Hoş geldiniz arkadaşlar. Allah şevkimizi, muhabbetimizi arttırsın. Hak yolunda bize sabır, sebat istikamet versin Yüce Mevlam. Üç aylar geldi malum. Allah hayırlara vesile kılsın, feyzinden, nurundan cümlemizi, cümle ümmet-i Muhammedi nasiplendirsin inşallah. Üç aylarda Müslümanlar ibadete daha duyarlı, hassas oluyorlar. Bu günlerin kıymetini bilmek gerekiyor kardeşlerim. Allah’a (cc) taat, ibadet etmek için, Allah’a (cc) yönelmek için, zikri, fikri, taat-ibadeti, mücahedeyi artırmak için devamlı birilerinin ikaz etmesini beklemeyelim. Bu aylarda uyanık olalım. Mümkünse, gücümüz yetiyorsa, elimizden geldiği kadar bu üç ayı çok ciddi bir mücahadeyle, kararlılıkla, taat ve ibadetle geçirmeye çalışalım.

Bu kandiller Müslümanın dini hayatına bir canlılık kazandırıyor. Bir aktivite kazandırıyor. Bu üç aylarda sözden çok taat ve ibadete sarılalım. Taate, ibadete sıkı sıkıya sarılalım. Bunu değerlendirelim. Çocuk gibi devamlı ikaz edilmeyi beklemeyelim. Sevgili Peygamberimiz (sav), o büyük insan, Bedir savaşından dönerken: “Küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz” buyuruyor. “Bundan daha büyük cihad olur mu?” diyorlar. Cihad-ı ekber, nefisle olan cihad, mücahade, yani kişinin olgunlaşması için Allah yolunda karşılaşacağı sıkıntılara, zorluklara, sabırla mukavemet göstermek.

Bazen tasavvufun zor olduğunu söylerim zaman zaman. Bazen de tabi insanların gözünü korkutmak istemeyiz. Eğer bizim tasavvuftan kastımız, gayemiz bir olgunluk kazanmaksa, Allah’a (cc) yakınlık kazanmaksa, yani Hz. Allah’ın (cc) , Kur’an’ın ve Peygamber’in (sav) istediği gibi bir kul olmaya çalışacaksak bu kolay değil arkadaşlar; mertçe konuşalım. Bu devamlı mücahade ister. Olgunluk kolay olmaz. Bir takım cenderelerden, sıkıntılardan geçirirler insanı. Acılar, gözyaşları, sıkıntılar olur. Ama biz tasavvufu bir miktar zikir-fikir, tespih okuyup, Allah’ın (cc) bir takım yasak kıldığı şeylerden kaçmak, ibadette huzur bulmak, ibadette müdavim olmak gibi anlıyorsak, bunun zor bir tarafı yok, güzel de, faydalı da gerekli de. Kemal ve olgunluk kazanacak insanlar bir takım cenderelerden geçirirler. Zor dediğim zaman bunu kastettim. Ama günümüz insanının tasavvuftan anladığı büyük ölçüde tespih çekmek gibi, namaz kılmak oluyor.

Namaz kılmak zaten dini bir vecibedir. Tespih ve zikir de dini bir vecibedir. Yani Hz. Allah’ın (cc) ayetlerle, Peygamberimizin (sav) hadislerle insana yüklediği mükelleftir bu. Biz bugün dinimizi, diyanetimizi pek bilmediğimiz için, başımıza buyruk yaşadığımız için, belki bu ibadet ve taat zor gelebilir. Ama Allah’a (cc) , Peygamberlere inanan, dinini diyanetini bilen insan için burada tarif edilen, telkin edilen Kur’an’ın, sünnetin dışında bir şey yok kardeşlerim. Bu üç ayı ciddi bir şekilde hiç olmazsa mücahadeye zorlayalım. Bu üç ayı azami şekilde değerlendirmeye gayret edelim kardeşlerim. Ölümün ne zaman ne şekilde geleceği belli değil. Tabi ibadeti ölüm korkusuyla yaparsak benim anlayışıma göre bu ibadette riya var kardeşlerim. Yani benim anlattığım tasavvufta ve ibadet anlayışında ne cennet ne cehennem vardır. Ne de ölüm korkusu vardır. Sadece ve sadece sevgiye, muhabbete dayalı bir ibadet anlayışı vardır. 

