Merhaba sevgili konuklar, hepiniz hoş geldiniz. Geçmiş bayramınızı (Ramazan) tebrik ediyor, hepinize daha mutlu bayramlar, daha mutlu yarınlar diliyorum. Buraya gelip teşrif etmekle bizi bir kez daha yüreklendirdiniz, bir kez daha cesaretlendirdiniz. Size hizmet etmekten onur duyuyoruz, kıvanç duyuyoruz.
Arkadaşlarımız çok güzel şiirleri ile, çok güzel musiki ile içimdeki fitili ateşlediler. Büyük bir duygu yoğunluğu içerisindeyim. Bu atmosferi, şurada huzurlarınızda aşabilirsem birkaç cümle konuşmak isterim sevgili konuklar. Bizim söylemlerimizi bilen, yazdıklarımıza, düşündüklerimize aşinalığı olanlar; “Bu adam yine sevgi yüklü konuşacak, bu adam yine insan yüklü konuşacak” diye tahmin ediyorsanız, yanılmıyorsunuz. Yine sevgi ve insan yüklü konuşacağım. Ne Doğu’nun ne Batı’nın; insanın hayranıyım ben, insanın…
“Akıllı olmanın onurunu taşıyan yüce insan! Doğu medeniyetine, Batı medeniyetine vücut veren, o muhteşem varlık; insan!”
Bu sözün gelişmesi bende nasıl oldu, kısa bir anısı var, arz etmek isterim sizlere:
Merhum Cemil Meriç’in, beş altı yıl kadar önceydi, kitaplarını okumuştum. Kitaplarında irfanı savunuyordu. Doğu’yu irfanın yurdu, Batı’yı kültürün yurdu olarak gösteriyordu. Üzülerek şurada beyan edeyim ben irfanın yurdu olduğu kanaatini taşımıyorum. İrfanın yurdu olmaz, her yerde irfanlı insanlar yetişmiştir, yetişir.
Orada şunu müşahede ettim, içimde bu bir kabarcıktır. Bugün, burada bunu dışarı atıp rahatlamak için konuşuyorum. Elbette konumuz, sözümüz Cemil Meriç’e endeksli değildir. Orada, irfanı savunan bu insanın kitaplarında, düşünürümüz, merhum yazarımız: “Benim hocalarım Voltaire (Volter) dir” diyordu, “Balzac (Balzak) tır” diyordu eserlerinde. Voltaire Fransa’nın yetiştirdiği aydınlanma çağı filozoflarından biridir. Rönesans’tan sonra yetişmiştir. Akılcıdır. Akılcı olmasından kendi adıma rahatsızlık duymuyorum. Balzac yine Fransa’nın yetiştirdiği dünyaca ünlü romancıdır. Gençlik yıllarımda okumuştum. Ama bunları savunan yazarımız gönül isterdi ki Doğu’nun büyük irfan adamlarına da kitaplarında yer versin. Bu maalesef yoktur. İrfanı savunan insan “Benim hocalarım Voltaire ve Balzac” diyorsa bu benim adıma talihsizliktir. Üzülerek arz ediyorum talihsizliktir…
İşte bizim insanımız! İşte bizim Yunus’umuz, işte bizim Mevlana’mız! Gönlü hareketlenmeyen insan kaldı mı şurada? Yunus’un Mülkü Bekadan adlı ilahisini dinlerken etinize, kemiğinize, iliklerinize kadar bu vecd, bu coşku, bu sevgi işlemedi mi? Biz sevgi deyince, irfan deyince Yunus’ları anlarız, Mevlana’ları anlarız, İbn-i Arabi’leri anlarız, Sadi’leri anlarız… Üzgünüm başı başka gövdesi başka bir insandı bu sizin hayran olduğunuz. İçinizde sevenleri vardır, rahatsız olmasınlar, heyecanımı mazur görsünler. Ben bu sıkıntıyı beş altı yıl önce yaşadım ve asıl beni rahatsız eden nokta şuydu: “Halk kaz sürüsü” diyordu “Kaz”. İrfandan nasibini almamış bu akıl adamı halkı kaz sürüsüne benzetiyordu. Yani köylü, çiftçi, hastanede hemşire, kapıda nöbet tutan polis, hudutta nöbet tutan asker… Halk! Tarlada çalışan kardeşlerim, hastanede nöbet tutan kardeşlerim, ben hepinizi seviyorum.
