Konuşmaya başlamadan önce sizlere şöyle sevecen, sıcak bir gönülle, Allah (cc) ve Peygamber (sav) sevgisiyle yanmış bir gönülle bakma hakkım var değil mi arkadaşlar?

Hepiniz hoş geldiniz arkadaşlar.. Hepinizin kandilini tebrik ederim. Yüce Allah (cc) bu içinde bulunduğumuz bu mübarek günün feyzinden bizleri nasiplendirsin. Bu mübarek gecenin hürmetine Hz. Allah (cc) bizim, bilerek, bilmeyerek, isteyerek, istemeyerek işlediğimiz günahları affetsin, rıza-yı ilahiye uygun ameller işlemeyi bizlere nasip etsin arkadaşlar.

Berat kandili, Ramazanın kokusunu getiren bir gündür bildiğiniz gibi. Bugün Ramazanın kokusu geliyor, bu hissediliyor. Ramazan rahmet, mağfiret ayı; bugün de öyle. Yüzyıllardır Müslümanlar tarafından kutlanan, mübarek bir gece. Hz. Allah (cc) böyle bir günde, bizi bir coşkuyla, muhabbetle uzaklardan getirip bir araya topladı. Bu Allah’ın (cc) bize lütfudur, keremidir; kendi nefsimizden bilmemeliyiz arkadaşlar. Yine, içinde bulunduğumuz bu mübarek günde imanın, tevhidin, inancın güzelliğinden mahrum kalan kardeşlerimize de dua edelim. Hz. Allah (cc) bizlere yaşattığı bu coşkuyu, bu heyecanı, bu huzuru, onlara da lütfetsin. O’nun rahmeti geniştir, keremi sonsuzdur arkadaşlar.

Berat, bildiğiniz gibi, ‘cezadan suçtan bağışlanmak, mağfiret’ anlamına geliyor. Berat etmiş; yani suçundan bağışlanmış, kurtuluşa ermiş manasına geliyor. Sevgili Peygamberimizin (sav) ifadesi ile bu gecede pek çok Müslümanın affı ilahiye nail olduğu bizlere naklediliyor. Bir mağfiret, lütuf gecesi bu. Öyleyse bu gecenin kıymetini bilelim, ulaştığımız bu günlerin kıymetini bilelim. Allah’a (cc) dönmek için, Allah’a (cc) iltica etmek için, tövbe etmek ve taat, ibadete yönelmek için; bu geceleri bir fırsat, bir ganimet bilelim. Günahları, bir daha dönmemek üzere terk edelim. Tövbenin esası böyledir kardeşlerim. Tövbeyi sadece dilimizle değil; bütün gönlümüzle, bütün benliğimizle yapalım. Allah’ın (cc) emir ve yasakları bize, her şeyden sevimli ve sevgili gelmeli. Allah’ın (cc) yasakladığı şeyler bizlere, her şeyden çirkin görülmelidir. 

Bu geceleri fırsat bilerek kendimizi bir hesaba çekelim. Hz. Peygamberimiz (sav) buyuruyor: “Hesaba çekilmeden önce, hesabınızı görünüz.” Bu gecelerde kendimizi hesaba çekelim, sorguya çekelim. Çok ibadet ve zikir yapmaktan ziyade iç hesaplaşmaya, kendi kendimizi sorgulamaya önem verelim. Geçen kandilden bu zamana, hatta hayatımızın başından bu güne gelinceye kadar işlediğimiz masiyetin hesabını yapalım. Artılarımızı, eksilerimizi düşünelim. Artılarımız galipse, Allah’a (cc) taat ibadet içerisinde bulunuyorsak, Hz. Allah’a (cc) şükredelim. “Ya Rabbi sen bizlere ibadeti, taati sevdirdiğin için, biz bunlara muvaffak ettik; bu senin bir keremindir, senin inayetindir” diyerek Allah’a (cc) şükredelim. Masiyet içerisinde yaşıyorsak, masiyetimiz, günahımız ağır basıyorsa bunları terk etmek için Hz. Allah’tan (cc) yardım dileyelim. Huzuru ve kurtuluşu, dünya saadetini Allah’a (cc) taat ve ibadette, Allah’a (cc) inançta arayalım arkadaşlar.

