Hepinizin kandilini tebrik ederim kardeşlerim. Tasavvufta, mükellefin dedikleri bir ilim var. İlham dedikleri bir ilim var ve salih rüyalar var. Tasavvufta bu üç ilimden de istifade ediliyor. Aklın ve naklin ötesinde bir ilim tarzı bu kardeşlerim. Tasavvufta bu üç ilim de önemseniyor. Salih rüyalar peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüz olarak kabul ediliyor. Peygamberimize (sav) risalet görevi verilmeden önce sadık rüyalarla bildirilirmiş. Bir takım meseleler, bir takım bilgiler açılırmış. Tasavvuf yolunda da bu tür rüyalar önemseniyor, değer veriliyor.
Biz de zaman zaman rüya anlattırırız. Bizde rüya anlatan bir arkadaşımız var. İşte rüyanın son bölümünde Peygamberimiz (sav) şöyle söyledi dedi: “Ahmet tevhidi kolaylaştırdı.” Tevhit! Bizim asıl buraya geliş nedenimizin ruhu bu. Tevhidi anlayabilmek, gizli şirkten kurtulabilmek. Meselenin özü, can alıcı yeri bura kardeşlerim. Ama bu ne ile oluyor? Yaşayarak elde edilen bir ilim oluyor. Yani sadece kitap okuyarak olmuyor. Olmaz! Bizim size bu anlattığımız meseleler yaşayarak, bilerek konuştuğumuz meseleler. Yani sadece kitabi bilgiler değil. Kitabi bilgilerden istifade etmiyor muyuz? Ediyoruz ama yaşayarak bildiğim şeyleri konuşuyorum. Burada da yaşayarak bildiğim şeyleri okuyorum. Özü bu. Yani, meselenin ruhu tevhit, gizli şirkten kurtulabilmek.
Tabi bu konu çok kritik bir konu. Burada şiddetli tartışmalar oluyor. Taraflar oluyor. Âlimler arasında farklı görüşler oluyor. Ama bunu da bir Allah’ın (cc) rahmeti olarak kabul etmek lazım. Yani bizim gibi düşünmeyenlere yahut bizim sevdiğimiz, değer verdiğimiz evliyadan çok fazla düşünen âlimlere buğz etmemek lazım kardeşlerim. Yine bu hadisle sabit; “Ulemanın ihtilafı rahmettir”, peygamberimiz (sav) böyle buyuruyor. Bu bir rahmettir. Fazla üstünde ık-mık etmemek lazım halk tabiri ile. Bu ihtilaf rahmettir. Allah’ın (cc) takdiridir. Öyle düşünecektir, böyle düşünecektir. Herkes gönül âlemine yakın yerden Allah’ın (cc) ipine tutunacaktır. Ulemaya buğz etmeden böyle anlamak gerekiyor. Bu bir yerde tevhidin de gereği oluyor.
Ben fazla menkıbe konuşmuyorum. Bu benim meşrebimde, karakterimde pek yok. Geçmişte bir şahıs yahut birileri İbni Arabi’ye çok buğz edermiş. İbni Arabi’yi sevenlerden bir şahıs da bundan çok ciddi bir şekilde rahatsız oluyor. Bu zat, talebesi diyelim. İbn-i Arabi “Bu buğuz eden insanlar Allah (cc) ve Resulüne (sav)inanıyorlar mı” diyor? İnanıyorlar” diyor. “Öyleyse o insanlara buğz etme bana inanmaları illa şart değil” diyor.
Biz, bizim gibi düşünmeyenleri yahut tevhit akidesinden, tevhidi farklı anlayanlara buğz etmekten, ileri geri konuşmaktan, boyumuzu aşan şeylerden uzak durmalıyız. Yani daha sakin, daha sabırlı, daha sükünetli, daha hoşgörülü olmak durumundayız. Bu bir yerde tevhidin ve edebin gereğidir. Böyle anlıyorum aciz kardeşiniz olarak.
Şimdi bu son yıllarda Türkiye’de bir takım hoca efendiler, âlimler çıktılar. Alışılmışın, klasik anlayışın dışında farklı şeyler konuştular. Şimdi adam diyor ki, ben hayatımı Kur’an’a verdim diyor. Adamın yazdığı kitaplara bakıyorsun, bir sürü kitap. Resmen ben hayatımı Kur’an’a verdim diyor. Vermiş. Yazdığı kitaplara bakıyorum, İslam konusunda kuvvetine bakıyorsun, geniş. Şimdi kalkıyor, bir bakkal, kasap, manav, benim gibi bir işçi bu adama hücum ediyor. Yanlış! Sen onun gibi düşünmeyebilirsin, fikirlerini kabul etmeyebilirsin, ama haddini de bil! Gerek yok yani. O benden daha iyi biliyordur yahut o da öyle düşünüyordur deyip geç, üstünde durma, yani sen kalkıp da dağ gibi bu âlimle boy ölçüşmeye kalkışma. O öyle düşünüyor olabilir. Ama ben böyle düşünüyorum, inanıyorum, onun dediğinde de gerçekler vardır. Ama bunu da söyleyen âlimler, arifler, evliyalar var gibi daha mutedil çizgide olmak lazım.
