Tasavvuf Hakk ile Hakk olma sanatıdır. Tasavvuf Allah’ın (cc) gayrından boşalmaktır. Gönlümüzü boşaltacağız, Allah (cc) aşkı bunu sağlamaya yardım eder. O’nun cezbesi seni malayani dediğimiz şeylerden keser, ama herkese nasip olmaz. Allah (cc) aşkını elde edemiyoruz diye de miskin miskin oturmamalı, gönlümüzü malayaniden boşaltmak, temizlemek için azami cehd ve gayret göstermeliyiz.

İnsanın gönlünü boşaltması söylendiği gibi kolay değildir, ama imkânsız da değildir. Gönlü arındırma işi yavaş yavaş, tedricen olmalıdır, bir ömür boyu sürebilir. Tasavvufta terk işi gereklidir. İnsanlar tasavvuf deyince sadece namaz kılmak tespih çekmek olarak anlıyorlar. Tasavvufta asıl gaye tespih çekmek, zikir çekmek değil; şirk-i hafiden kurtulmaktır. Tasavvuf Hakk’ı Hakk ile bilme sanatıdır.

“Ey sevgili! 
Senden başka ne varsa gönlümden atmak isterim
Yüzümü koyup yere kapında yatmak isterim.”

Bu şiirde baştan sona teslimiyet vardır. Ben her şeye razıyım. Muhabbet öyle şeydir ki; Allah’tan (cc) bir bela geldiğinde azalmayan, bir nimet geldiğinde artmayandır. Bize düşen gönlümüzü onun gayrından arındırıp teslimi külli ile teslim olmak.

Şibli hazretlerinin yanına bir grup gelir. Siz kimsiniz diye sorar. Biz senin dostlarınız, arkadaşlarınız, sohbetini dinlemeye geldik, derler. Şibli Hazretleri başlar bunları taşlamaya. Tabi çoğu bu adam delirmiş diye başlar kaçmağa. Taşı yediği halde kaçmayanları alır sohbetine dâhil eder. Esas olan teslimi külli ile teslim olmaktır. Allah (cc) malını alır, bela, sıkıntı, hastalık verir, sevdiklerini sana düşman eder. Sabredip gönlümüzden Allah’ın (cc) gayri ne varsa alacağız. Sadece Hak kalacak.

“İnsanlara iyilik yapmak için dernek, tarikat, teşkilat, parti yoklaması yapma, her insan iyilik yapılmaya layıktır, kime, nerede, ne yapacağını bil.” Bu bir cümle ile ifade etmeye çalıştığımız şey hayata bakış açımızdır, hayat felsefemizdir. Yani biz iyilik yapmak için illa şu, bu aramıyoruz. Şu partili, bu dernekli, şu teşkilatlı… Müslüman olması bizim için kâfidir. Hatta daha öteden, yukarıdan baktığımız zaman, insan olması, ona bizim iyilik yapmamız için yeterli sebeptir. 

İnsanların zafiyeti grup ve hizip adamı olmak… Asıl önemlisi İslam’ı Resulullah’ın (sav) tebliğ ettiği manada anlayıp özümseyebilmek. Hizip, grup, cemaat adamı olmak herkesin harcıdır, ama hakikat adamı olmak herkesin harcı değildir. Sizi hakikat adamı olmaya davet ediyorum.

Büyük adam küçük kalıba sığmaz. Küçük küçük grup, hizip, kalıp adamı oluyoruz. Herkes her şeye bizim gözümüzle baksın istiyoruz, olmaz, hepsine ihtiyaç vardır. Sen hakikaten olgun bir insan isen bunun hepsinin zaruretini idrak etmek mecburiyetindesin, anlamak zorundasın.

Abdülhakim Arvasi diye evliyaullahtan bir zat var. Merhum Necip Fazıl Kısakürek Bey’in de mürşidi bu hazret, altmışlı yıllarda vefat etmiş bir mürşid-i kâmil. Şöyle bir sözü var, ona diyorlar ki; “Efendi, eğer emri vaki olur da ahirete intikal ettiğinde, Allah (cc) sana ey kulum dünyada benim için ne yaptın diye sual ederse ne cevap verirsiniz?” Hazret-i Allah’a (cc) ben şöyle cevap veririm diyor o mübarek evliya; “Ya Rabbi, seni sevenleri ben çok sevdim; seni sevmeyenlere de çok buğz ettim”, diyor. Bu sözdeki inceliği anlamak lazım. O kâmil bir insan olana kadar çok cenderelerden geçmiş, çok muştalar yemiş, çok ibadet yapmıştır, ama demiyor ki, ben çok namaz kıldım, oruç tuttum, zekat verdim, hac yaptım, sıkıntılara sabrettim. Sadece; Ya Rabbi seni sevenleri sevdim, seni sevmeyenlere de çok buğz ettim.

Tasavvuf salikin Allah’a (cc) ulaşma mücadelesidir. İşin esası, ruhu budur. Allah’a (cc) ulaşma, vasılı illallah olma mücadelesi ki, bu da üç beş el tesbih çekmekle falan olmaz. İslam’ı şahsında yaşamakla, nefsine tatbik etmekle olur, Kitap ve Sünneti yaşamakla olur. Mürşid-i kâmilin kendi kafasından söyleyeceği, vaaz edeceği bir şey yoktur, sadece meseleyi anlaması ve anlatması farklılıkları vardır. Bu konudaki asıl söz sahibi, asıl otorite Resulullah Efendimiz (sav)’indir. O ne demişse din ondan ibarettir, bizler onun telkin ettiğini yaşamakla yükümlüyüz, tasavvufta bundan başka bir şey değildir. İnsanlar tasavvufu Peygamberimiz’in(sav) tarif ve telkin ettiği ölçülerin dışında anlıyor ve anlatıyorsa bunun adı sapıklıktır. Hz. Allah’ı (cc)  bize en iyi tanıtan, Kur’an’ı en iyi anlatan Allah Resulü (sav)’dür. Bizim yapmamız gereken Allah Resulü’nü (sav) tanımaya cehd ve gayret göstermektir.

Biz önce insanız, Müslümanız, daha sonra şu gruptan, bu partideniz. Müşterek yanımız Müslüman olmamız. Bu bizi birbirimize kaynaştırır, kaynaştırmalı da. Türkiye’de insanlar sen-ben kavgasına düşmüşlerdir. Parti, cemaat, grup, hizip. Bırakın kaynaşmayı, insanların birbirlerine tahammülleri kalmamıştır. Bizler İslam kardeşliğini tesis etmekle yükümlüyüz.

İnsanları sosyal hayattan tecrit etmeye çalışmıyoruz. Din ve tasavvuf anlayışımız, sosyal hayattan el etek çekip kendi halinde, sadece tesbih ve zikir ile meşgul olmak değil. Belki zikir ve ibadeti hayatımızın her safhasına sokmak, yani ekin ekerken, tezgâhta çalışırken, okulda ders verirken zikir ve ibadet, yani hayatımızın her safhasını zikir ve ibadet içerisinde geçirebilme. Bu şuurla yaşayabilme yani hayatı külliyen zikir haline getirebilmek. Ya da daha değişik bir ifade ile aslında bütün mevcudat Allah’ı (cc)  zikrediyor. Bunu ayet haber veriyor ve belki bu mevcudatın zikrine iştirak etme bilincine ulaşmak.

Yorum bırakın