Talihsiz bir ortamda, talihsiz bir dönemde yaşıyoruz. Değerlerin dengesi bozuldu. Gençlik yıllarımdan bugüne kadar hayatı gözlemlediğimde, mananın madde lehine bozulduğunu üzülerek görüyorum. İnsanın bundan otuz yıl öncesine göre refah düzeyi, ekonomik düzeyi yükseldi. Ama üzgünüm; manen fakirleştik, yoksullaştık. İslam ahlakından, Kur’an ahlakından, Peygamberimizin (sav) getirdiği o yüce ahlaktan; üzgünüm uzaklaştık. Bunu görmemek mümkün değil arkadaşlar. Bugün huzur bulamıyorsak, ibadette, namazda huzur ve huşuyu temin edemiyorsak; demek ki yediğimiz lokma temiz değildir. Demek ki arkadaşlık yaptığımız insanlar uygun değildir. Demek ki sosyal çevremiz gözden geçirilmelidir. İbadette taatte, huzur ve huşuyu bulmak durumundayız. İşte bunda en birinci faktör, yediğimiz lokma helal olmalı ve arkadaş çevremize dikkat etmeliyiz. Hakikaten üzülerek görüyorum, manen yoksullaştık. Çünkü biz biraz da, kendi kendimizi yönetme gücünden yoksunuz. Bizi birileri, medya, istediği istikamette yönlendiriyor. Tamamen tüketici bir toplum haline geldik. Biz ihtiyacımız olanın değil; bize dikte edilenin, bize empoze edilen şeylerin peşinden koşuyoruz.

Onları almak ile mutlu olacağımızı zannediyoruz. Yani içimizdeki manevi boşluğu eşyayla, arabayla, lüks ile doldurmak gibi bir gayretin içindeyiz. Belki farkında değiliz ama yaptığımız bu. Yani önümüze konan materyallerin birini alıyoruz, daha onun borcunu ödemeden yerine bir başka materyal konuyor. Bu bizi devamlı bir kovalamacaya itiyor; devamlı maddenin peşinden koşuyoruz. 

Allah bana lütfetti, bir ömür karınca kararınca insanlara hizmet ile geçti, pek çok mümin ve Müslümanı tanıma fırsatım oldu elhamdülillah. Pek çok insanla tanıştım. Ama üzgünüm, üzgünüm bu bana pek çok yaralar da gelirdi. Günümüzde madde egemenliği hâkim. Eğer cebinde para varsa cebin doluysa, senin kusuruna günahına bakılmıyor. Cebin dolu değilse, gariban bir Müslümansan, erdemliysen, bunun toplumda pek bir yeri bulunmuyor. Yani maddenin hâkimiyeti var, maddenin lehine değerler dengeler değişti. Öyleyse biz Allah’a (cc) ve ahirete inanan insanlar olarak, davranışlarımızı buna göre tanzim edelim; yeniden düzenleyelim. 

Günümüzde bencillik hat safhada. Hazımsızlık, çekememezlik hat safhada. Madde doyumsuzluğu, en ileri boyutlarda. Artık günümüzde kaypaklık, döneklik, üzgünüm karakter haline geldi. Kaypaklıktan ve döneklikten utanmıyoruz, bunu pişkinlikle yapıyor ve kabulleniyoruz. Müslüman mert olmalı! Özü sözü bir olmalı! İçi dışı bir olmalı! Verdiği sözün arkasında durmalı!  Akşam bir türlü sabah başka türlü olmamalı. Güvenilir olmalı! Peygamberimize (sav) ne denmiş? ‘Muhammedül emin’, güvenilir insan. Biz onun ümmetiyiz, biz de emin insan olmalıyız. Her gün renk değiştirmemeliyiz. Her gün bir başka vaziyet almamalıyız. 