Çünkü Müslümanların bugün birliğe, beraberliğe çok şiddetle ihtiyacı var. Bölünmeye değil, birliğe ihtiyacımız var kardeşlerim. Yani ufak tefek meseleleri, çok ciddi görüş ayrılıkları da olabilir. Bunları fazla abartıp, bölünmek, parçalanmak, birbirimize buğz etme zamanı değil şimdi. Birlik, beraberlik olma zamanıdır. Çünkü insanlar kardeştir diyor Kur’an. Ölçü bu. Farklı düşünüyordur, olur. Farklı çizgide hareket ediyordur ama inananlar kardeştir. Neticede Allah’a (cc) inanır, Peygambere (sav) inanır, yaşama noktasında farklı davranışlar sergiler, ama fazla tefrikacı olmayalım, bölücü olmayalım, birlikten yana olalım, hoşgörülü olalım, sabırlı olalım.
Şimdi dedik, konu tevhit. Meselenin ruhu tevhit. Ama olayın birde sosyal boyutları var. Bu sosyal boyutlar da işin tamamen bu tevhit boyutunun dışında değildir. Olayın bu sosyal boyutlarına da baktığımız zaman, bir takım oyunlar oynanıyor, bir takım işler. Üzülüyorum olaylar karşısında ama var bunlar. Öyleyse Müslümanlar birbirleriyle uğraşmayı, didişmeyi bırakmalı. Bak zaman gösteriyor, olaylar gösteriyor. Öyleyse birlik içinde olmak lazım. Hacı Bektaş Veli’nin bir sözü var ya, ‘bir olalım, diri olalım’ öyle bir sözdü. Bizim de ona ihtiyacımız var. Birliğe dirliğe ihtiyaç var. Anlaşıyor mu kardeşlerim. Benim yapım, karakterim bu. Beni uzun yıllardan beri dinleyen kardeşlerim var, bende tefrikacılık yoktur katiyen. Hep birlikten yanayım. Hoşgörü ve sabırdan yanayım.
Ben on beş-yirmi sene evvel burada, bu mecliste -beni dinleyen kardeşlerim hatırlayacaktır- ben demokrasiden yanayım demiştim. Öyle değil mi arkadaşlar? Demokrasiyi dillendiren yöneticiler hiç ağzına almıyordu bu sözü. Ben yirmi sene evvel dedim. Ben demokrasiden yanayım. Demokrasiyi benimsiyorum. Kimse kimseye şu adına, bu adına tahakküm etmemeli.
Yine on beş-yirmi sene evvel, Cemevleri açılmalıdır dedim mi arkadaşlar? Evet, dedim. Bunu Sünni Müslüman ağzına alamıyordu. Çünkü Türkiye’de bir Alevi gerçeği var. Bu kardeşlerimiz Alevi’dir. Ama bizim kardeşlerimizdir. Allah’a (cc) , Peygambere (sav) inanır, bu toprakların insanıdır, değil mi? Aynı bu cümleleri kullandım. Bizimle beraber askere gider, savaşır, ölür, öldürür, vergi verir. Bu Cemevleri açılmalıdır dedim. Bu insanlar şöyle veya böyle, artık görüş ayrılığı, şudur budur. Camiye gelmemiş. Sen de bunu başarıp getirmeyi bilememişsin.
Öyleyse bu insanlar orada ne yapacaktır? Ehl-i Beyt sevgisi işlenecektir. Dışarıdan gördüğümüz kadarıyla. Bunlar açılmalıdır. Bugün hangi çizgiye gelindi? Cemevleri açılmalıdır…
Demek ki biz, zaman zaman ileriyi görmüş olmanın ve bir de bunu söyleyecek kadar cesaretli olmanın da sıkıntısını da yaşadık ve yaşıyoruz. Bu günde belki bir takım meseleleri konuşuyoruz. Bu da bize sıkıntı getiriyor ama neticede hep bizim dediğimiz gibi oluyor olaylar. Ben bunu kesin olarak övünmek gibi bir niyetle asla söylemiyorum. Bunu söylemişsem, bunun bana Allah’ın (cc) ilham etmesidir. Allah’ın (cc) bana bildirmesidir. Benimde size duyurmamdır. Bu bizi sosyal barışa götürecektir. Kıyamet kopmaz ya. O da gitsin saz mı çalıyor, çalsın değil mi? Sosyal barış ancak bir takım hakların özgürlüklerin tanınmasıyla mümkün olur. Yoksa dayatmayla, diretmeyle, ben böyle düşünüyorum, bu böyledir mantığıyla olmaz.