Sevmek… Allah’ı (cc) sevmek, Resulünü (sav) sevmek, O’nu sevenleri sevmek. Benim ibadet, tasavvuf anlayışımda hakim düşünce budur. Yıllardır, gücümüzün yettiği kadar karşınızda sohbet yapıyorum. Ama hiç bir zaman ibadet anlayışımı, cennet-cehennem arasında anlatmadım. Hiç bir zaman ölümle korkutup insanları ibadete yönlendirmeyi düşünmedim. Ama mademki inanıyoruz, ölüm de hayatın en kati gerçeklerinden değil mi kardeşlerim? Öyleyse şuurlu olalım, bilinçli olalım. Allah’ın (cc) ipine sıkı sıkıya sarılalım kardeşlerim. Taati, ibadeti, tövbeyi yarına bırakmayalım. Çünkü yarın tövbe nasip olur ya da olmaz.

Bizim inandığımız kitapta Hz. Allah (cc) bize yaşlandığımız zaman ibadet edin demiyor. Yani ibadet, kendini bildiğinden itibaren bir mükellefiyettir. Yani gereklilik vardır ortada. Biz burada yaşlı insanlar olarak, gençler de var elhamdülillah içimizde, sadece namaz kılmakla, tespih çekmekle görevimizi yapmış olmayız arkadaşlar. Toplumu görüyoruz, gençlik bir ateşin içinde yanıyor. Çoluk çocuğumuza sahip olmalıyız. Çoluk çocuğumuza küçük yaşlarda dinini diyanetini öğretmeliyiz. İbadet yapacak kadar Kur’an okutmayı mutlaka öğretmeliyiz. İşte gençliğin durumu ortada!.. Siz de benim kadar gençliğin durumunu görüyorsunuz. Oğluna, kızına sahip çıkacaksın, bu ortamda kolay değil tabi. Zaman sel gibi, rüzgar gibi akıp geçiyor üzerimizden. Ben bir zamanlar bu sohbetlere oturduğum zaman gencecik insandım, delikanlıydım. Ama şimdi gördüğünüz gibiyim. Zamanı zikir-fikirle, taat-ibadetle, rızayı ilahiye uygun işlerle değerlendirirsek kazanan biz oluruz.

Hz. Allah’ın (cc) bizim taatimize, ibadetimize ihtiyacı yok. Burada şunu söyleyeyim, sadece ve sadece taat ve ibadet yapmak da yeterli değil. İnandığımız Allah’ı (cc) tanımakta çok büyük zafiyetimiz var, sorunlarımız var, sıkıntılarımız var. Bir Allah’a (cc) inanıyoruz, ama inandığımız Allah’ı (cc) tanımaktan çok uzaklardayız; üzgünüm. Yani devamlı kafamız, gönlümüz dünya ile meşgul. Geçmiş dönemlerde yaşayan zahidler, abidler, büyüklerimize baktığımız zaman çok bilgiden ziyade çok ibadete, çok ibadetten ziyade çok ihlasa önem vermişlerdir. İhlas; yaptığını Allah (cc) için yapmak, sevdiğini Allah (cc) için sevmek, sevmediğini Allah (cc) için sevmemek. Bizim hangimizde bu şuur var. Hangimizin taatinde, ibadetinde beklentiden kurtulmuş da Allah’ın (cc) rızası için ibadet yapıyor. Hangimiz hesabı bırakmışız. Üzgünüm…

Muhabbet ihlasa götürür. Muhabbet olmazsa ihlaslı olamayız kardeşlerim. Cennet cehennem korkusuyla yapılan ibadette riya vardır. Kim ne diyorsa desin, vardır. Usanç, bıkkınlık, zorakilik vardır. Ama sevginin yaptığı bir ibadet daha huzurludur, daha huşuludur, daha coşkuludur. Daha dayanıklıdır bu insan. Ve bu insanın ibadetinde ihlas vardır. 

Beş vakit namazı kılmak için devamlı birilerinin sırtımızı sıvazlanmasını beklemeyelim lütfen. İnanan insan, yüce kitabımız Kur’an’a bir göz atmalıdır; ne diyor? Sevgili Peygamberimizin hadislerine bir göz atmalıdır; ne diyor? Geçen sohbette burada peygamberlerin getirdiği en önemli davanın tevhid akidesi olduğunu söylemiştim. Tüm peygamberler bunun üzerinde duruyorlar demiştim. Değişmeyen görev, sorumluluk bu… 

Tevhid, “La ilahe illallah” yaşanarak öğrenilir kardeşlerim. Bu sadece teorik bilgi değildir. Teorik olarak bunu bilmeniz, evet Müslüman olmanın ölçüsüdür. Ama “La ilahe illallah” yaşanarak öğrenilir. Bunun mertebeleri vardır. Bu da seyr-i süluk denen ruhani, manevi yolculukla elde edilir. Kitap okuyarak, teorik bilgilerle tevhidin hakikatine ulaşma şansımız kesin olarak yoktur. Net olarak konuşalım.