Cemil Meriç’e hayır diyorum! Cemil Meriç’in şahsında halkı küçük gören, halkı aşağılayan, halkı iten mantığa hayır diyorum. Ve ben, bir parça irfandan nasiplenmiş biri olarak ukalalık etmiyorsam, hakka tecavüz etmiyorsam, irfandan bir parça koku almış biri olarak diyorum ki: “İnsanlık bir bütündür. Doğusuyla Batısıyla bir bütündür İnsanlık. İnsanlığı ben bir aileye benzetiyorum. Büyük bir aileye benzetiyorum Sizin hepinizi aynı firmanın ürünleri olarak görüyorum. Sizin hepinizin alnında, Doğulusunun-Batılısının, Alevisinin-Sünnisinin, Sağcısının-Solcusunun hepinizin alnında o ‘İlahi İradenin’ yapıştırdığı etiketi görüyorum. Siz ondansınız. İnkâr etseniz de bu gerçeği değiştiremezsiniz. Çıkış noktası birdir, tektir. Bütün her şeye vücut veren o tek kudret, yegâne kuvvet Allah’tır (C.C).”
Sözün burasında dönüyoruz insana. Cemil Meriç’e endeksli değil anlatımız. Burada, şu Doğu-Batı medeniyetine bir bakın. Şu gün insanımızın, toplumdaki yerine, görevine, konumuna, yaptığı işe, yüklendiği misyona bir bakın… Bütün bu oluşuma, bütün bu güzelliklere vücut veren insan…
Peki, insana vücut, varlık veren kim? İnsana vücut veren Allah (C.C). “Allah (C.C)” dediğimiz zaman burada, sevgili konuklar, hümanizmadan ayrılıyoruz. Buna kısaca değinmek gereğini hissediyorum. Hümanizmadan ayrılıyoruz! Nedir bu hümanizma? Nedir bu felsefi doktrin? Nedir bu sosyal terimin içeriği? Nedir, kısaca insanı aşırı şekilde yüceltmektir. İnsanı aşkın divanından, yani Allah(cc) tan koparmaktır. İnsanı kendi kendine yeterli kılmaktır. İşte biz insana vücut veren Allah (cc) tır dediğimiz zaman hümanizmadan ayrılıyoruz ve bütün bu kâinata vücut, varlık verenin Allah (cc) olduğuna inanıyoruz. İnsanı Allah’tan (cc) kopardığımız zaman ne çıkar karşımıza. İnsanı Allah’tan (cc) kopardığımızda bunalım çıkar, acımasızlık çıkar, göz yaşı çıkar, kaos çıkar, kan çıkar, karmaşa çıkar; çıkmıştır, çıkıyor da. İnsanı Allah’tan (cc) koparmamalıyız. Bizim bu moral değerlerine her zaman ihtiyacımız vardır.
Allah’a (cc) hayır diyen, sosyal-siyasal, dini- manevi bütün değerlere hayır diyen ateizmin ölümsüz isimlerinden Alman filozof Nietzsche(Niçe) vardır. 1900’de ölmüştür. Bu talihsiz filozof “Tanrı öldü, biz hepimiz Tanrı’nın katilleriyiz” diye bağırmıştır. Tanrı ölmemiştir, Nietzsche ölmüştür. Ama Tanrı’nın milyonlarca hayranı vardır ve olacaktır.
