Sevgili kardeşlerim hepinizin Kadir Gecesini tebrik ediyorum. Cenabı Hakk bu mübarek gecelerin feyzinden bizleri nasiplendirsin. Hz. Allah (cc) bizim nasıl olmamızı istiyorsa öyle olmamıza yardım etsin. 

Ramazan ayı feyizli, bereketli ve manevi atmosferi yüksek bir aydır. Kadir Gecesi de Kur’an’ın ifadesiyle bin aydan hayırlı bir gecedir. Peygamber Efendi’mizin (sav)  ifadesiyle kadir gecesi ramazan ayının son on gününde aramamız gereken bir gecedir. Bu son on günü elimizden geldiği kadar değerlendirmeye taat ve ibadetle geçirmeye gayret edelim.

Allah’a (cc) bütün benliğimizle, gönlümüzce yönelelim. Bizleri taat ve ibadete yönlendirecek birçok ayet ve hadislerde var. Bunların gayesi bizleri taat ve ibadete yönlendirerek kulluk şuurumuzu geliştirmektir. Cenabı Hakkın sevaplarla heveslendirip günahlarla korkutmasındaki asıl gaye bizdeki kulluk şuurunu kuvvetlendirmektir. Kulluk şuuru bizde tam geliştiğinde bu tip yönlendirmeler, karşılıklar fazlaca ilgimizi çekmez. Bunun manası sevaba ihtiyacımızın kalmaması değildir, bizdeki kulluk şuurunun gelişerek taat ve ibadeti benimsememizdir.

Kulluk şuuru nedir? Yüce Peygamber’imiz (sav) bir hadislerinde “Sizin hayırlınız, ahireti için dünyasını, dünyası için ahretini terk etmeyendir.” Buyurmuştur. Bizler bu dengeyi kurabiliyor muyuz? Kanaatim biz bu dengeyi devamlı dünyanın lehine bozuyoruz. Beş vakit namaz kılmak farzdır. Bu ibadetin farziyeti konusunda İslam âlimlerinin ihtilafı yoktur, tüm İslam uleması farzdır demiştir. Farz olan bu namaz ibadetini yapmakta bile bugünün Müslümanı çok gevşek davranıyor. Bizim bu ibadeti nefsimize kabul ettirmemiz ve önemsememiz gerekiyor. Resulullah (sav) efendimiz: “Ben rabbime günde yüz defa tövbe istiğfar ederim” Başka bir rivayette “Ben rabbime günde yetmiş defa tövbe istiğfar ederim” buyuruyor. 

Hz. Peygamber (sav) O büyük insan, müstesna insan bizim kemal ve olgunluğunu, büyüklüğünü övmeye gücümüzün yetmediği o büyük insan; “Ben rabbime günde yetmiş defa tövbe istiğfar ederim” buyuruyor. Kendimize soralım; biz rabbimize yetmiş günde yetmiş defa tövbe istiğfar ediyor muyuz? Hz. Allah (cc) ; “Ben İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye halk ettim” buyurarak bizim rotamızı belirlemiştir. Ne yazık ki biz ibadete ve taate yaklaşmıyoruz. Yaklaşmadığımız gibi kendimizi mazur ve meşru göstermek için birtakım mazeretler buluyoruz. Bugün için beş vakit namazı kılmamanın hiçbir şekilde mazur görülecek bir yanı yoktur.

Dinimiz İslam dediğimiz zaman referansımız Kuran ve Sünnet olmalı. Biz kendimizi ne kadar Resulullah (sav) Efendimiz’e benzetmeye çalışırsak halimiz ne kadar Allah Resulünün hallerine uygun olursa o kadar kemal ve olgunluk kazanırız. Yüce Allah (cc) Kur’an-ı Kerim’de “Eğer Allah’ı (cc) seviyorsanız peygamberine uyun ki Allah (cc) da sizi sevsin” buyurarak resulüne itaat etmemizi emrediyor. Bizim için önder ve lider Allah’ın Resulüdür (sav). Bizler Peygamber’imize (sav) uymakla yükümlüyüz. Bizler Mü’miniz ve Müslümanız diyorsak Hz. Allah’ın (cc) bu emri bizim baş tacımız olmalıdır. Lütfen kendi tembelliğimizi, dinimizi yaşamaktaki gevşekliğimizi ve samimiyetsizliğimizi mazur ve meşru gösterecek kılıflar aramayalım. Kesinlikle bilelim ki bizim Hz. Allah’ı (cc) kandırma gibi bir şansımız yoktur.

