Günümüzde insanımız, kadınıyla-erkeğiyle manevi bir boşluk içerisindedir. İnsanlarımız bir şekilde dinden ve inanç alanından uzaklaşmıştır. Bunun yerine batıl fikirler, batıl inançlar daha ziyade toplum hayatında hâkim olmuştur. Burada batıl olarak kastedilen Kur’an ve Sünnetin dışında bir yaşama tarzdır. Böylelikle toplum kitap ve sünnetin dışında bir yaşam seçerek kendilerine de bir takım sahte mabutlar edinmiş oldular.
Bu durum insanımızı huzursuz etmiş ve strese sokmuştur. Bu şuna benzemektedir; acıkan bir çocuğa annesi yalancı meme vererek onun ağlamasını kesmeye çalışır. Çocuk yalancı memeye kanarak belli bir süre ağlamasını keser, ama nihayetinde hakiki ihtiyacı giderilmemiş olmaktadır. İşte bunun gibi toplum da dinden uzaklaşarak yalancı meme mesabesindeki fikir ve hayat tarzıyla kendini avutmaya çalışmakta, ama bu yeterli olmamaktadır.
Dinden uzaklaşan toplum ahlaktan da uzaklaşmaktadır. Ancak burada kastedilen “ahlak” kavramını sadece dar manasıyla, en kaba manasıyla anlamamak gerekmektedir. Ahlak çok geniş bir kavramdır. Örneğin Cenab-ı Allah’ın (cc) verdiği musibetlere, belalara, sıkıntılara, eziyetlere bir insan isyan ediyor, sabredemiyor, bunlara katlanamıyorsa bu insanda ahlaktan bir parça noksandır. Bunun bir sebebi, hikmeti vardır. Bu tür durumlarda sabredemiyorsak burada ahlaki bir eksiklik vardır.
Hz. Allah (cc) bizlere bir takım nimetler veriyor ve biz bunları kendimizden bilip şımarıyorsak yine burada ahlaki bir eksiklik var demektir. Elimizde bulunan nimetleri başkalarını ezmek için kullanıyorsak, bu nimetler bizleri kibre düşürüyorsa, bizlere Allah’a (cc) şükrü unutturuyorsa, bu da ahlaksızlıktan bir cüzdür. Yine insan, bunca nimetlerin karşısında Allah’ın (cc) emir ve yasaklarına karşı geliyorsa, aynı şekilde bu da bir ahlaksızlıktır. Ahlaklı bir Müslüman kitap ve sünnetin emrettiği gibi yaşar. İşte biz kitap ve sünnetin emrettiği gibi yaşamayı unuttuğumuz için toplum olarak sıkıntılı ve sancılıyız.
Bugün Türk insanı geçmişe göre ekonomik olarak daha güçlüdür. Bugün bir apartmanın önünde bulunan araba sayısı eskiden bir Anadolu şehrindeki tüm araba sayısına eşittir. İnsanımız ellili-kırklı yıllara göre fevkalade ekonomik yönden güçlüdür, gelişmiştir; ama nedir? Ahlak fakiridir. İşte bu durum bizi sıkıntı ve strese sokuyor. Stres dediklerine çağımızın hastalığı diyorlar. İnsanımız bugün oldukça streslidir.
İnsanımızı bu sıkıntı ve stresten kurtaracak tek şey kitap ve sünnetin olgunluğunu yaşamamızdır ve bunlardan kurtulmanın tek yeri de Allah’ın (cc) anıldığı yerlerdir. Başka yerlerde insanın bu huzuru ve rahatlığı bulması mümkün değildir. İnandığımız Yüce Kur’an’ın bir ayeti bize haber veriyor; “Kalpler Allah’ın (cc) zikriyle mutmain olur.”
Mutmain olmak kalbin yatışması demektir. Allah’a (cc) teslim olması, huzur ve sükûn bulması demektir. Öyleyse biz bu huzuru televizyon vasıtasıyla önümüze getirilen ahlaki ve milli değerlerden uzak, topluma ve bireye hiçbir faydası olmayan programlarda aramayacağız; huzuru alkolde, kumarda aramayacağız. Huzuru Allah’ın (cc) anıldığı yerlerde arayacağız.
