Allah’a (cc) hamd olsun. Bizleri böyle bir güne ulaştırdı. Bizleri iman ve İslam’la şereflendirdi. Sizin gibi güzel insanların bizimle bayramlaşması için buralara gönderdi. Allah’a (cc) şükür ederim ve sizlere de teşekkür ederim. Bizim gönlümüzü yönlendiren ve bu şevki veren Hz. Allah’tır (cc) . Öyleyse önce Allah’a (cc) şükredeceğiz, hamd edeceğiz sonrada arkadaşlara teşekkür edeceğiz. Allah’a (cc) hamd ve senalar olsun.

Bugün; acıları, sıkıntıları, hüzünleri geride bırakıp unutmak ve sevgiyle, kardeşlikle kucaklaşmak zamanıdır. Hayat önümüze zaman zaman acılar, zaman zaman tatlılıklar koyar. Bu hayatın doğasında vardır ve son derece doğaldır. Önümüze konan bu acıları, üzüntüleri büyütmemek gerekir. Bu acıları, üzüntüleri ne kadar sahiplenirsek bizlere o kadar ağır gelir. Acıları, üzüntüleri gözümüzde fazlaca büyütmeden birbirimizi sevmemiz gerekir. İslam sevgi, hoşgörü, bağışlama dinidir. Bunları hayatımıza geçirmemiz lazımdır. Birbirimizi ne kadar çok seversek o kadar çok mutlu oluruz. Birbirimizi ne kadar çok affeder, bağışlarsak gönlümüzü kinden, hasetten, öfkeden arındırmış oluruz. Huzuru bulmuş oluruz. Affetmek, bağışlamak önce bizlere faydalı olur.

Gönlümüze kini, öfkeyi yük etmemeliyiz. Öyleyse birbirimizi affedelim, bağışlayalım. Yakınlarımızla, arkadaşlarımızla, akrabalarımızla aramızda kırgınlıklar, dargınlıklar varsa bunları giderelim.

Kurban kesmenin başlangıcı, Hz. İbrahim Peygamberden gelmektedir. Hz. İbrahim (AS) gördüğü bir rüya üzerine oğlu İsmail’i kurban etmek istemiş, Hz Allah (cc) bir lütuf olarak İsmail’in yerine kurban olarak kesilmek üzere koç göndermiştir. Hz. İbrahim’in (AS) oğlu yerine koçun kurban edilmesi istenmiştir. Bu kıssa Allah’a (cc) teslim olmanın güzel bir örneğidir. Hz. İbrahim’in Allah (cc) için, Allah’a muhabbetinden dolayı oğlunu bile feda edebilecek bir coşku, heyecan içinde yaşadığını görüyoruz.

Kurban kesmenin Peygamber Efendimize (sav) taalluk eden yönü de vardır. Hz. Peygamberin (sav) oğlu Kasım vefat edince, müşrikler ona, sonu nesli kesik manasında “ebter” dediler. Hz. Peygamber (sav) için bırakın onu, onun sonu kesiktir, ölürse adı unutulur gider demişlerdi. Bu olay Resulullah (sav) efendimizi üzmüştür. Bu olaydan sonra Kevser suresi nazil olmuştur. Kevser suresi, bu şekilde düşünenlere bir cevap mahiyetindedir. “Bismillahirrahmanirrahim! Ey Muhammed! Doğrusu sana pek çok nimet vermişizdir. Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu adı sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir”. 

Resulullah (sav) Efendimiz Allah’ın (cc) emri ile bir şükür ifadesi olarak kurban kesmiştir. Dinimizde kurban kesmenin hükmü mezheplere göre değişiklik arz etmektedir. Üç mezhebe göre (Şafi, Hanbeli, Maliki) sünnet hükmünde, Hanefi mezhebine göre ise vacip hükmündedir. Ben kendi adıma bu ibadeti sünnet olarak kabul ediyorum. Allah (cc) nasip ediyor, insanlarımız bu bayramı büyük bir coşku ile karşılayıp kurbanını kesiyor. Bu ibadeti yaparken toplu yaşam kurallarına uygun olarak kesim kaidelerine de her sene daha şuurlu olarak uymaya gayret gösteriyorlar. Her fikrin, her aksiyonun bir karşıtı olduğu gibi kurban kesimi konusuna da çok farklı bir boyuttan bakan insanlarımızda mevcut. 

Konuyu irdeleyecek olursak; Hayvanlar yaratılış itibari ile insanlarım hizmetine sunulmuştur. Yaratılışlarının hikmeti budur. İnsanlarımız kurban bayramı haricinde de et tüketiyorlar. Hatta sağlıklı olabilmek için belli miktarda et tüketilmesi gerektiğini konunun uzmanları öneniyorlar. Bu konuda demagoji yapmaya gerek yoktur. Allah’a (cc) inanan insanlarımız sünnet veya vacip hükmünde kabul ettikleri bir ibadeti, dini vecibeyi yerine getirmenin heyecanını yaşıyor. Bu konu ile ilgili menfi yönde bilgelik taslamanın hiç bir gereği yoktur. Çünkü bu konuda Müslümanlara karşı demagoji yapan bu insanlarda değişik zamanlarda et tüketiyorlar. Bir ay önce şiş köfteyi, adana köfteyi rakının yanında meze yaparak afiyetle yiyen, tüketen insanlarımız bu hareketlerinden hiç rahatsız değiller ama kurban bayramında Müslüman’ın ibadet kastıyla hayvan kesmesinden rahatsızlık duyuyorlar. İnşallah bizler bu tür düşüncelere sahip kişilere de tahammül göstereceğiz. Onlarda Müslümanların bu ibadetlerine daha hoşgörülü ve müsamahalı olmayı öğrenecekler. İnsanların farklı düşünmesi fıtratları gereğidir. 

