Tasavvuf ta dört mertebeden bahsedilir.

Şeriat: İslam’ı, Ahkam-ı İlahiyeyi bilmektir. Yani emirleri, yasakları, gereken zorunlu meseleleri bilmektir.

Tarikat: İslam’ı nefsine tatbik etmek, uygulamaktır.

Hakikat: Allah’a (cc) ulaşmaktır, vasıl-ı Hak olmaktır, Allah’ı (cc) Ayne’l-Yakin olarak bilebilmektir.

Marifet: Allah’ı (cc) tanımaktır. Allah’a (cc) ait bilgilerdir. Cenab-ı Hakk’ın isimlerinin, sıfatlarının, zatına ait bilgilerin gönle ilham yolu ile çıkması, keşif ve müşahede yolunun açılmasıdır. Bu marifet ilmidir.

Hakikat ve marifet ilmi, ilimlerin en yükseği ve en efdalidir.

Bazı insanlar vardır ki, bu işte istidatlıdır. Kuvvetli bir işitme, hissetme ve düşünme dünyası vardır. Belki hiç okumamıştır ama müstesna insanlardır. Bir saatte anlatacağın şeyi, yüzüne şöyle bir bakışta anlatırsın ona.

Aslında tasavvuf kafa işinden ziyade duygu, sezgi ve gönül işidir. Bu yolda insan, aklıyla hareket edeyim derse terakki edemez. Bazen akıl çok işimize yarar, bazen de yolumuzu keser. Akıl bize çoğu kez vesvese verir, şüphe verir; kibre de düşürebilir.

Tasavvuf adamı, gönül adamıdır, kafasını da gönlüne tabi kılar. Gönülden kastımız sevgidir, muhabbettir, aşktır.

Resulullah (sav) Efendimizin Miraç hadisesinde, Sidretü’l-Münteha’ya gelinince Cebrail (AS) dedi ki: “Allah’ın Resulü, ben bir adım daha atarsam yanarım”. İşte Cebrail’in makamı akıl makamıdır. Yani akıl seni oraya kadar götürdü, oradan öteye gidemedi. Resulullah’ın (sav) makamı aşk makamıydı. O gönül adamıydı, yanarım filan düşünmedi.

Allah (cc) Resulü akıl adamı olduğu kadar, akıllı, basiretli olduğu kadar aşk ehliydi, gönül ehliydi; oradan daha ötelere gitti. Vasıl-ı Hak oldu. Rab’ına mülaki oldu. Onunla konuştu. Cemali müşahede etti. İşte akılla kalmak Cebrail ile kalmaktır. Yani bir yere kadar gidersin, daha öteye yol bulamazsın. Ama gönülde aşk olursa, muhabbet olursa insan bu yolda terakki eder. Maksada ulaştıracak aşk başkadır.

Tasavvufta Seyr-i Süluk denen bir olay vardır. Mürid ile mürşidin münasebetleri Cebrail ile Allah ve Resulü’nün münasebeti gibidir. Teşbihte hata olmasın, nasıl Allah (cc) Resulü’nü (sav) Cebrail ile Mescid-i Aksa’dan aldı, akılla idrak edilemeyecek âlemlere götürdü… İşte mürşid de müridin elinden tutacak, böyle uçsuz bucaksız âlemlere seyrettirecektir. Buna Seyr-i Afaki denir. Yani vücudun dışında olan bir seyr. Bir de gönül âleminde, kalp âleminde bir seyir vardır.

Mürid-Mürşid münasebetlerinin ruhu Seyr-i Süluk yaptırmak, ötelerin ötesine götürmek. Dervişlik cübbe işi, çarşaf işi değildir; gönül işidir.

Tasavvuf; Cenab-ı Allah’ın (cc) bütün mahlûkatına karşı sevgi, şefkat, merhamet hissini taşımak, bu sevgi ve muhabbeti duyabilmektir.

Hepiniz Allah’ın (cc) eserisiniz.

Yorum bırakın