Bununla birlikte başka bir yönden baktığımızda da yaptığımız taat ve ibadetlerinde tövbeye ihtiyacı vardır. Bizler ibadetlerimizi al gülüm ver gülüm mantığı içinde yapıyoruz. Yani ey Allah’ı (cc) m ben sana ibadet ettim sen de benim işlerimi benim istediğim gibi yap diyoruz, bunu derken de Hz. Allah’a (cc) akıl öğretiyoruz yapacağı işleri için onu böyle yap şunu şöyle yap gibi emretme mantığı içindeyiz. Dualarımız az ve öz olmalı, dua- da Hz. Allah’ın (cc) kapısında küçülme olmalı mahviyet içinde mümkünse biraz gözümüz yaşlı olmalı, içtenlik olmalı. İbadetlerde içtenlik ve ihlas esastır. Namazımızı, ibadetlerimizi Allah’ın (cc) rızasını kazanmak için yapalım. Alışveriş mantığıyla taat ve ibadet etmeyelim. Kastımız, gayemiz Hz. Allah’ın (cc) rızası olmalı. Bunları göz ardı etmeyelim. Huzuru Allah’a (cc) kullukta arayalım. Bütün bunlar için Müslümanlar olarak yeniden bir şuur yenilemeye ihtiyacımız var.

İslam teslimiyettir. Teslimiyetten Hz Allah’ın (cc) iradesinde kendi irademizi yok etmemizi kendi irademizi eritmememizi anlayacağız. Kulluk ve ibadet şuuru budur. Bir takım kardeşlerimiz tasavvufu yani bir yere talebe olmayı sadece esma okumak, namaz kılmak olarak algılıyorlar. Bunları yapmak bir görevdir. Bunları inanan insanların yapmak mükellefiyeti zaten vardır. Okunan esmalar elbette gönüllerde bir arınmada meydana getirir ama biz, biz olduğumuz müddetçe, Allah’ın (cc) iradesinde kendi irademizi eritemediğimiz takdirde yaptığımız kulluk kâmil manada bir kulluk olmuyor. Yapmamız gereken şey ferdiyetimizi eritmektir. Ferdiyetin erimesi içinde mutlaka Fenafişeyh, Fenafiresul, Fenafillah diye tabir edilen bu üç merhalenin yaşanması gerekir. Bizler kendi irademizi yok etmeden gelip gittikten sonra asıl maksat hâsıl olmuyor. Kâmil manada kulluk ancak benliğimizi Hakk’ın iradesinde erittikten sonra mümkün olabiliyor. Cenabı Resul Efendimiz “Vücudun öyle bir günahtır ki, onunla hiçbir günah mukayese edilemez” buyurarak bu noktayı işaret etmiştir. Kâmil manada ibadet için vücut günahından kurtulmamız gerekiyor. Bunun için Gönlümüzü Allah’ın (cc) ve peygamberinin sevgileri dışındaki sevgilerden arındırmak zorundayız. Kâmil manada kulluk şuurunu yakalayabilmemiz için gönlümüzde evliya sevgisinin, peygamber sevgisinin ve Allah (cc) sevgisinin oluşması gerekir. Gerçek manada kulluk şuuru ancak sevgiyle oluşur.

Hz. Allah (cc) hepimizin yardımcısı olsun, hatalarımızı affetsin, kendisine gerçek manada kul, habibine ümmet olmayı nasip eylesin.

Yorum bırakın