İşte bu durumlar, bizleri birbirimizden kopardı. Toplumda kimsenin kimseye güveni yok. İnsanların zengini de yoksulu da korkunç bir yalnızlığın içinde. Bu yalnızlığı kimimiz alkolle, kimimiz müzikle, kimimiz eşyayla, kimimiz şöhretle doldurmaya çalışıyoruz. Bunun altında yatan manevi boşluktur, manevi doyumsuzluktur. Bugün arabamız var, eşyamız, lüksümüz var, ama dostumuz yok, arkadaşımız yok. Öyle değil mi arkadaşlar? 

Güvenle, içimiz ısınarak gidip kapısını çalacağımız, dertleşip halleşeceğimiz bir dostumuz yok. Yalnızlaştık. Neden? Çünkü ahlaki bir erozyona uğradık. Ahlaken bozulduğumuz için oluyor bunlar. Günümüzde moda haline gelen, -benim kendinden, toplumdan kaçmak olarak nitelediğim- bir internete sığınma var. Bir sanal dost, arkadaş arama var. Öyle değil mi arkadaşlar? Bu da yanlıştır. Bu da bizi kendi çevremizden, kendi arkadaşlarımızdan koparıyor. Bu da, bir başka sığınma şeklidir. Biz dostumuzu, arkadaşımızı internette değil, çevremizdeki insanlarda arayalım. İnternetteki dostluklar sizleri huzura kavuşturmaz. Oralarda uzun uzadıya zamanınızı israf etmeyin. İnsanlar hatasız olmaz. Dostlarımız hatasız olmaz, bunları bağışlamayı bilmeliyiz. Biz onları bağışlayacağız, onlar da bizi bağışlayacak. Yani tekrar internetten insana dönelim. Çevremize dönelim. Çünkü yeryüzünde, insanın yerine konabilecek bir başka değer yoktur arkadaşlar. İnsanlar bugün bozulsa da, dejenere olsa da, insanın yerine koyabileceğimiz bir başka değer yoktur. Öyleyse huzuru, çevremizdeki arkadaşlarda arayalım. Huzuru Allah’a (cc) inançta ibadette taatte arayalım ve biz etrafımızdaki insanları, arkadaşlarımızı, eşimizi, dostumuzu, Kur’an ve sünnet istikametinde yönlendirelim. Bu da bir görevdir arkadaşlar.

Günümüzdeki Müslümanların eksikliklerinden biri de neme lazımcılıktır. ‘Bana zararı yok, ne me lazım, ne hali varsa görsün’ anlayışıdır. Bu yanlıştır. Bugün mahallede çıkan yangın, zamanında müdahale edilmezse, senin evine ulaşabilir. Biz hep bir ne me lazımcılığın içindeyiz.

Öyleyse gelin arkadaşlar, bu geceleri yeniden fırsat ganimet bilelim. Hz. Allah’a (cc) yönelelim. “Ya Rabbi bizleri Kur’an istikametinde, Hz. Peygamber (sav) istikametinde yönlendir. Bize kendi sevgini, habibinin sevgisini lütfet ya rabbi. Kur’an ve sünnete uygun yaşamayı bizlere kolaylaştır Ya Rabbi” diyerek Allah’a (cc) iltica edelim. “Bugünün hayırlara vesile olmasını dilerim” klasik bir sözdür. Elbette ki biz de hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Ama hayırlara vesile olması için, bir adım da atmak mecburiyetindeyiz. Kendimize düşen görevi de yerine getirmek mecburiyetindeyiz arkadaşlar. Neme lazım yok. Atalarımız, dedelerimiz, büyüklerimiz bizden evvel İslam’ın bir takım çilesine zorluk ve sıkıntılarına katlanmışlardır, bu emaneti bizlere ulaştırmışlardır. Biz de bu kokuyu almışız. Biz de bizden sonrakilere ulaştırmak için bir şeyler yapmak durumundayız. 