İslam kardeşlik dinidir, hoşgörü dinidir, bağışlama dinidir. Peygamberimiz (sav) bunu ısrarla yaşamış, hayatına geçirmiş, anlatmış. Kendisine zülüm eden, hayatına gasp eden insanları dahi bağışlamış Mekke’nin fethinden sonra. Biz, bizim gibi düşünmeyen, farklı düşünen kardeşimizin bile gırtlağına sarılacak kadar kinleniyoruz. Bu olmuyor. Peygamberimizin (sav) metoduna uymuyor bu davranışlar. Bizim için örnek insan, model insan odur. Peygamberimiz (sav) bütün bu ariflerinde, ulemanın da feyizlendiği, ışıklandığı noktadır. Yani O’nu iyi sevmek lazım, O’nu iyi anlamak lazım.
O’nun yolundan gitmeye azami şekilde gayret sarf etmek lazım. O’nun hayatını hayatımıza geçirmeye çalışmamız lazım. İyi niyetli de olsak O’nun metoduna, öğretisine ters düşüyorsak yanlıştır. Bize hücum eden din düşmanlarına karşı hoşgörülümü olacağız? Yok, böyle demedim, böyle de demiyorum, O da yapmamıştır zaten. Ama güçlü olduğu zaman bağışlamayı bilmiştir.
Bu olaylardan sonra Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Bey meydanlara indi mi? İndi. Bir takım insanların bu gün maskeleri düşüyor mu? Düşüyor. Olaylara sosyal boyuttan baktığımız zaman kim dostumuzdur, kim düşmanımızdır bunları da fark etmeliyiz yani. Ben demiyorum ki, Allah’a (cc) düşmanlık edenleri dost edinelim. Tevhidi böylede anlamıyorum. Elbette kendilerine verilen bir görev vardır. Onlarda onu yapacaktır. Biz yine Kur’an’m çizdiği yoldan, Peygamberimizin (sav) tarif ettiği yoldan, elimizden geldiği kadar gitmeye çalışalım. Bu işi yaparken lütfen parti taassubunu, şunu bunu, şartlanmalarımızı ortadan kaldıralım. Olaylara daha yukarıdan, tepeden bakalım.
Şimdi Türkiye’de farklı görüşler var, farklı cemaatler var. Farklı tarikatlar, farklı mezhepler var. Bunlar olacaktır. Bunlar İslam’ın güzelliğidir. Bir bahçede çeşit çeşit çiçekler var. Bunlar olur, olmalıdır, olacaktır. Fazla daralmayalım. Ama bizde kendimize daha sağlam, daha emniyetli bir yol çizelim. İslam sadece bizim mezhebimizden ibaret değildir kardeşlerim. Peygamberimizin (sav) yelpazesi geniştir. Olaylara daha geniş bakalım. Daralmayalım. Ama sağlıklı da düşünelim. İslam Hanefilikten, Sünnilikten de ibaret değildir. Falan tarikattan, filan tarikattan de ibaret değildir. Bunların hepsi derin bir nur-ı Muhammedi’den (sav) beslenir. Allah (cc) yardımcımız olsun.
Müslümanlar birbirleriyle itişmeyi, didişmeyi bırakıp ta -yani şu arkadaşların dışındadır şu söyleyeceğim sözler-bizim gücümüzün üstündedir ama niçin İslam alemi bu kadar geridir, neden batıya bu kadar muhtaçtır, bağımlıdır? Bunun hesabını yapmalıdırlar. Memleketin evladını birbirine düşürmek yerine bunun hesabı yapılmalı. Neden? Bir dünya, üzerinde gelişmiş ülkeler var mı? Var. Bunlar söz sahibi. Bunlar tabiri uygunsa zahiri manada, kesret manasında patron. Ne diyorsa öyle oluyor. Bunların içerisinde bir tek İslam ülkesi var mı? Yok. Bu gün Ortadoğu’da Türkiye biraz toparlandı, palazlandı. Biraz iç barış geldi. Ekonomide bir sıçrama, düzelme oldu. Her taraf rahatsız oldu. Batı istiyor ki bunlar devamlı karşımızda el pençe beklesinler. Şimdiki mevcut komutan da biraz dik duruyor. Allah (cc) yardımcısı olsun. Sen niye dik durursun diyorlar. İşte Müslümanlar bunun hesabını yapmalı.