Tanrısızlık Nietzsche’ye ne getirmiştir, O’nun gibi düşünenlere ne getirecektir? Nietzsche bunalım insanıdır. Nietzsche sıkıntılıdır. Ömrünün son iki yılını tam bir cehennem içinde, azap içinde yaşamıştır. Tüm değerlere hayır demiştir. Şefkat, merhamet, sevgi gibi bizi biz yapan değerlere karşı çıkmıştır. Egoizmi adına karşı çıkmıştır. Beyninde yaşattığı o ‘üstün insan’ formülü adına karşı çıkmıştır bu değerlere…
Kazandığı ne olmuştur Nietzsche’nin? Bunalım olmuştur, sıkıntı olmuştur, stres olmuştur. Sevgiye, şefkate, merhamete karşı çıkan bu filozofun ölümü şöyle noktalanmıştır; kısaca söyleyeyim size. Sevgiye, merhamete karşı çıkıyor, bunları zayıflık olarak görüyor. Hatta zayıf insanların ölüme terk edilmesini ister Nietzsche. Evinden çıkmış yolda giderken caddede bir arabacıya rastlar Nietzsche. Araba çukura düşmüştür, arabacı atı kamçılamaktadır. Atın gücü yetmemekte, düştüğü çukurdan arabayı çıkaramamaktadır. Arabacı kırbacı çalar ata. Nietzsche oradan haykırır: “Dur” der, “Vurma” der. “Atın yüklerini boşaltalım, gücü yetmiyor, Ondan sonra çıkart bu arabayı buradan”. Arabacı acımasızdır; Nietzsche’nin kendi övdüğü gibi. “Sen karışma” der. Nietzsche onun yakasından tutar ve arabacı Nietzsche’yi tekmeler ve talihsiz Nietzsche’nin, yıllarca karşı çıktığı sevgi duygusu, merhamet duygusu, şefkat duygusu orda kabarır, arabacıdan aldığı darbelerle evine gider ve ölür.
Biz insanımızı inancından, Allah (cc) ından koparmayalım. Nietzsche’nin düştüğü bataklığa biz insanımızı düşürmeyelim sevgili dinleyiciler. Allah’a (cc) inanmak bizim için, toplum için büyük rahatlık getirecektir. Bugün bireyselliği ön plana çıkartmışız. Bireysellik gereklidir; dozunu ayarlamak lazım. İşte bugün herkesin hayran olduğu Amerika (!) da yılda elli bin kişi intihar etmektedir ve bir o kadar da buna teşebbüs edip başaramamaktadır. Bunalımlı, sıkıntılı, stresli toplum olmuştur. Gelin biz Allah (cc) inancından kopmayalım. Benim şöyle bir sözüm vardır: “Sen oyunu sevgiden, barıştan yana kullan, kavga bitmeyecekmiş, varsın bitmesin.” Burada kavganın bitmeyeceği vurgulanır. Ama biz oyumuzu sevgiden, barıştan yana kullanalım. Sizi bu sevgiden yana, barıştan yana oy kullanmaya davet ediyor, teşvik ediyorum sevgili kardeşlerim…
Size okuyabilirsem, ilk kez böyle bir salonda şiir okuyacağım, bir şiir yazdım. Daha önce şiir okuyan kardeşlerimizin şiirleriyle kıyaslanmayacak kadar zayıftır, güçsüzdür; benim gibi güçsüzdür ama gönlümden kopmuştur bu. Umut ediyorum beğeneceksiniz:
MEKTUP
Merhaba Hasan,
Bizi bilirsin sen.
Eskiden neysek,
Yine öyleyiz.
Düşe kalka yürüyoruz,
Doğru bildiğimiz yolda.
Yorulsak da yılmadık,
Kararlıyız yürümeye
Sevgi, barış ve kardeşlik diyoruz yine.
Yarınlardan umutluyuz Hasan,
Umutluyuz yarınlardan.
Karamsarlığa pirim yok bizde, bilirsin.
Çiçekler çağlaya durduğunda,
Tohumlar boy attığında topraktan,
Görüşmek umuduyla Hasan,
Şimdilik hoşçakal!
***
Ey sevgili!
Üşüdükçe seninle ısınırım
Seninle serinlerim yandıkça.
Sevginle dolarım, seninle dolarım seni andıkça.
***
Ey sevgili!
Sevginden gayri ne varsa gönlümden atmak isterim,
Yüzümü koyup yere kapında yatmak isterim.
***
Yaralanırsan bir gün
Sağa sola bakınıp durma
Sana lazım olan sendedir,
Sana lazım olan sendedir.
Yar sende, yaran sendedir…


Yorum bırakın