İnsan tasavvuf kitapları okuyarak mutasavvıf asla ve kat’a olamaz. Tasavvuf yaşamayı, seyr-i süluk yapmayı gerektiren bir şeydir. Bizim anladığımız böyle. Tevhidi yaşayarak öğreneceksin. Bu da muhabbeti, ihlası, samimiyeti, kararlı olmayı gerektirir. İhlaslı olalım, samimi olalım, muhabbette yoğunlaşalım. Ölüm bir gün kapımızı çalacak. İbadetin güzelliğinden haberin yok. İbadetin tadını alan insan için artık ibadet zoraki değildir. Bir ihtiyaçtır. Nasıl yemek vakti geldiğinde karnın acıkır, o ihtiyacını duyarsın; namaz vakti geldiği zamanda titrersin, o ihtiyacı duyarsın. İlla o namazı kılacaksın. Bu bir ihtiyaç haline gelir. Böyle efendi kardeşlerim. Allah’a (cc) sıkı sıkıya dönelim. Büyük bir muhabbetle, samimiyetle Allah’a (cc) dönelim. Bugün için tövbe edip Allah’a (cc) dönmek için fırsat bilelim. Yarabbi bize yardım et. Bize rızayı ilahiye uygun işler yapmaya muvaffak kıl diyerek Allah’a (cc) dönelim.

Zaten bu şekilde insanlara bir mürşit lazımdır. Çünkü sen yolu bilmiyorsun. Dar geçitler, sıkıntılı yerler vardır. Virajlar, korkulu yerler vardır. Bu yolculukta bunlar vardır. Mürşit bu yolu bilen insandır. Senin geçeceğin yeri geçmiştir. Sana yardımcı olur, destek olur Allah’ın (cc) izniyle. Seni bilgilendirir, feyizlendirir, şuurlandırır, oralardan geçmene yardım eder. 

Kitap okuyarak tasavvuf asla olmaz. Bunu böyle kafanıza koyun. Tasavvufu yaşamak için mürşit lazımdır. Başında mürşit lazımdır. İşe bilen bir insan lazımdır anlaşılıyor mu kardeşlerim? Ben hayatım boyunca kitaplar elinin altında olan bir insanım. Çünkü benim sohbet edecek kimsem olmadı hayatımda. Hep konuşmak, birilerine bir şeyler vermek ihtiyacında oldum. Birinin elini öpecek karşımda biri olmadı. Hayatım boyunca olmadı. Büyük bir coşku, muhabbetle bağlandım. Çok ciddi sıkıntıları, fırtınaları yaşadım. Böyle kardeşlerim. Allah (cc) yardımcımız olsun. Güzel ahlak, kâmil iman versin.

Bugün memleketinize, evinize döndüğünüzde her şeyi sıfırlıyorsunuz, sayfa bir deyip, ciddi bir üç aylık mücahade defteri açıyorsunuz. Herkes durumuna, konumuna, sağlık durumuna göre bu üç aylık sürede ciddi bir şekilde yemeğimizi azaltalım. Yani sofradan mümkünse doymadan kalkalım. Bu her zaman için böyledir. Yani sofradan kalktığımızda biraz daha yeme isteği içimizde olsun, o şekilde kalkalım. Bu üç ay zarfında televizyonu biraz daha kısalım. Dizilerle gönlümüzü meşgul etmeyelim. Bize hiç biri lazım olacak değil bunların. Geçen söyledim. Beşiktaş kupayı aldı, Fenerbahçe şampiyon oldu bize bir faydası olmadı dedim. Yani uyanın, bunlarla kafanızı, gönlünüzü meşgul etmeyin. Gönlünüzde Allah’ın (cc) zikri, tefekkürü olsun. Bu yazdığım şeyleri lütfen tekrar tekrar okuyun. Bu sene okuduğunu farklı, beş sene sonra farklı anlayacaksın.

“Allah şirk koşulmasını sevmez”. Bu ayetin mealidir. Burada bizim ilk işimiz şirkten arınmak olmalıdır. Bunun ilacı nefse muhalefettir. Nefis denen bu canavardan kurtulabilmektir. Bu yolda da en güzel işimize yarayacak şey muhabbettir, mücahadedir. Sende hiçbiri yok. Sende muhabbet, mücahade, hizmet yoksa ben ne yapayım kardeşim. Allah rızası için benim yerimde sen ol da ne yapılacağını söyle. Ne kadar işin ustası olursan ol. İşte tek taraflı, ahizen bozuk oldu mu telefon çalışmaz. Lütfen ciddi ve samimi olalım, kararlı olalım.

Yorum bırakın