Bu gelişmiş ülkelerin arasında İslam ülkeleri de olmalı kardeşlerim. Müslüman artık uçağını yapmalı, gemisini, fabrikasını yapmalı. Tembelliği, ataleti bırakma zamanı. Birbirimizle uğraşma zamanı değil. Bunlar çok gerilerde kaldı. Sizin tarikat, bizim tarikat, sizin-bizim mezhep değil bu iş. Neden İslam âlemi bu kadar geri? Almanya patron. İşte onun gibi ülkeler. Türkiye bunların arasında olmalı. Başka da zaten Ortadoğu’da bu sıçramayı yapacak, ufukta hiç kimsede pek gözükmüyor. Buradan bizi yönetenlere sesleniyorum tabi. Elbette burada onların kulağı vardır şimdi. Biz onlardan onu bekliyoruz. Elbette barışı temin etmek onların görevidir. İnşallah bu gerginlikler sonu rahatlar, herkes kendisine çıkan payı, dersi alıyordur yani. Herkes için bir ders alma zamanı. Şimdi arkadaşların kafası, gönlü bu meselelerle dolu iken, bu konuda da kendi görüşümü size arz etmeyi uygun buldum. Ama ben buraya inerken bunları konuşacağım aklımın ucundan bile geçmedi.
Tevhid konusuna dönecek olursak, tevhid yaşanarak bilinmesi gereken bir mesele. Yani kitabi bilgi ile olmaz bu işler. Seyr-i sülük denen manevi ruhani bir yolculuk var kardeşlerim. Bu seyri sülük bir mürşidin nezaretinde olur. Bu mertebeleri yaşamış, buralarda bilgiler edinmiş, halen, zevken yaşamış işi bilen insanların nezaretinde olur. Şimdi kalkıyor bazı hocalarımız onlara saygı duyuyorum. Saygıyla anıyorum, Allah (cc) razı olsun kendilerinden. Tasavvufa çok şiddetle karşı çıkıyorlar. Güzel ama tasavvufu benimseyen, mürşide bağlanmayı farzdır diyecek kadar ileride konuşan çok büyük alimler var. İmam-ı Gazali, İslam’ın yetiştirdiği yıldızlardan yani. Düşüncede, felsefede mesela İbn-i Sina. Bunlar büyük şahsiyetler. Tasavvufu benimsemiş düşünce devleri var. Büyük âlimler var. Şimdi bu kadar âlimin, arifin benimsediği bir yolu sen bir çırpıda ret etmen pek hoş bir hareket değil yani. İncitici oluyor. Öyle düşünmeye mecbur değilsin ama bu kadar da kırıcı olmaya gerek yok değil mi kardeşlerim.
Bu yeni değil tabi. Böyle tasavvufun horlanması, aşağılanması yüzyıllar boyu olmuş, ama yüzyıllar boyu da dağ gibi âlimler, arifler yetişmiş. Bu gün bir İbni Arabi çok büyük bir âlim, çok büyük bir arif. Yüzyıllar boyu günümüze eserleri geliyor. Anadolu’da da çok büyük insanlar, alimler, arifler var. Eserleri var. Bu gün sen ret ettiğin konuyu ısrarla savunuyor. Öyleyse Müslümanları birbirine düşürmeyelim. Birbirimizi fazla incitmeye lüzum yok. Onun için biraz daha mutedil olmak lazım. Bu tür şeyler duyduğumuzda, okuduğumuzda bizim cesaretimizin kırılmaması, içimizin de bulanmaması gerekiyor. Yolumuzda kararlı, ısrarlı, sabırlı yürümek durumundayız.
Tevhid yaşayarak bilinir. Yaşayarak anlaşılır. Hakikat ilmi yaşanarak elde edilen bir ilimdir. Taklidi imandan tahkiki imana geçiştir bu. İşte orada, o noktada ne demiş Yunus Emre, sevgili Yunus’umuz :
“Yetmiş iki millete aynı gözle bakmayan
Halka müderris olsa da hakikatte cahildir”.
Konu hakikat ilminin açıldığı bir âlemdir. Tevhid ilminin açıldığı bir âlemdir. Bunu halen, zevken yaşadığın zaman senin bu âleme bakışın değişir. Allah (cc) yardımcınız olsun. Gerekli şeyleri söylediğime inanıyorum.


Yorum bırakın