Benim şöyle bir sözüm vardır. “Mademki yaşıyorum, nöbet sırası bendedir. İnandığım davaya nasıl hizmet edebilirim?” İşte biz bu soruyu sorduğumuzda, bu şuura eriştiğimizde çok şey değişir arkadaşlar. Nöbet sırası bizdedir yaşayan Müslümandadır. Önümüze bir takım sıkıntıların, zorlukların çıkması son derece doğaldır. Bunlar bizim şevkimizi ve cesaretimizi kırmamalıdır. Önümüze çıkan zorluk ve sıkıntılar başarının keyfini ve önemini arttırır. Başarının zevkini arttıran güzel şeylerdir bunlar. Ufacık bir taşa takıldık diye hemen düşüp kalmayalım. Kalkıp devam edelim. Zorluklar ve sıkıntılar cesaretimizi kırmamalıdır, bizleri yormamalıdır, yıldırmamalıdır. Müslüman kararlı olmalıdır. Yüce Peygamberimiz (sav) çok büyük zorluklara katlanmıştır. O davanın çilesine katlanmıştır ve o dava onların eliyle zafer bulmuştur. 

Şimdi biz şu Müslümanın yaşantısını, asr-ı saadet Müslümanının yaşantısı ile mukayese edebilir miyiz? Hangimizin imanı, bir sahabenin imanına denktir? Öyleyse gelin biz, manevi zararlarımızı görelim arkadaşlar. Bunun muhasebesini, muhakemesini yapalım. Hep başkalarını eleştirmekle, başkalarını kötülemekle, topu hep başkalarına atmakla kendimizi kurtaramayız. Biz kendimizi Allah’ın (cc) emrettiği şekilde yaşamaya yönlendirirsek kazançlı çıkarız. Bizim en büyük dostumuz da kendimizizdir. Kendine dost olmayan kimseye dost olamaz arkadaşlar. Kendine nasıl dost olacaksın? İşte Allah’ın (cc) emrettiği gibi Peygamberin (sav) emrettiği gibi yaşamaya çalışıyorsan; sen sana dost olursun. İşte o zaman senin sözün başkalarına da tesir eder. İnsanlar sadece söz ile irşat edilmez. Söz ile bir yerlere yönlendirilmez.

İnsanlara davranışlarımız ve ahlakımız ile örnek olmalıyız. Güvenilir olmalıyız. Güvenilir bir insan değil isen, çok ibadet dahi yapsan bu pek bir şey değildir. Sabırlı ve kararlı olalım. Kendimizi muhasebe, muhakeme edelim. Kendimize düşen görevleri yapmanın gayreti, bilinci içinde olalım. Allah (cc) yardımcımız olsun. Başka zaman yapamıyorsanız da arkadaşlar, bu gecenin bir saatinde kalkmaya, iki rekât namaz kılmaya gayret edin. Yanmış bir gönülle, mahcup bir gönülle Allah’a (cc) iltica edin. “Ya Rabbi bizi bağışla” diyerek Allah’a (cc) yalvaralım. Eşinizin, çoluğunuzun, çocuğunuzun, dostunuzun bağışlanması için de dua edin. Secdeye yatın. Secdede uzun uzun kalın. Allah’a (cc) iltica edin kardeşlerim. Allahtan (cc) yardım isteyin. Bizim tek dostumuz Allah’tır (cc) . Tek yardımcımız Allah’tır. 

Biz O’nun rahmetine, keremine her nefeste muhtacız. Bizi yürüten O, durduran O. Varlığa getiren, büyüten, rızıklandıran O. İmanla şereflendiren O. Bütün gönlümüzle, bütün benliğimizle Allah’a (cc) dönelim. İçimizi O’na dökelim. Acılarımızı O’na dökelim. Bizim tek dostumuz tek sahibiz O’dur. Bizim kurtarıcımız O’dur, arkadaşımız O’dur. Darda zorda kaldığımız zaman iltica edeceğimiz tek makam O’dur. O’nu unutmayalım. O’nun emir ve yasaklarını hayatımıza geçirmek için azami gayret sarf edelim.

Allah’a (cc) emanet olun. Allah (cc) tekrar tekrar böyle gün ve geceler yaşamayı hepinize nasip etsin. Allah (cc) yardımcınız olsun…

Yorum bırakın