Cenabı Hak cümlemize rıza ve hoşnutluğunu kazanacak amelleri işlemeyi nasip etsin kardeşlerim. Hak yolunda cümlemize sabır, sebat, istikamet versin. Mevla’m, sevdiklerini bize sevdirsin. Cenabı Hak bizleri Ahlak-ı Muhammedi ile şereflendirsin.

Tasavvuf konusu çok geniş bir konu kardeşlerim. Sizin evinizde, kitaplığınızda, kütüphanelerde belki tasavvufa ait, Seyr-i Süluk’u anlatan âlimlerin, ariflerin güzel eserleri vardır. Bunlar aslında tasavvufa her ne kadar bir ışık tutsalar da, tasavvuf bir kitaba değil, birkaç kitaba sığmayacak kadar geniş, şümullü büyük bir meseledir. Tasavvuf dediğimiz zaman benim aklıma gelen şey, tasavvufun işlediği, incelediği, aradığı konu nedir biliyor musunuz? Allah (cc) . Mutlak varlık olan hazreti Allah’tır (cc) . Tasavvufun asıl ana konusu, merkezi burasıdır. 

Allah’ın (cc) tezahürü olan, tecelli-i ilahi olan kâinat ve kâinatın özü ve zübdesi olan insan. Tasavvuf dendiğinde bunu anlıyorum. Tasavvuf dediğinde Allah (cc) , Kâinat ve İnsanı anlıyorum ki bu varlığın özüdür, esasıdır. Tasavvuf her şeyle ilgilidir. Allah (cc) , kâinat, insan dediğimiz zaman bu cümle; bütün kâinatı, bütün mevcudatı, varlığı içine alıyor, kuşatıyor kardeşlerim. 

Tasavvuf konusu aslında ucu bucağı olmayan bir ummandır. Biz bu uçsuz bucaksız ummandan, bu deryalardan, bu sonsuz deryalardan kendi istidadımız nispetinde, kabiliyetimiz nispetince içiyoruz, susuzluğumuz kadar içiyoruz, açlığımız kadar doyuyoruz. Anlaşılıyor mu kardeşlerim? Yoksa tasavvuf ucu bucağı olmayan bir ummandır. İnsanlar tarihin hiçbir döneminde bir tek tarikatla, tek yoldan Allah’a (cc) varmamışlardır. Asr-ı Saadet’ten günümüze kadar baktığımızda, bu cemaatlerin, tarikatların, yolların hepsi olmuştur. Bu bugün de vardır, yarın da olacaktır. Bu insan fıtratının gereğidir. Biz bunları dedikodu malzemesi yapmayacağız. Farklı yollardan gidebiliriz. 

Yakında hacdan gelecek kardeşlerimiz var. Bu kardeşlerimiz Anadolu’dan Hac’ca gittiler. Oraya diğer İslam ülkelerinden, Nijerya’dan, Afganistan’dan, Pakistan’dan, İran’dan Suriye’den vs. Müslümanlar hep farklı yollardan Kâbe’ye gelmişlerdi, merkeze gelmişlerdi değil mi? Kâbe nedir? Allah’ın (cc) yeryüzündeki zatını sembolize eden bir semboldür. Vahdeti, birliği temin etmek için bir sembolizedir. Dünyanın çeşitli yerlerinden Kâbe’ye gidilerek, hepsi hacı olur, hac farizasını yerine getirir ve döner değil mi kardeşlerim? İşte bu farklı yollardan Allah’a (cc) gitmek de aynısıdır.

Tasavvuf da kâmil manada kısaca söyleyeceksek; halktan Hakk’a gönül yoluyla yapılan bir hicrettir kardeşlerim. Halktan Hakk’a, çokluk âleminden kesret âleminden, teklik, âlemine vahdet âlemine doğru yapılan bir yolculuktur. Bu yolculuğun bidayetinde insan vardır, nihayetine, vahdete vardığımız zaman karşımıza yine insan çıkacaktır.

İnsan önemli unsurdur, insan bütün varlığı kendinde toplamıştır. Seyr-i Sülukun, tasavvuf yolunun sonuna vardığımız zaman karşımıza yine insan çıkacaktır. Tasavvufun başında da sonunda da insan vardır, dinin öğretisi, dinin gayesi insana hizmettir, tarikatın gayesi insana hizmettir kardeşlerim, meseleyi böyle anlamak lazımdır. 

Tasavvuf asıl terbiyeyi, inkılabı gönüllerde yapacaktır. İrfan tahsilini gönüllerde yapacağız, içerdeki putları yıkacağız, oraya Allah (cc) ve Resulullah (sav) sevgisinin tohumlarını atacağız. Asıl mesele tasavvufta gönüldür, gönle hitap etmektir, gönlü temizlemektir. Gözümüzü teklik âlemine, vahdet âlemine, birlik âlemine çevirelim. Allah’a (cc) ubudiyet ancak güzel ahlak ile kâmil imanla olur. 

Allah’a (cc) kâmil manada kulluk yapabilmek için Allah’ı (cc) tanımak mecburiyeti vardır. Allah’ı (cc) tanımayan, irfan tahsili yapamayan insan Allah’a (cc) kâmil manada ubudiyette bulunamaz. Kâmil manada ibadetten; çok namaz kılmayı, çok oruç tutmayı, çok zikir yapmayı, çok hac yapmayı anlamıyorsunuz herhalde değil mi? Kâmil manada ibadet yapabilmek için Allah’ı (cc) tanımak mecburiyeti vardır. Peki, Allah’ı (cc) tanımak nedir, nasıl tanınır? 

Allah’ı (cc) bilmenin, Allah’a (cc) imanın üç mertebesi vardır; İlme’l-Yakin, Ayne’l-Yakin ve Hakke’l-Yakin. Kitaplardan elde edilen ilim, dinin tafsilatına ait ne var ise, yani fıkıh, kelam, tasavvuf, kitaplardan neyi okuyorsanız, bütün bu kitaplardan elde edilen ilim ancak İlme’l-Yakin dairesinde olur. Beş yüz sene kitap okusan yine Allah’ı (cc) bilme noktasında imanın İlme’l-Yakin dairesindedir. Ayne’l-Yakin, şuhudu gerektiren bir ilimdir. Şuhudu gerektiren bir imandır. Basireti, görmeyi gerektiren bir imandır kardeşlerim. Sahabeyi kiram dediğimiz efendilerimizin -Allah (cc) onların şefaatlerine bizi nail etsin- imanları böyle bir imandır. 

Allah’a (cc) yakini elde etmek Seyr-i Süluku gerektiren bir keyfiyettir. Kitap okumak ile olmaz, bu iş Seyr-i Süluku gerektiren bir keyfiyettir. Tasavvufun menzil ve makamları vardır. Bu menzil ve makamlarda seyretmekle, manen gönül yoluyla ilerlemekle, kalp ayağıyla ilerlemekle bu tahsil yapılır. Bunun ötesinde ne vardır? Allah’ı (cc) Hakke’l-Yakin olarak bilmek vardır. Allah’ı (cc) Hakke’l-Yakin olarak bilmek ki işte bu imanın en süzülmüşüdür, en kâmilidir. Tasavvuf; cenabı Allah’a (cc) vuslat yolculuğu, Cenab-ı Hakk’a vuslat yolculuğudur. Allah’a (cc) kurbiyyeti, vuslatı elde etmek için tasavvufa ihtiyaç vardır.

Yorum bırakın