Hz. Peygamber (sav) Efendimiz’i elbette seviyoruz. O’nun sevgi ve muhabbetini Allah (cc) gönlümüzden eksik etmesin. O’nun nurlu yolundan ayırmasın. Yalnız onu seviyorum demekle iş bitmiyor. Müslüman olarak hepimizin üzerine düşen görevleri var. O’nun kutsal davasına sahip çıkmak, hepimizin üzerine düşen başlıca görevimizdir. Onun davasına hizmet etmek mecburiyetindeyiz. Bizden evvel büyüklerimiz, Sahabe-i Kiram, mallarıyla canlarıyla bu davaya hizmet etmişler, bu emaneti bize kadar ulaştırmışlardır.

Bugün insanlık bunalım ve sıkıntı içerisindedir, mustariptir. Bunu aşmanın tek yolu vardır; o da insanlığın İslam’la buluşması, onunla kaynaşmasıdır. İslam ile hemhal olmasıdır.

İnsanlar, aslında Resulullah’ın (sav) izini arıyor. Bizim yapacağımız bu insanlara İslam’ı takdim etmektir. Bu yolda birtakım çile ve sıkıntılara katlanmamız gerekir; bu inancımızın gereğidir.

İslam hepimizin davasıdır. “La ilahe illallah” diyen her şahıs üzerine birtakım görevler düşmektedir. Bunun bilincinde olmak lazım. Dinde nemelazımcılık, yoktur.

Müslümanlar üzerinde büyük oyunlar oynanıyor. Müslüman’ı bir birine düşürmek istiyorlar. İslam âleminin önderi de diyebileceğimiz memleketimizi bölmek, parçalamak istiyorlar. Atalarımızın tarih boyunca yüklendiği en önemli görev, İslam’a hizmettir. Bizler de, onların torunları olarak, İslam’a hizmet en büyük şiarımız olmalıdır. Tefrikaya düşmeden, bütün insanları kucaklayarak İslam’a hizmet etmeliyiz. Hizmet için yorulmamız, terlememiz, malımızdan, canımızdan fedakârlık etmemiz lazım. Allah (cc) ve Resulünü (sav) seviyorum diyen bir insan için bunlar zorunludur.

İnsanımız bugün, biraz tembellik, rehavet ve taassup içinde birbirleriyle uğraşıyorlar. “La ilahe illallah” diyen bütün insanlar bizim kardeşimizdir. Birbirimizi sevmemiz, birlik ve beraberlik içinde olmamız lazımdır. Bu memleketin insanını birbirine düşürmek istiyorlar. Bu tür tahriklere kapılmamamız lazımdır.

Bugün Türkiye’nin gündeminin birinci sırasını terör belası işgal ediyor. Bu teröristler inandıkları batıl bir dava uğruna ölüyor-öldürüyorlar. Biz kimseye adam öldürün demiyoruz ama inandığımız dava uğruna da biraz sıkıntı çekmeyi göze almalıyız.

Toplumdaki sıkıntının temelinde sadece dinden kopmuş olmanın sıkıntısını yaşıyoruz. İnsanların içini İslam’a ısındırmak için gayret sarf etmeliyiz. Zillet bizim kaderimiz değildir. Biz davamıza sahip çıkarsak kimse bizi aşağılayamaz. Suçluluk kompleksi içine girmeden dini vecibelerimizi yerine getirip insanca yaşamak bizim hakkımızdır.

Biz, Allah’ın (cc) bir lütfu olarak, yıllarca Resulullah’ın (sav) muhabbetiyle gözyaşı dökmüş bir insanız. Bu gözyaşında buruk bir tat ve lezzet vardır. Sizler de Resulullah’ı (sav) ananızdan-babanızdan ve nefsinizden daha fazla sevdiğiniz zaman, o kıvama geldiğinizde İslam’ın değerini daha iyi anlayacaksınız. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz’i ancak o zaman tanıyacaksınız. Kim onu nefsinden daha çok severse ancak o zaman taklidi imandan kurtulmuş olacaktır. Allah (cc) ve Resulü’nün (sav) davasına çok sıkı bağlanmalıyız. O zaman dünya hayatında da huzur ve mutluluğu bulacağız. Yaşamanın gayesi O’nun izinden gitmektir. Sabırla, hoşgörüyle, tevazuyla insanların içini İslam’a ısındırmaktan bir an olsun geri kalmayın.

İslam’a hizmetin en büyüğünü tasavvuf müessesesi yapmıştır. Nerede bir İslami neşe, canlanma var, altında mutlaka bir tasavvufi hareket vardır. Dava sen-ben davası değil, ancak insanların içini İslam’a ısındırmaktır. Ölümün nerede, ne zaman geleceği belli değildir. En büyük sermayemiz, ömürdür. Bunu israf etmeyelim.

Allah Resulü’nün (sav) terbiye, irşad metodu sohbettir. Sohbet meclislerine devamlı olun. Evliyanın havada uçması, suda yürümesi hüner değildir, onların sözü, sohbeti önemlidir.

Toplum olarak eksiğimiz Allah Resulü’nün (sav) öğretilerine, ahlakına, O’nun sevgi ve hoşgörüsüne ulaşamamak.

İçimizden dünya sevgisini çıkaracağız. Gönlümüzü O’nun gayrından temizleyeceğiz ki, bu gönle Muhabbetullah tecelli etsin. Bu kurtuluşumuza inşallah vesile olacaktır. Dünya ve ahiret saadetini de kazanmak ancak bununla mümkündür.

Yorum bırakın