Tabii burada huzurun sürekli olması ve tasavvufi bir yaşantı da söz konusu olmaktadır. İnsan bir-iki kez buraya yönelmekle tam huzuru yakalayamaz. Sufi anlayışta ‘mutmainne makamı’ vardır, bu makama ulaşmak gerekir. Biz kendi arzu ve isteklerimizi Allah’da (cc) eritemediğimiz, Allah’ın (cc) iradesinde eritemediğimiz için bu huzuru bulamıyoruz, sürekli olmuyor. Tasavvufta, iç aydınlanmaya giden içsel manevi yolda menzil ve makamlar vardır; nefs-i emmare, nefs-i levvame, nefs-i mülhime, nefs-i raziye, nefs-i marziye vs.
İşte biz bu makamlara ulaştığımız zaman huzur ve sükûn üzerimizde daha sürekli olacaktır. Kendi irademizi Allah’ın (cc) iradesinde erittiğimiz zaman huzurumuz artacaktır. Ama bizler hepimiz istek sahibiyiz. İstek, irade sahibiyiz. Biz tasarruf sahibinin Allah (cc) olduğunu dilimizle söylüyoruz, ama bunu kalbimizle onaylayamıyoruz. Dilde var ama gönülde yok. Çünkü bu makama çıkabilmiş değiliz. Yapan ile yıkan aynı eldir; alan ile veren aynı eldir, Allah’ın (cc) tasarrufudur, O’nun kudretidir.
Oysa biz ne diyoruz; “Yarabbi sen bu mülkün sahibisin, ama işler senin dediğin gibi olmasın da benim dediğim gibi olsun.” Bunun manası budur. Biz her şeyin gönlümüzce olmasını istiyoruz. Hâlbuki biz Allah’ın (cc) kuluyuz, Allah’a (cc) teslim olacağız. Bizi bu âleme getiren, yaratan Hz. Allah (cc) bizi bir sebebe binaen yarattı, yani bize bir görev verdi. Buraya bir vazifeyle gönderdi, bir görevle gönderdi. Bizler bu âleme boş olarak gelmedik. Buraya gelişimizin, yaratılışımızın asıl maksadı Allah’ı (cc) tanımaktır, Allah’ı (cc) bilmektir. İşte Allah’ı (cc) tanımanın dışında yapacağımız işler gaye değildir; gayeye ulaştırıcı vasıtalardır yahut da bizi gayeden perdeleyecek hadiselerdir. Sufi yolunda yürümenin asıl gayesi de budur. Allah’ı (cc) tanımak, Allah’ı (cc) bilmek.
Hepimiz “Allah (cc) var” diyoruz ama Allah’a karşı içimizde ‘yakin’ (kesin bilgi, net görüş) yok. Hepimiz O’na iman etmemize rağmen O’na karşı bir yakin yok. Kâinatta Allah’tan (cc) hali, O’ndan uzak hiçbir zerre yoktur, her yönden Hakk görünmektedir. İşte Allah’a karşı bu irfanı kazanmanın yolu da tasavvuftan geçer, sufilerin gittikleri yoldan geçer. Biz kendi irademizi Allah’da (cc) erittiğimiz zaman, ‘mutmainne makamına’ ulaştığımız zaman hem huzur ve sükutumuz artacak hem de Allah’a (cc) karşı yakinimiz, bilgimiz irfanımız artacaktır. Cenab-ı Allah (cc) bizim gözümüzden bu halkı silecek ve biz Hakk’ı göreceğiz.
İnsanlık, toplumsal hayatta huzurlu yaşayabilmek için bir takım kanun ve kurallar koymuştur. Bunları da polisle, jandarmayla korumaya çalışmaktadır. Burada amaç insanın mutluluğudur, insanı sükût içinde yaşatmak arzusudur. Ama biz topluma yeterince İslam terbiyesi verebilirsek bizi asıl denetleyecek olanı gönlümüzde taşıyacağız. Allah’a (cc) karşı bu yakini bulduğumuzda Hz. Allah’ın (cc) bizi her zaman ve her yerde denetlediğini bileceğiz. Yani Allah (cc) bizimle beraberdir ama biz Allah (cc) la beraber değiliz. Bizleri Allah’ın (cc) denetlediğine yakin elde ettiğimiz zaman bu toplumda kurt ile kuzu yan yana geçinebilecektir. Toplumda sabır olacaktır, şükür olacaktır, teslimiyet olacaktır. Kimse kimsenin hakkına tecavüz etmeyecektir. Kadın kocasını, kocası kadını istismar etmeyecektir. Topluma bir sükûn ve güven gelecektir…


Yorum bırakın