Tek tip düşünen insanlar olsaydık bu son derece sıkıcı olurdu. Bu farklılık çok seslilik Hz. Allah’ın (cc) bize bir lütfudur, zenginliğidir. Hz. Allah (cc) kendi kudret ve sanatını bu çok seslilikte izhar ediyor. Düşünebilirsek bu çok seslilik ve renklilikte tekliği görürüz. Bunlardan rahatsız olmamak gerekir. Birbirimizi sevmemiz, bayramları kinleşme, inatlaşma, zıtlaşma vesilesi yapmamamız gerekiyor. Bizler sevgiden yana olmalıyız. 

“İnancım uğrunadır bunca çile çektiğim,
Sevgi tohumlarıdır gönüllere ektiğim.”

Dinimizi böyle anlıyorum. Diyelim ki insanlara verebileceğin bir şeyin yok; ya sevgi, ya hoşgörü ikiliğimdeki gibi hayatım boyunca beni dinleyen insanları bir kamplaşmaya, zıtlaşmaya değil sevgiye yöneltmeye çalıştım. 

Biz bugünün insanları olarak bu sevgiyi, hoşgörüyü yitirmiş durumdayız. Bir kuraklık ve yokluk içindeyiz. Apartmanlara dışarıdan baktığımızda çok muhteşem görünüyorlar. İnsanlar bu lüks ve muhteşem dairelerde mutlular mı diye düşünüyorum. Eğer bizlerin gönlünde sevgi yoksa, birilerini sevemiyorsak, birileriyle paylaşamıyorsak o muhteşem evler bize huzur vermez. Sevgi illa sevgi olacak. Sevmediğin insanlarla aynı odayı paylaşıyorsan, aynı işyerini paylaşıyorsan, paylaştığın ortamın dekoru ne kadar güzel olursa olsun sana huzur vermez. İşyerlerimizden akşam mesai bittiğinde kaçarcasına gidiyoruz. Demek ki oralarda da mutlu değiliz sadece şartların gereği birbirimize tahammül ediyoruz. Birbirimizi sevmiyoruz. Öyleyse bu kaybettiğimiz yitiği “sevgiyi” tekrar bulmamız gerekiyor. 

Sevgi bizim için hayatın zorluklarına karşı bir motor gücüdür, dayanma gücüdür. Zorluklara karşı azmimizi bileyen bir güçtür. Bu sevgiyi bulmamız, gönlümüzü bu sevgiye açmamız gerekiyor. Bizleri bu sevgiden uzaklaştıran kin, nefret, haset, ucub, gurur, riya, aşırı dünya hırsıdır. Ahirete inanırız veya inanmayız bu insanların kendi inançlarıyla ilgili bir husustur ama inanmamanın getirdiği sıkıntıları insanlarımız yaşıyorlar. Dünya malı namına ne kadar çok kazanırsak kazanalım bir gün bu kazandıklarımızı bırakıp gideceğiz. Ölüm hayatın inkârı mümkün olmayan keskin bir realitesidir. Öyleyse ahirete inanıyorsak da inanmıyorsak da kazandıklarımızı bir gün dünyada bırakıp gideceğiz. Çok kazanmışsak bunları birileri paylaşacak. Dünyaya tapınırcasına bağlanmayalım. Dünya malı toplamayı bir put haline getirmeyelim. Elbette dünyalık kazanacağız, güçlü olacağız ama hayat sadece dünyadan ibaret bir yaşam değildir. 

Ahiret diye de bir âlem vardır. Toplumumuz ahirete inanmamanın getirdiği sıkıntıyı şiddetle yaşıyor. İnançsızlık, Allah’ı (cc) inkâr entelektüel bir çıkmazdır. Toplumumuzda zaman zaman yüksek mevkilerde bulunmuş, zengin olmuş insanların bu mevkilerden gittikten sonra devletin cebinden milyon dolarlar çaldıklarını okuyoruz. Bu insanlarda ahiret inancı olsa, yaptıklarının hesabını vermek düşüncesi olsa bunlara tenezzül ederler mi? Demek ki ahiret inancı dünyada da mutlu olmanın bir gereğidir. 

Akıllı insan aklı tapınak edinmez. Aklın meşru ve mubah gördüğü bir şeyi yapmanın mantığı bu toplumda sıkıntıyı da beraberinde getiriyor. Allah’a (cc) inanıyorsak, onun gönderdiği kitaba inanıyorsak, peygamberini tasdik ediyorsak kendimize çeki düzen vereceğiz. Toplumsal huzurun bulunması için bunlara ihtiyaç vardır. Öyleyse dünya için çalışacağız gayret göstereceğiz ama Allah (cc) düşüncesini, ahiret düşüncesini gönlümüzden silmeyeceğiz. Kötülüklerden ve yanlış işlerden korunmamız için bu inanca ihtiyacımız vardır. İnanmanın verdiği mutluluk ve huzur hiçbir şeye değişilmez.

Kurban kesmek ibadetinin temel esprisi Allah’ın (cc) emrine teslim olmaktır. Nefsimizdeki kibir, haset, riya gibi kirleri atabilmektir. Yani ben duvarını yıkabilmektir. Burada Allah (cc) için kurban edilecek şey insanın kendi nefsidir. Kendi nefsini, kendi enesini Allah (cc) rızası için feda edebilmektir. Bu bize kâmil iman, güzel ahlak kazandırır. Bunun sonucunda bağışlamayı öğreniriz, hayatın tadına varırız.

Allah (cc) hepinizden razı olsun, tekrar bu günlere kavuşmayı nasip etsin. Bizlere bu günlerin şevkini ve heyecanını yaşatsın. Bizlere memleketimizde birlik ve beraberlik ihsan etsin.

Yorum bırakın