor. Rabıtasında aynı durumla tekrar karşılaşıyor, tutuyor kulağını ve bıçağı bastırıyor. Bıçağı bastırınca canı acıyor, silkeleniyor ve kendine geliyor. Görüyor ki; kendi kulağını tutmuş kesmek için zorluyor bu derviş. Tabi tövbe istiğfarda bulunup itikadını düzeltmek için tekrar tekrar tövbe istiğfarda bulunuyor.
Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz buyuruyorlar ki: “Hesaba çekilmeden evvel hesabınızı görünüz.” İslam’ı yaşama ceht ve gayretiyle uykularımız kaçıyor mu? Gönlümüzü yokladığımızda, gönlümüzde bir Allah (cc) ve Peygamber sevgisi var mı? Allah (cc) ı, Peygamber’i andığımızda gözlerimiz yaşarıyor mu? Sizi böyle bir tefekküre davet ediyorum. Bu muhasebeyi milletçe yapmadığımız sürece yaşadığımız bu sıkıntılardan, bu iptilalardan kurtulmamız mümkün değildir.
Milyonlarca Müslüman dua ediyor ama dualarımız kabul edilmiyor. Edilmiyor çünkü helal lokma yemiyoruz. Duanın kabul edilmesi için helal yememiz lazım. Biz ne yapıyoruz önümüze gelen yemeğin helal olmasından çok; yağı, tuzu, ya da kalori değeri ile ilgileniyoruz. Yaşantımızın, hal ve hareketimizin sünnete uygunluğunu her gün akşam muhasebesini yapmamız lazım. Konuşurken Müslüman gibi konuşup, yaşarken gayri Müslim gibi yaşayıp bu ikisi arasında bocalanıyorsa; bunun adı münafıklıktır. Bundan hepinizi tenzih ederim ama yaşadığımızla konuştuğumuz bir biriyle uyuşmalı. Yani konuştuğumuz gibi, yani göründüğümüz gibi yaşamalıyız.
Dünyanın her tarafında Müslüman kanı akıtılıyor, her tarafta zülüm görülüyor. Biz milletçe birbirimizle barışmadıktan sonra, milletçe birbirimizi sevgiyle muhabbetle kucaklamadıktan sonra, millet olarak tek yumruk olmadıktan sonra bu işlerin üstesinden gelinemez. Avrupalının, Amerikalının gözünü gözlemekle bu zilletten kurtulamayız, bunu kafanıza iyice koyun; Avrupalı sana bir fındık tanesi kadar iyilik yapıyorsa, senden bir ceviz tanesi kadar da bunun karşılığını alıyor demektir. Sen-ben kavgalarını, senin parti-benim parti çekişmelerini bir kenara bırakıp ufuklu olalım, millet olarak birbirimizi sevip kucaklayalım; yoksa millet olarak içine düştüğümüz bu zilletten kurtulmanın yolu yoktur.
Avrupalıyı memnun edemezsiniz. Bugün Türkiye’de birlik, dirlik bozulduğu zaman Allah (cc) korusun, bizim bizden başka dostumuz yoktur. Önce Türkiye demeyi öğrenmemiz lazım, önce Türkiye. Kendi cebimizden çok Türkiye’nin menfaatini sevmemiz lazım. Milletçe bu kültürü, bu kafa yapısını geliştirmemiz lazım. Güçlü bir Türkiye, zengin bir Türkiye; hepimizin mutluluğu demektir. Namusumuz için, vicdanımız için, dinimiz için güçlü Türkiye’yi kurmak mecburiyetindeyiz. Bugün dünya küçülmüştür, kimse kimsenin gözünün yaşına bakmıyor. Yani güçlü güçsüzü eziyor. Güçlü ne ile olursun, güçlü bir ekonomiyle olursun. Bu konuda hepimize görevler düşüyor. Benim gücüm neye yeter demeyeceğiz, önce memleket diyeceğiz, önce vatan diyeceğiz, önce memleketin birliği-dirliği diyeceğiz. Gerekiyorsa vatan için ölmesini de bileceğiz. Biz çocuklarımızı bugün için yetiştirmedik mi? Bizim babalarımız, dedelerimiz öldüğü için bu vatan bize kalmadı mı? Biz de gerektiğinde ölmesini bileceğiz, bizden sonrakilere kalacak. Biz bu memleketin insanıysak bu bizim namusumuzdur. Vatan bizim namusumuzdur, sahip çıkacağız.
Parti tartışmalarının, Alevidir, Sünni’dir, Türk’tür, Kürt’tür, laiktir, anti laiktir; bu tartışmaların içinde olmayın, bu insanların hepsi bu memleketin evladıdır. Birlik dirlik içinde yaşamayı öğrenmeliyiz, birbirimizi sevmeyi öğrenmeliyiz. Sizin gibi düşünmeyen insanları da kucaklamayı, sevmeyi öğrenmeliyiz. Zaten olgun insanın alameti de budur. Hepimizin iftihar ettiği Hz. Mevlana vefat ettiğinde, Hıristiyan papazlar dahi ağlamış, üzülmüşlerdir; “O bizim de mürşidimizdi” diye. Bizler de vefat ettiğimizde, her sınıftan, her düşünceden insanın gönlünde bir eziklik, burukluk olmalı ki; bizim yaşadığımızın da bir alameti olsun.


Yorum bırakın