
Bu eser, bir şairlik veya bilgelik hevesinden doğmuş değildir. Aksine, her kelimesinde büyük bir çilenin nakşını, derin bir tefekkürün ve manevî hallerin izlerini görürsünüz. Allah yolunun taliplerine, eskimeyecek, değerinden bir şey kaybetmeyecek ilkeler va’zeder.
Yazılanlar, ilhamlara açık bir gönülden süzülen hikmetlerden ibarettir. Ötelerden gelen bu esintiler, hassas ve istidatlı sineleri kavrayıp, sanki çok uzun bir yolculuğa hazırlar gibidir.
Okudukça, önünüzde bir takım aydınlık kapılar aralanır, mânevi bir iklime sokulduğunuzu hissedersiniz. Burcu burcu Tasavvuf kokan, ilâhi aşkla yüklü mısralarla gönlünüz kanatlanır. Unutulmaya yüz tutmuş, bir duygu ve düşünce atmosferi sarar sizi. Bazen yaşayamamanın ezikliği bir sızı olur, oturur yüreğinize. Bazen de ümit kıvılcımları yanar, aydınlığı sımsıkı tutarsınız içinizde.
Sonra kendinizi sorgularsınız. Böceklerin bile meyvelerin özüne inebilmek için kabuklarda dolaşıp, bir çatlak aradığını düşünür, hayıflanırsınız. Maddeyi ve nefsi aşamamanın acısı, ötelerin arzusu, birbirine karışıverir.
Biz bu duygularla okuduk. Öyle umuyoruz ki, her okuyan da bizim hissettiklerimizi yaşayacaktır.
Bu kitapla ilgili bazı açıklamaları da yazmadan geçemedik;
İslami yaşantının, menfi propagandalarla örselenmiş Tasavvufi boyutu, kısa ve özel olarak anlatılmıştır. Ancak ayrıntıya inilmekten kaçınılmıştır. Tasavvufun ne olup, ne olmadığı noktasında net kabülleri oluşturacağına inanıyoruz. Ayrıca insana, insan sevgisine, insan-ı kâmile ve hoşgörüye dair mısralar veya sözler, çok nadir incelikleri yakalamış görünüyor. Tevbeden vuslata kadar pek çok ıstılaha değinilmiş, anlaşılır hale getirilmiş.
Pek çok söz ve şiirin iki anlam boyutu vardır. İlkinden zahiri anlamı ile herkes bir şeyler anlayabilir. İkincisi ise bilgi ve hali müsait olanlar içindir.
Gönül adamları bulundukları beldenin değil, belki de yaşadıkları asrın süsüdürler. Sözleriyle, gelecek nesillere de ışık tutarlar. Onlar, peygamberlerden sonra, insanlara Allah (C.C.)’ı tanıtan, vuslat yolunda ilerlemelerini sağlayan mürebbi ve mürşidlerdir.
İşte, Ahmed-i Garibullah Hazretleri de uzun yıllardır sohbetleriyle, yaşantısıyla, insanları, Hak yoluna cezbeden bir hizmet eridir. Nefsin süfli bataklığından onun vesilesiyle kurtulanların sayısı az değildir. Bu hizmetleri yaparken eziyetlere katlanmış, eziyet edenlere de iyi muamelede bulunmuş bir gönül adamıdır.
Sözü tesirli, nefesi yakıcıdır. Engin tevâzuu, O’nu, halktan biri, sıradan bir insan gibi halkın içinde kaybolmaya iter. İnsanlara karşı sevgi ve merhametle muamele, onun bir başka güzel vasfıdır.
Hele Kur’an ve Sünnet çizgisinde, İslâm büyüklerinin yolunda tavizsiz yürüme gayreti ve insanları davet noktasındaki çabası takdire şayândır. Örnek bir müslümandır.
Kısaca; Allah ve Resûlü’nün aşkı ile kavrulmuş bir gönüldür. O, Muhammedî hüzündür, gözyaşıdır. Halvette ve celvette, Hak’ta yokoluştur. “Ölmeden evvel ölünüz” sırrına eriş, yeniden diriliştir. İsteklerden arınış, ilhâmlara mazhar oluştur.
O, kısaca, dopdolu bir ömür, bu âlemde bir gariptir. Bize sorarsanız; nûrânî, bir güzel bir simânın ötesinde, bizlerin yıllardır bulmaya çalıştığımız yitiği, kayıp bir sevdâdır, hikmettir, irfândır…
Bu sözlerin bir gönül adamını anlatmada oldukça kifayetsiz kalacağını biliyor, sözü uzatmadan sizleri kitapla başbaşa bırakıyoruz.
Bizleri feyizlendirerek istifade ettirmesi için Feyyaz-ı Mutlak’a iltica ediyoruz.


Yorum bırakın